KAHRAMANMARAŞ, UNESCO’NUN “EDEBİYAT ŞEHRİ” UNVANINI ALMALI MIDIR?/mehmet raşit küçükkürtül

mâlum olduğu üzere kahramanmaraş’ın “unesco edebiyat şehri” diye tescillenmesi, bir hedef olarak şehrimizin idaresini elinde bulunduranlar tarafından dile getiriliyor. bu fikrin nasıl ortaya çıktığını, kimlerin teklifiyle şekillendiğini, kültür çalıştayı türünden bir şûrada mı karara bağlandığını bilmiyorum. ama sözkonusu hedefin  çeşitli kereler, farklı kişilerin ağzından dillendirildiğine şahit olduk. evvelemirde böyle bir hedefin sıhhati üzerine düşünmekte fayda var. şehrimiz, unesco’nun mezkûr listesine girmeli midir? acaba kahramanmaraş unesco’nun edebiyat şehri seçtiği beşinci şehir olsa iyi olur mu? türkiye, tanmizat’la iyiden iyiye tebarüz edip saflaşmış bir kültür mücadelesinin içerisinde: yeri gelmiş “alaturka-alafranga”, yeri gelmiş “mürteci-asrî” ve bazen de “sağcı-solcu” diye ayrışmaya gidilmiş. bu ayrışmanın, tefrikanın ortaya çıkmasında ise hep aynı kültür savaşı var. batı medeniyeti ile yüz yüze gelmenin doğurduğu bir kültür savaşı bu. peki, türkiye’nin bugün el’an dünya siyasetinde bulunduğu yer; birleşmiş milletler gibi müeyyidesiz, tarafgir, göstermelik ve köhne bir müessesenin yan kuruluşunun “aferim listesine” girmek gibi kültür hedefleri koymaya müsait mi? bu soruyu, türkiye’nin kendi iç dinamiği olan kültür savaşı bakımından da sorabiliriz. naçizane kanaatim o ki sorunun iki türlü sorulmasında da cevabı  müşkildir. hakkında düşünmekte fayda mülahaza ettiğimiz bu soruya bıyık altından gülen ve içten içe “geçti bunların pazarı…” ümitsizliğine ve banka ekstrelerine gömülen süslü muhafazakarları bir kenara bırakıp özlü bir cevap ile meselenin bu tarafını bağlayalım: her cümlenin “yerli ve millî” sıfatlarıyla dolup taştığı şu günlerde unesco’nun koyduğu ölçülere gönül indirmenin doğru olmadığı muhakkaktır.

bir kültür savaşının içerisindeyiz dedik. vakıflar aracılığıyla birçok ihtiyacını gideren bir sosyal örgütlenmeden bugünlere geldik. belediyelerin kendisini nasıl konumlandırdığı bir mesele olarak durmaktadır. okulların açıldığı sıralarda bir belediye “kitaplar devletten, kırtasiye bizden” şeklinde bir sosyal yardım işi yapıyordu. benim burada dikkatimi çeken, belediyenin kendisini devletten ayrı konumlandıran bir üslupla slogan geliştirmesiydi. belediyenin konumunu başka örnekler üzerinden de düşünebiliriz. bugün ne tür faaliyetler icra ettiğinden tam olarak emin olamadığım “kültür evi”, “bilgi evi”, “sosyal etkinlik merkezi” türünden birçok belediye kurumları açılıyor. yine taziye evi ve kütüphane adı altında etüt salonları da belediyeler tarafından açılıyor. halkın buraları “devlet binası” olarak gördüğü kolayca tahmin edilebilir. aynı halkın, kendi parasıyla yaptırdığı ve idaresini devletin bir birimi olan diyanete bıraktığı camileri ise kolayca sahiplendiği görülür. belediyenin yaptırdığı taziye evinin caminin müştemilâtına dahil olduğunu düşünelim bir an için, bu durumda artık camiden sayılan taziye evinin veya başka bir kurumun sahiplenilmesi daha kolay olacaktır. bu örnekten hareketle kültür siyasetinin de yeniden ele alınması yerinde olacaktır. meselâ dört senedir kitap ve kültür fuarı yapılıyor kahramanmaraş’ta. bu fuarın, müspet bir sosyal tesiri olduğunu dikkat eden herkes görmüştür. bu fuar faaliyetleri çerçevesinde yaşar kandemir’in ulucamide örnek bir şifa-i şerif dersi yaptığını düşünün. yahut camilerimizde o hafta vaaz kürsülerinde davet edilen hocaların, mesela bilal kemikli’nin “mevlid külliyatı”nı ve mevlid kültürünü anlattığını düşünün. herhalde bu tip faaliyetler, içerisinde bulunduğumuz kültür savaşında “yerli ve millî” olan adımlar olacaktır.

serdar yakar bey, bir sohbetimizde, osmanlı devrinde saraçhane civarında bir sahafın kısa bir süre için açıldığından söz etmişti. sahaflık, bizim kültürümüze ait bir kitap tedavül şekli. bugün de yerini büsbütün kaybetmiş değil.  kahramanmaraş’ta da “yeryüzü sahaf” adıyla mustafa mızrak abimiz bu işe emek veriyor. onunla beraber daha çok “kelepir kitap” işi yapan ismail demir abimizin “demkâr”ını da yıllardan beridir berdevam olduğu için anmayı bir vefa borcu sayarım. herhalde türk dünyası için örnek bir “edebiyat şehri” temsili çıkarsak içerisinde muhakkak sahaflar olacaktır. bugün belediye çarşısındaki, demirciler çarşısındaki kadim zanaatlarla uğraşanların berdevam olması için duyulan iştiyak ve gösterilen teşvik “yeryüzü sahaf”a gösterilmez, yanına yenileri eklenmezse herhalde edebiyat konusunda müddei olmak muhal olacaktır. kırtasiye merkezli yürüyen bir kitapçılığı aşmak için bir kitapçılar çarşısına ihtiyacımız var. saraçhane camii etrafının böylesi bir kültür çarşısı olduğunu düşünün. saraçhane’de kahramanmaraş belediyesine ait bir “şehir kitapçısı”nın açıldığını ve mustafa mızrak’ın sahafının buraya taşındığını düşünün, kültürel teşviklerle burası büyüyecektir. dün burada yer alan mevlevî kültürünün de “kalıntı” olmaktan kurtarılması bölgeyi eski atmosferine kavuşturmaya yarayacaktır.

muhakkak ki bir şehrin ilim ve edebiyat ufkunu kütüphaneler belirler. kahramanmaraş’ta belediye tarafından birçok kütüphaneler açıldı. fakat kabul etmek gerekir ki buralar kütüphaneden daha çok etüt salonu olarak vazife görüyor. bu, istenilmeyen veya kötü sayılan bir netice değil elbette. bir ihtiyacı ortaya koyması bakımından, bugün yaşadığımız evlerin ders çalışmaya elverişli mekanlar olmadığını göstermesi bakımından dikkat çekici bir netice. benim dikkat çekmek istediğim husus: aslî vazifesini ortaya koyan bir kütüphane yoktur kahramanmaraş’ta. elbette, bir kütüphane kültürü de yoktur; bu da kabul etmemiz gereken bir hakikattir. peki, böyle oldu diye kütüphane işinden vaz mı geçmeli? burada tekrar cami örneğine dönmekte fayda var. camilerde ve okullarda devamlı ve canlı kitaplıklar kurmak konusunda belediye-milli eğitim-müftülük arasında bir proje niye yürütülmesin? camiler ve okullar kütüphane kültürünün oluşmasında vazife görecek yerlerdir. nitekim ismail erünsal’ın kaydettiğine göre kahramanmaraş’taki ilk kütüphanede alaüddevle bozkurt bey’in ulucamide kurduğu kitaplıktır. yeri gelmişken ifade etmekte fayda var. inşa edildiği devirde şehrin en işlek yerinde bulunan karacaoğlan il halk kütüphanesi maalesef bugün, kenarda, memurlarının içeri giren birini görünce “eyvah biri daha!” gözüyle baktığı, sandalyelerinin nuhnebiden kaldığı, kimi bölümlerinin toz içinde olduğu ve 16.30’da memurlarının “artık gidin!” diyen gözlerle taciz ettiği bir yer. bunun yerine şöyle düşünün: eski ssk binası ile yenişehir hastanesinin yerine büyük bir kütüphane… zemin kat, tamamen çay ocağı, kitap kahve, kitap kulübü, kafe, ciltçi, fotokopici gibi yerlerden oluşmak üzere üst katları kütüphane ve okuma salonlarından müteşekkil, 24 saat açık ve o çevrede kesafet kazanan üniversite talebeleri için bir sığınak… böyle bir il halk kütüphanesi, önünde büyüme hedefleri ve öğrenci sayısını artırma arzusu olan sütçü imam üniversitesi için de desteklenecek bir proje olur kanaatindeyim. belki böyle bir kütüphanenin kuruluşunda 75 bin kitabı ve daha iyi hizmet standardıyla üniversitenin kütüphane birimi rehberlik de edebilir. 


(1 rebiülahir salı 1439 – 19 aralık 2017 salı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder