Cemiyet hayatının en mühim
müessesesi olan aile, asırlardan beri tevarüs eden fiili idamenin ve ahlaki
mirasın ibtidai merkezidir. Bir medeniyetin berdevam olması sadece kıymettar
bir maziye ve tarihi bir mirasa sahip olmasıyla mümkün değildir. Asli idame; o
medeniyetin irfanını, geleneklerini, tasavvurunu ve ahlaki şuurunu istikbale
nakledecek insan unsurunun mevcudiyetine müstenittir. İşte aile, bir cemiyetin
mücerret ve müşahhas ahlakının, tarihi hafızasının ve medeniyet tasavvurunun
inşa edildiği ilk mahaldir. Zira aile, Esma-i Hüsna'nın insanda tecellisinin en
berrak şekilde inikas ettiği mukaddes bir talimgahtır.
Berhayat olduğumuz fetret demlerinde
bu mukaddes müesseseyi inşa mertebesinde karşınıza çıkacak kadın lobisi en
nafiz ve kudretamiz teşkilatların tesirini bile gölgede bırakacak bir faaliyet
ve ziya-i şems süratini imrendirecek bir süratle bu tefessühe nasıl iştirak
edip neşrettiğine ibretamiz bir halde müşahede ediyoruz. Ben görmedim, kızım
görsün mazeretiyle, bir defa izdivaç ediyorum şımarıklığıyla, aman gençlerin gözü
kalmasın teşvikiyle önüne geçilemez ebada ulaşan bilcümle tezvirat…
Mukaddes aile müessesenin inşasına
mukaddem söz, nişan ve düğün merasimleri maalesef kahir ekseriyetle kadınlar
tarafından ciddi bir tefessühe maruz kalmıştır. Bu lobi tarafından tatbike
zorlanan israf, debdebe ve lüzumsuz masarif; nikahın ve izdivacın manevi
bereketini gölgelemekte, izdivacı kolaylaştırması gereken bir fiilken
hezeyanlar neticesi zuhur eden merasimler onu ağır bir külfete
dönüştürmektedir. Daha da hazini, muhafazakar tavrıyla temayüz eden şehirlerde
berhayat kadınların bu israfı, dini ve içtimai bir zaruret gibi telakki
etmesidir. Böylece Allah'ın emri ve Rasulullah'ın sünneti üzerine bina edilmesi
gereken bir müessese, örf kisvesi altında nefsin hevesatına, debdebe ve
tantanaya teslim edilmektedir.
Bugün kız istemeden izdivac
merasimine kadar devam eden serencam, kahir ekseriyetle izdivacın manevi
mahiyetinden uzaklaşarak adeta mestur bir rekabet müsabakasına tebeddül
etmektedir. Bir defa izdivac ediyoruz şımarıklığıyla tebyiz edilen, aman
gençlerin gözü kalmasın diye tezyin edilen, kimin daha şaşaalı merasim yaptığı,
kimin daha fazla sarf ettiği bir izdivac merasimi maalesef şan u şeref
mertebesine nispet edilmektedir. Oysa bu müsabakanın ne aileye ne de cemiyete
iktisab ettirdiği baki bir hayır vardır. Bilakis daha izdivacın evvelinde ihmal
edilen manevi esasların neticesi, ziyadeleşen boşanmalar ve sarsılan aileler
olarak karşımıza çıkmaktadır.
İnsanlık tarihi kadar eski olan
izdivaç merasimleri, dini evamir ve sahih örf üzerine bina edildiğinde
cemiyetin vahdet ve muhabbetini tahkim eden güzel vesilelerdi. Elbette her
ailenin maddi imkanatı ve tarz-ı hayatı muhteliftir, merasimlerin de buna göre
eşkalinin tezahürü pek tabiidir. Ancak berhayat olduğumuz fetret demlerine
calib-i dikkat bir muvazenesizlik zuhur etmiştir. Acaibtir ki seküler muhitte
izdivac merasimi daha sade icra edilirken, muhafazakar muhitte şaşaa ve israfın
daha bariz hale geldiği müşahede edilmektedir.
Halbuki İslam'da izdivacın
meşruiyeti için esas olan, nikahın ilanıdır; şaşaa ve debdebe değildir. Mazide
medeniyet gelenekleri sıhhatini muhafaza ettiği demlerde izdivac gelenekleri de
bu taksimat üzerine tesis edilmiş, din evamirine mugayir olmayan örf ve
adetlerle teşekkül etmiştir. Fetret demlerinde ise izdivac merasimleri, kahir
ekseriyetle birkaç saatlik nümayişe büyük servetlerin sarf edildiği bir teşhir
vasıtasına tebeddül etmiştir. Üstelik izdivac merasimi evvelinde zuhur eden
dini ya da örfi hiçbir istinadı mevcut olmayan talepler bu hamaliyeyi daha da
sakil hale getirmektedir.
Zaten iktisadi meselelerle mücadele
eden cemiyet dahilinde izdivac merasimlerinde vuku bulan israfat; sadece
ailelerin muvazene-i maliyesini ziyan etmemekte, aynı demde yeni içtimai
meselelerin de kapısını aralamaktadır. Borçlanarak tesis olunan haneler, daha
ilk günden ağır bir mali külfet altında ezilmekte; bunun yanında zengin zevatın
icra ettiği şaşaalı izdivaç merasimleri, guraba ve fukarada mahcubiyet teşekkülünün
yanı sıra inşikak-ı içtimaiyeye sebebiyet vererek şahs-ı maneviyi ifsad
etmektedir.
Meselenin bir de dini ciheti vardır.
Bugün izdivaç müessesesinde berdevam tefessühün mühim esbabından biri de
ebeveynlerin meseleyi, dini ahkamın hududundan ziyade örf haline gelmiş gayr-ı
sahih ibtila ile mütalaa etmeleridir. Kahir ekseriyetin din telakkisi, kitabi,
fıkhi ve tasavvufi bir zeminden ziyade mesnetsiz örfi kabullere müstenittir. Bu
sebeple dinin emri zannedilen nice tatbikat, hakikatte hiçbir meşru istinadı
olmayan nevzuhur adetlerden ibarettir.
Müstakbel damat, daha izdivacın
başındaki serencamda hem dünya hayatını maddi cihetten müşkül hale gelmekte hem
de mecbur ve maruz kaldığı israf sebebiyle ahiret mesuliyetini tahmil
etmektedir. Haydi bu tefessühe karşı İbrahimi bir tavırla medeniyet müdafaası
yapmaya çalışın bakalım. Hemen bu lobi tarafından taarruza maruz kalırsınız. Oysa
ümmet dahilinde nice fukara ve muhtaç zevat varken servetlerin birkaç saat
nümayiş uğruna sarfı, üzerinde ciddi şekilde tefekkür edilmesi gereken bir
vebaldir.
Günümüz isteme merasimlerinde
mevzuun maneviyatından dem vurulması gerekirken daha ziyade iktisadi rahatlık
tedariki ve arz edilmesi vecibe olan! maddi talepler konuşulmaktadır. Halbuki
asıl sual edilmesi gereken; damat namzedinin helal rızık temin edip etmediği,
maişetini meşru yoldan tedarik edip etmediği, dini mesuliyetlerine riayet edip
etmediği ve hanesini hangi ahlak üzerine bina edeceğidir. Günümüzde isteme
merasimleri de baba hanesi haricinde tatbike başlamış artık. Bu merasim için hususi
salonlar varmış. Görgüsüzlüğün bini bir para! Gerçi mezkur meselenin ihtiva
ettiği maneviyeatın kocaman çiçekler, çikolatalar ve olmazsa olmaz gümüş gondol
kadar ehemmiyeti yok. Bu hezeyanı kim başlattı ise artık.
Halbuki kız isteme merasiminde
lisanen ifade edilen "Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle" niyazı,
sadece bir gelenek değil; aynı demde ilahi bir emanetin teslim alındığını ifade
eden ciddi bir niyazdı. Eskiden bu söz, aile tesisinin dini mesuliyetini
tahattur eden bir ahit hükmündeydi. Bugün ise tuzlu kahve kadar dahi ehemmiyet
arz etmeyen dahili boş şekli bir ifadeye inkılap etmiştir.
Nereden başlayalım ki tahlil etmeye? Bu tefessühü en bariz şekilde çeyiz
temininde görmek mümkündür. Çeyiz meselesi misal… Çeyizler, ihtiyaçtan ziyade
teşhir ve biriktirme isteğinin mahsulü haline gelmiştir. Alnı secdeye gelmeyen
kızlarımızın çeyizi süslü işlemeli seccadelerle dolu. Ömründe saçını
setretmemiş kızımızın çeyizinde onlarca yemeni ve başörtüsü var. Eline zikir
için tesbih almamış kızımızın onlarca tesbihi var. Muhtemelen hanede bir köşeye
terk edilecek ceviz oyma sandığında neler var neler ama bunlar ekseriyetle hiç
açılmaz.
Yemek takımları, tabak, çanak bir takımdan ziyade olmalı, ne de olsa her gün
fukara doyuruluyor ya hanede! Perde, tül, çarşaf birkaç kat olmalı yoksa
kifayet etmez.
Sonra söz, nişan merasimleri… Tepsi tepsi
tatlılar, gümüş tepsi olmazsa olmaz, illa o kurdele bağlanacak. Süslenmiş
makaslarla o kurdele kesilecek. Gelin namzedi süslü ve şaşaalı libas ile icra
olunacak meramisimi sosyal medyada paylaşmaya hazır.... Çiçek aman ha
unutulmasın.
Nişan salonda yapılacak! Kızımıza
nişan elbisesi alınacak, birkaç saat giyilecek ve cemiyet dahilinde hiç
kullanılmayacak bir elbise için lüzumsuz sarfiyat…
Günümüzde bir izdivaç merasiminin
masrafı asgari masarif ile vasati 500-600 bin mücavirinde ve bu korkunç rakam
birkaç saatlik riya için yapılan israfat. İnsanlarımızın; debdebe merakının,
açgözlülüğünün, israfının bir hududu olmalı! Sadece bu dünya için berhayat
olmadığımızın idrakinde olunmalı artık. Kız tarafı damattan yüzlerce gram
altın, bilezik, kolye vesair istemek zorunda olmamalı el alem ne der tanrısının
buyruğunu red ile Alemlerin Rabbinin emirlerine riayet ederek izdivac merasimi
en şaşaalı mekanda yapmamalı. Birkaç saat giyilecek kına elbisesi için, beyaz
bir tülden müteşekkil gelinlik için binlerce lira dünyalık sarfı nasıl tarif
edilir acaba? Bekarlığa veda diye nevzuhur şımarık adetleri hiç mevzu bahis
yapmaya üzerinde kalem oynatmaya dahi lüzum yok.
Dahilini ekseriyeti israf ve
lüzumsuz ihtişamlı eşya ile doldurduğumuz dairelerde ikamete mecbur
edilirsiniz. Halbuki ne yüzlerce gram altın, ne şaşaalı salonlar, ne de birkaç
saat giyilecek gelinlik, damatlık said ve bahtiyar bir hanenin teminatıdır.
Asli ihtiyaç; helal lokma, birbirine mukabil hürmet, merhamet ve meveddettir.
Bunların yerine hiçbir eşya ikame edilemez.
Bugün birçok aile, idrakinde olmadan
içtimai itibar uğruna izdivac edecek namzetleri azim mali külfetlere mahkûm
etmektedir. Alınan eşyalara münasip ev aramak, ihtiyaçtan değil intizardan
tevlid eden masarifi tabii görmek ve bunları aile şerefiyle irtibatlandırmak,
izdivacı kolaylaştıran değil zorlaştıran etvardandır. Böyle bir bidayetin
huzursuzluk, geçimsizlik ve nihayeten boşanmayla neticelenmesi ise hayretfeza
değildir. Takdir edersinizki Allah'ın emri ve Rasulullah'ın kavliyle başlayan bu
serencam, Karun'un israfını hatırlatan ameliye ile devam edemez.
Artık bir defa evleniyoruz
şımarıklığıyla hareket etmek yerine, bir ömür saadetle berhayat bir hane
tesisine niyet şuuruna ricat zaruridir. Sade bir izdivac merasimi yapmak,
israftan kaçmak ve imkan nispetinde hareket etmek ayıp değil; bilakis sünnete
muvafık bir tavırdır. Ne var ki cemiyet içinde mevcut lobinin ziyadeleştirdiği
içtimai tazyikat, ekseriyetle bu sadeliği tercih etmek isteyen gençlerin önüne
mani olarak çıkmaktadır.
Ne güzel olurdu ki evlenecek bir
hanım, müstakbel hayat arkadaşına: "Nakısa zamanla ikmal olunur. Yeter ki
kursağımıza helal lokma düşsün, huzurumuz ve muhabbetimiz eksik olmasın. Dünya
için sarf ettiğin gayreti ahiretimiz için de sarf et" diyebilseydi. Böyle
bir talep hem aileyi hem de cemiyeti ihya edecek en büyük sermaye olurdu.
Bir kız babası müstakbel damadına,
"Evladım, bugün kızım benim mesuliyetimden senin mesuliyetine intikal
ediyor. Allah huzurunda evvela onun, sonra da kendi nefsinin hesabını
vereceksin. Hanene helal rızık getir; aileni maddi ve manevi cihetten muhafaza
et ki iki cihanda da saadete eresiniz." diyebiliyor mu? Yahut bu nasihati
dinlemeye hazır bir nesil yetişiyor mu? Bu sualler üzerinde samimiyetle
tefekkür etmek mecburiyetindeyiz.
Gelinlik, damatlık, nişan, kına,
kuaför, harici sahada fotoğraf çekimi ve bunlara her geçen gün ilave olunan
nice masraf kalemi; izdivacın asli maksadını ne kadar geride bıraktığımızı
idrake kafidir. Böylece izdivac merasimleri, nikahın ilan edildiği mütevazı
merasimler olmaktan tahliye olup tantana ve debdebenin teşhir edildiği ritüel
haline gelmiştir. Ailenin şeref ve asalet mertebesi; takva, güzel ahlak ve
muhabbetle değil, takılan mücevherat, mobilya vesair dünyalık ile tesbite
başlanmıştır.
Neticede cemiyetimizde berhayat olan
beşer, dosta hasıma mahcup olmamak namına yılların müktesebatını birkaç saatlik
merasimler uğruna sarf etmekte; hatta borçlanmayı dahi tabii görmektedir. Oysa
mahşer günü Rasulullah'ın, "Ümmetimin fukarası perişanken bu israfı neden
yaptınız?" diye hitap ettiğini tahayyül bile insanı bu mevzuda muhasebeye
sevk etmelidir.
Cemiyetimizin bilcümle ulvi
hasletlerinin tel tel döküldüğü bu fetret demlerinde ne güzel düğün yaptılar
dedirtmek için tertip edilen merasimler ile başlayan izdivaçların azim kısmı,
maalesef kısa bir müddet sonra tezahür eden huzursuzluk ve geçimsizlik esbabıyla
mahkemelerde noktalanmaktadır. Artık bu ifrata ve bu israfa dur demek idini ve
içtimai bir vazifedir. İzdivac; şaşaanın değil, bereketin, takvanın ve
mesuliyet şuurunun üzerine tesis edildiğinde hem fert hem de cemiyet için
hakiki manada huzur vesilesi olacaktır.
Esasında kolaylaştırılması gereken
bu müessese, zamanla bu nevzuhur lobi tarafından örf adı altında fasılasız imal
edilen külfetlerin ve şaşaa arzusunun tesiriyle artık felaha erişilmesi güç bir
müşkilat haline getirilmiştir. Bunun vebali yalnızca ailelerin değil, bu malul
telakkiyi devam ettiren bütün cemiyetindir. İnancımız, izdivac eden kimsenin
dininin yarısını tamamladığını salık vermiş iken elan müstakbel damatlar
zikredilen menfi ameliye ile halihazırdaki yarısından da olma tereddüdü
yaşıyor. Bu fetret demlerinde izdivacı talep edilen bilcümle israfat ile
zorlaştıran tüm zevat cemiyet dahilinde vuku bulan izdivaca muarız gençlerin
vebalini, hem dünyada hem ahirette tahmil edecekler. Sebep olan yapan gibidir
fehvasınca…
Bugün hanelerimiz eşya zaviyesinden
zenginleşmiş olabilir; fakat huzur, saadet ve meveddet aynı nispette
ziyadeleşmemiştir. Zira insan, ağır borçlar, bitmek bilmeyen tevakku ve her
daim memnuniyetsizlik dahilinde muhabbet ve meveddeti muhafaza etmekte zorlanmaktadır.
Elbette düğün yapılacak, nikah ilan
edilecek, akraba-i taallukat ile saadet taksimi yapılacaktır. Ancak bunun da
İslam'ın ve bu inancın şekillendirdiği medeniyet geleneklerinin tayin ettiği
bir hududu olmalıdır.
Netice itibarıyla aile müessesesinin
ihyası için evvela zihniyetimizi tashih etmemiz zaruridir. Bu hususta da
mikyasımız el alem ne der tanrısının buyrukları değil, Alemlerin Rabbinin
rızası olmalıdır. Zira ahalinin takdiri ve rızasına talip olunamaz; Cenab-ı
Hakk'ın rızası ise hem dünyanın hem de ahiretin saadetidir.
Doğru söylerim, halk razı değil;
Eğri söylerim, Hakk razı değil.





.jpg)

