YİNE PAZARTESİ GELMİŞTİ/Fatih Mehmet KIYAK

Yine Pazartesi gelmişti. Güneş çoktan kendisini göstermiş, birkaç bulut ona karşı çıksa da gece boyu süren sessizliğini bozmuştu. Bütün insanlarla beraber lacivert takım elbiseli adam da bütün isteksizliğine rağmen işe gitmek için yola koyulmuştu. Ayakta zor yer bulduğu otobüsten inip beş dakika yürüdükten sonra her gün görmekten bıktığı, dökülmüş sıvaları, en üst kattakileri hariç kırılmış camları ile ölüm döşeğinde hasta bir adamın hüznünü, yeni binaların arasında kalmasıyla diğer çocukların oyuna almadıkları çocuğun burukluğunu taşıyan binaya yeşil renkli demir kapısından hızla girdi.
Mesai saatine daha on dakika vardı ama nedendir hiç bilmediği o geç kaldım duygusuyla merdivenleri tek nefeste çıkmıştı. Odanın kapısında karşılaştığı ve kafasını kaldırarak bakmak zorunda kaldığı çaycı Hasan Efendiye selam vererek içeri girdi.
Her zamanki gibi pencerenin kenarındaki üzeri boş kâğıtlar, biri daha açılmamış iki kurşun kalem ve can sıkıntısından karalanmış müsveddelerle dolu masa boştu. Aslında beyaz olan ama beyaz demeye bin şahit gerektiren, duvarın yanındaki masanın başına oturdu.
 Ayaklarından biri kısa olduğu için sallanan ve bir türlü fırsat bulup da altına bir şeyler sıkıştıramadığı masası diğerleri kadar olmasa da dağınıktı. Cuma gününden kalma birkaç belgeyi daha sonra imzalatmak için masanın çekmecesine gelişigüzel bırakıp geriye doğru yaslandığında elinde fırından yeni çıkmış simitlerle içeri giren Kemal’i gördü. Odayı dolduran simit kokusunu ciğerlerine çekerken güneş ışığıyla turuncuya çalan kazağını fark etti. Kemal bir başkaydı bugün. Ak düşmüş saçlarıyla birlikte kalın kaşlarında da beyazlıklar fark ediliyordu. Sağ gözünün alt köşesindeki ben daha büyük göründü gözüne. Kemal cüssesinden beklenmeyen kalın sesiyle Hasan Efendi’ye seslendi aniden. İki çay istiyordu simitlere yoldaşlık etmeleri için. O da olmasa bu sıkıcı odanın kahrı çekilmezdi hani.
Gün boyu okunup tek  tek incelenen satış listeleri, her gün en az on kere cevap vermek zorunda kaldığı yanlış numaralar ve Kemal ile yaptığı kısa sohbetler. Yine o sohbetlerden birine başlamışlardı. Balkanlardan gelecek olan soğuk hava kütlesinden, alt kattaki büroda işe yeni başlamış genç adamdan, üç gündür akmayan sulardan bahsettiler. Her zamanki gibi “Bir haftalığına beni başbakan yapacaklar ki…”diye iç geçirirken Kemal, Hasan Efendi çaylarla çıkageldi. Çaylarla birlikte Kemal daha da açıldı. Hatta bir ara heyecanlanıp ayağa bile kalktı. Zaman zaman sesini yükseltiyor, elini sivrice olan çenesine dayayıp biraz soluklanıyor daha sonra kaldığı yerden devam ediyordu.
Lacivert takım elbiseli adam kendisini düşündü, O’nu düşündü, odayı düşündü. Sırf asmak için asılan ama ne anlama geldiği hiç düşünülmeyen karşı duvardaki ”Adalet mülkün temelidir” yazılı tabloyu, Kemal’in ela mı siyah mı olduğuna bir türlü karar veremediği gözlerini, soğuktan eline yapışan üzerine adı yazılı dolma kalemi düşündü. Bir ara düşündüğü şeyler içinde miydi yoksa o mu düşündüğü şeylerin içindeydi kestiremedi. Aniden bir güvercin kanatlandı pencerenin önünden ve aynı anda bir şeyler yaktı içini, kalbinin derinlerinde bir yerleri güvercinin kanatlanış hızıyla. Kemal’in sustuğunu fark etti lacivert takım elbiseli adam. Bir süre kendilerini masanın üstündeki kâğıtlara verdiler. O arada Hasan Efendi boşları topladı, kapının yanındaki dolabın tozunu aldı.
Kemal kahverengi eski radyosunu açtı. Yurttan sesler korosunun sesi yayıldı odanın her yanına:”Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır…”
Bir kaç merdiven inip dar koridorlardan geçti. Çekmecedeki belgeleri imzalattı ve gittiği yoldan geri döndü.
İçeri girip masanın başına yeniden geçtiğinde güneş bir Pazartesi’nin daha sona erdiğini fısıldıyordu yeryüzüne ve Kemal eşlik ediyordu radyoya:
”Ellerin mektubu gelmiş okunur…”.

1 yorum:

  1. Mehmet Fatih KIYAK'ı öncelikle Yoldaki Kalemler Mustafa Kemal Üniversitesi,Aantakya Meslek Yüksekokulu'ndaki Öğretim Görevliliğinden dolayı kutluyoruz. Bankacı Fatih Mehmet Kıyak'tan yazı beklemek iş yoğunluğu açısından vicdansızlık olurdu belkide. Ama Hoca Mehmet Fatih KIYAK'tan güzel yazılar okumak isteriz.
    Pazarda birine yer açılır da dükkan hep boş olarak durur ya. Fatih Hocanın yeri öyle olmasın diye GÜLBANG'dan emanet aldık bu güzel yazısını.

    YanıtlaSil