KİŞİNİN KİŞİLİĞİ ZARAFET / Furkan EREN


Zarafet sosyal yaşamda nezaketli olmayı, iş yaşamında iş etiketini ve kamusal yaşamda da protokol kurallarını ifade eder.

Zarafetin tarihsel sürecine baktığımızda birey hayatında ve toplumsal yaşamda iletişimi güçlendirdiğini hemen fark edebiliriz kurumsal alanlarda kullanıldığında ise kurumun çalışanları ve halk ile olan ilişkisinde samimiyeti güveni ve doğallığı meydana çıkardığını daha etkili hizmet sunumu sağladığını görmemiz mümkündür.

Batıda İlk kez 13 yüzyılda Fransa’da “protocole” kelimesi ile ortaya çıkan kurumsal alandaki zarafet anlayışı, bizim kültürümüzde çok daha eski tarihlere dayanmaktadır. Türk ve İslam medeniyeti zarafet üzerine kurulmuştur.

Kurumsal anlamda bu uygulamanın metne dökülmesi ise Osmanlıda Teşrifat Nizamnamesi, olarak karşımıza çıkmaktadır. Son yüzyılda hem kurumlarımızda hem toplumsal hayatımızda zarafet unutulmaya yüz tutmuştur. Oysa her alanda sanki bizden ileriymiş gibi takip ettiğimiz batı dünyası zarafeti nezaketi de atalarımızdan öğrenmişlerdir. Bugün bize ait olan bu değerler Avrupa eğitimine iş dünyasına ve devlet yönetimine yerleşmiş ve bu durum onları başarılı kılmıştır. Üzerimize düşen bize ait olana yani zarafete ve nezakete sahip çıkmak birey olarak hayatımızda, toplumsal her alanda ve kurumlarımızda zarafet ve nezaketi ön planda tutmaktır.

Gün geçmesin ki her alanda bir değişim olmasın. Teknoloji ve iletişimin gücü her geçen gün artmaktadır. Dolayısıyla bizler çağın gereklerini yerine getirmeliyiz. Diğer taraftan da değerlerimizi korumalıyız. Zarafetten asla taviz vermemeliyiz.

Gençlerimize ve kardeşlerime buradan sesleniyorum. İnsanların gönlüne hitap etmeyen hiçbir işte başarılı olmazsınız. Alternatifin bol olduğu bu dönemde sizleri farklı kılacak olan temel husus insani ilişkilerinizde, bu ister çalışanınız olsun isterse müşterileriniz, zarafete ve nezakete dikkat etmeniz olacaktır. Bunu başarmanın yolu ise bilmekten ve yerli yerinde kullanmaktan geçer. Sadece bilgi sahibi olmak yetmez. Bilgiyi yaşantı haline getirmelisiniz. Yani günümüzde sahip olduğumuz bilgiden çok, bilgiyi nasıl sunduğumuz önem kazanmaya başlamıştır.

İnsanlar mutlu olmak istiyor. Evinde, iş yerinde, sokakta ve nihayetinde hizmet aldığı kurumlarda mutlu yüzler görmek, bireyi de mutlu kılacaktır. Bizler işletmelerimizde zarafet ve nezaket ile bu mutluluğa hem vesile olmalıyız hem de mutluluğa ortak olmalıyız.

Tebessümün sadaka olduğunu söyleyen bir peygamberin ümmeti olarak, ne kadar az tebessüm ediyoruz değil mi?

Aslımıza dönmenin vakti geldi ve geçiyor. İşlerimizde erdemli olmalıyız. Güven vermeliyiz, insanların mutluluğu bize mutluluk vermeli. Gönül köprülerini zarafet ve nezaket ile kurduğumuz vakit, kısa sürede kendi hanemizden, iş yerimizden başlayarak önce çevremize sonrada tüm insanlara ulaşma ve onları da bu çembere dâhil etme imkânı buluruz. Böylece aslımıza döner yeniden BİSMİLLAH diyerek güzel kapılar açabiliriz.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme