AVLU / Nurcihan KIZMAZ


Hayat yorgunuydu, elleri titriyordu. Ocağa çalı çırpı atarken bayram sabahları erkenden çocuklarına ateşte çorba pişirdiği günler geldi aklına, gayri ihtiyari gülümsedi sararmış yüzüyle, hafiften inledi kimseye duyurmadan, bir köşede sessizce yatan kocasına baktı göz ucuyla, “ne hale geldi dağ gibi adam, yedi bitirdi bu hastalık. Daha ne kadar sürecek böyle” diye iç geçirdi. “Ya bu bayram da gelmezlerse bu kez ne uydurup nasıl teselli ederim” diye hayıflandı. Çok kısa sürdü bu düşüncesi yeri göğü inleten bir gök gürültüsü ardından şiddetli sağanak sesi çekip aldı onu bu evhamından, “eyvah!” dedi. “Şimdi kim çıkıp da dam loğlayacak.”

Hayat arkadaşı yatağa düşeli beri bütün yük omuzlarındaydı Fadıma bacının, her işi yapıyor da şu toprak damın akmasına bir türlü çözüm bulamıyordu, daha on altı yaşındaydı bu eve gelin geldiğinde, baba yadigârı evi bırakıp gitme düşüncesi aklına geldiğinde gözleri buğulanıyor her bir köşesinden gençliğine ait anılar gözlerinin önüne seriliyordu. Yedi çocuktan sadece ikisinin yaşama tutunabildiği bu fakirhane ona cennet gibi geliyordu oysa bir zamanlar.

Gitmeseler olmaz mıydı? “Olmazdı” dedi tekrar içinden, “kızın bahtı gurbetten açıldı neyse ona sözüm yok da ya oğlan, o gitmeseydi, bırakmasaydı hasta babasını, gözü yaşlı anasını buralarda bir başına.” Kendi düşünceleri için kendisine kızdı Fadıma bacı “sonra, ne yapsın ki çocuk buralarda iş yok güç yok sefilliğin bini bir para gitti de hayatı kurtuldu işte” dedi. Biraz sesli düşünmüş olacak ki kendi sesiyle irkildi sonra, sobanın üstündeki taşmak üzere olan sütü son dakikada kurtarmış olmanın ferahlığıyla sesine sahte bir neşe katarak kocasına seslendi “süt içer misin bey?”. Konuşmaya mecali olmayan Osman ede yattığı yerden “Hayır!” anlamında kafasını iki yana hafifçe sallayarak cevapladı bu nazik teklifi. Osman ede ismini mahalleli takmıştı ona gençliğinde. Ede; kardeş, arkadaş, yoldaş, sırdaş demekti; kimin başı dertte kimin bir müşkülatı var herkese el uzatır, derdine çare bulur, kendi dertlerini hiçe sayarak mahalleliye, akrabalarına, dostlarına, yetişmeye çalışırdı.

Şimdi ise bir Allah'ın kulu kapısını çalmıyor kimse halin ahvalin ne demiyordu. İyi ki o iki ineği almıştı zamanında, sütünden yoğurdundan faydalanıyor kalanıyla da harçlıkları çıkıyor kimseye muhtaç olmuyorlardı. Evlerinin bitişiğindeki eski tarihî caminin avlusunu büyütmek için mahalleli ağız birliği edip bu eski evin avlusunu satın almak istemişlerdi, Osman ede zaten dünyadan elini eteğini çekmiş bir kuru canıyla bir minderlik yer teşkil ediyor bu konuda söz sahibi olarak eşinin rızasının olmadığını söylediği için mahalleli gönül koymuş selamı sabahı kesmişlerdi. “Şunun şurasında kaç günlük ömrümüz kaldı ki bırak biz göçüp gidince ne yaparlarsa yapsınlar ahir ömrümüzde bizi yerimizden oynatmasınlar” demişti Fadıma bacı. Haksız da sayılmazdı bu sözlerinde kime gider nereye sığardı ki hasta adamla. Telefon yoktu elinin altında, komşudan arayıp iki kelime zor konuşuyordu oğluyla “nasılsın iyi misin?”den başka konuya girilmiyordu ki elin telefonuyla, önümüzdeki bayram gelirlerse enine boyuna konuşur bir karara varırlardı elbette ama hep bir mazeret gösteriyor, bir türlü gelemiyorlardı.

Kaynamış olan sütün sıcaklığını serçe parmağıyla kontrol ettikten sonra bir kısmını peynir bir kısmını yoğurt mayaladı. Bulaşıkları yıkadı, sobaya odun atıp üstündeki kaynamakta olan güğümün üzerine biraz daha su ilave ettikten sonra ağrıyan sırtını birazcık dinlendirmek için arkasına yaslandı. Gözlerini kapadı yarım saat dinlenip kalkmayı düşünüyordu ki yüzüne damlayan iki damla suyla tekrar doğruldu, dama çıkmayı unutmuştu. Akan yerlere biriken suları süpürüp çukurlaşmış yerlere toprak doldurup loğlamasi gerekiyordu, bir elini beline koyup kalkmaya çalışırken başı döndü iki adım geriye sendeledi tekrar oturdu. Kulağına çıtır çıtır sesler geliyordu önce sobadandır diye aldırış etmedi yağmur cama vuruyor da olabilirdi ama yüreği daraldı pencereden dışarı bakmaya niyetlendiği sırada büyük bir gürültü koptu.
.........
.........
"Beyyy!!!"
........
Eşhedü enlailahe illallah
........
Oğlu kızı bayramı beklememişler ilk uçakla atlayıp gelmişler, mahalleli ise avluyu doldurmuş kimse kimsenin yüzüne bakamıyordu. Cuma namazını müteakip imamın “hakkınızı helal ediyor musunuz*” sorusuna hangi taraf cevap vermeliydi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme