Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.”
A. Hamdi Tanpınar
Bir döngü içerisinde varlığını sürdüren bütün her şey kendi sarmalında zamansızlığın yolcusudur. Yokuşlar, düzlükler hepsi sarmalın içerisinde insanın soluklanmasını sağlayan birer durak misalidir. Vardığımız her durakta kendimize özgü öğrenimlerimizi gerçekleştikten sonra bir diğer durağa geçeriz. Ömrümüz nihayete erene kadar bu şekilde devam ederken hayatımız boyunca zamanın içinde yürüyen yolcularız aslında. Herkes kendi sarmalında esen rüzgârla yönünü bulmaya çalışır. Kimisi için kırkında kimisi için altmışında kimisi için de yirmisinde değişir pusulanın yönleri. Kuzeyden esen rüzgâr güneyin kıyılarını keşfe çıkartabilir belki de bambaşka bilmediğiniz bir pusulanın yönlerini keşfettirir. Yirmi beşinde kucağında çocuğunu emziren anne hayatında daha önce hiç bilmediği bir yönü pusulasında görür. Tolstoy muhtemelen 67 yaşında bisiklet sürmeyi kendi hayat sarmalında vardığı yerden bir sonraki öğrenimi gerçekleştirmek içindi. Bugün Tolstoy’un Bisikleti diye bir kavram var. "ve hiçbir şey için geç değildir." Geç kalmalar istediğiniz yere doğru sizi itiyorsa aslında doğru olan yerde öğrenim gerçekleşiyordur. Hayatın birçok evresinde insan her zaman bir şeye doğru koşma hevesi içerisindeyken zamansızlık kavramını hatırlayamaz.
Yaşantılarımız her zaman tek bir doğru parçası üzerinden akmadığı gibi doğrusal bir çizgide de ilerlemesi mümkün değildir. A. veya C. noktası vardır ama ikisi aynı yerde bulunmamızın imkânı yoktur. Eş görevler için gidilen duraklarda olabilirler başka birçok sebeplerle benzer de edinimlerde sağlayabilirler ama aynı zamanda iki yerde bulunup farklı şeyler öğrenemezsiniz. Burada sarmalların ya da savrulmaların insanı hangi yöne götürdüğü ve neyi buldurduğu önemlidir. Bilinçli yapılan yolculuklar savrulmaları, kayboluşları engeller bütün her şeyi nihai hedefe doğru düzenler. Tolstoy’un Bisikleti bu bağlamda önem teşkil eder. Hayat boyu sürdürdüğümüz bu yolculukta zaman, sizin benliğinizdir. Yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı yahut yapmak istediklerimizi belirli bir tarihe sıkıştırmadığınız takdirde hepimiz zamansız bir yolcuyuzdur. İz bırakan zamansızlık kollarımızdaki saatlerle hesaplanan mükemmeliyetçilikten daha esaslı ve daha kalıcıdır.
Tolstoy zamansızlığı kendi benliğinde keşfetmiş ve altmış yedi yaşında insanlığa bisikletini bırakmıştır. Onun hayat sarmalında bu eylemi gerçekleştireceği durak yaşında saklı değil özünde yapmak istediğiydi. Geç kalmışlık bedenin mazeretidir ruhun saati de zamanı da yoktur. Galebe çalan insan ise kolda işleyen akrep ve yelkovanın hükmü yirmi dört rakımı ile sınırlıdır. Tolstoy yarı bilimsel gerçeklikteki yaşamı ve zamanı İtiraf adlı eserinde şu şekilde açıklar: “Nasıl yaşamalıyım? Sorusunu soran açık yürekli bir insan, deneysel bilgiler alanında sorusuna aldığı ‘Önce sonsuz parçacıkları, sonsuz zaman ve karmaşıklıktaki değişimlerini sonsuz bir uzamda incele, ancak o zaman kendi hayatını anlarsın’ yanıtından, tıpkı açık yürekli bir insanın başını sonunu bilmediğimiz, hatta küçük bir kısmını bile bilmediğimiz ‘Tüm insanlığın hayatını incele, ancak o zaman kendi hayatını da anlarsın.’ yanıtı gibi tatmin olamaz. Deneysel yarı bilimlerde de durum aynıdır, bu yarı bilimler belirsizliklerle, yanlışlarla ve çelişkilerle doludur.” İnsanın içinde işleyen ruhun saati ile duvarda mekanizmaya bağlı çalışan saatin aynı zamanı göstermediğini hatta kimi bazen ikisinin zıt yönlerde aktığını söyleyebiliriz. Kolunuzda işleyen saatiniz mücevherden olabilir ama hayatınızın zaman akışını göstermeyebilir. Yaşamda kendi keşif saatinizi öğrenmediğiniz takdirde gördüğünüz sadece uzun ve kısa oktan ibrettir. Herkes kâşiflerin sırrına ermeyebilir ama kendi yaşamının zaman kâşifi olabilir.
