AŞKÇA GİDİŞLER / Ahmet Özmen KILIÇ













Sessiz olmalı gidişim,
Sevişim gibi sessiz.
Ne bir metropol hengamesine benzemeli,
Ne de imkânsız aşkların vaveylasına…
Ve nasıl zulamda gizlenmişse aşk,
Ve nasıl duruyorsa içimde öyle sessiz.

Çok değmeden hatıralara,
İmkânsız aşkların ellerine dokunmadan
Püsküren lavları içimde tutarak,
Parıltılı bir şehla bakış atarak,
Son defa bakarak,
Münzevi bir hayata dalarak.

Sessiz olmalı gidişim,
Sevişim gibi sessiz.


22.02.2007
















***
ANKARA

Ankara,
Yanmış bir şehir otobanı gişesi,
Sevgili,
Gişedeki görevli…

Her girişimde sesim ürker, içim titrer,
Sırılsıklam donarım.
Sevgili, Ankara’da,
Çok uzaklardayım.

Her kar yağdığında fikrimden geçer,
Ateşli bir aşktan üşür aklım.
Sevgili, Ankara’da,
Yollara düşer başım.

Sevgili, Ankara’da,
Ankara karlar altında yanmakta,
Buz gibi yanarım.

Ankara,
Yanmış bir şehir otobanı gişesi,
Sevgili,
Gişedeki görevli…


01.05.2008

***
AŞK ÇIKMAZI


Aşk çıkmazı yine gönlüm,
Hep böyle kördüğüm.
Kalemimle kırılır sözüm,
Kelimelerle bulunur çözüm.

Hayat mazime yaslandı,
Bana aşk çıkmazı kaldı.
Çevirip baksam başımı,
Onca hatıralar ne zaman yaşandı…?


05.01.2012




***
NİHANSI AŞK SENDROMU

Kahır ettiğimiz genç yaşlarımızda yola beraber çıktığımız arkadaşlarla o kadar yabancıyız ki, gülmekle geçen sohbetlerimizi şimdi buğulu göz pınarlarımızla anımsıyoruz. Anımsadıkça inceden inceye hayıflanıyoruz. Hayıflandıkça yanıyoruz.

Çayımızın, kahvemizin, sigaramızın, dumanımızın, şiirlerimizin, sözlerimizin yarım kaldığı sokaklara çıkıyoruz. İçimize hüznü sıkıştırıyoruz.

Sevda kapı komşumuz, aşk parklarda oynadığımız çocukluğumuz. Geçmişte yakalandığımız amansız birkaç sevda serüvenlerimizin ardından, yalnızlığımızın uygun adım kortejinde yürüyoruz. Çiseleyen yarım kalmış aşk damlacıkları savruluyor. Saçımızı, yüzümüzü, yüreğimizi, hüznümüzü en derin hikâyelerimize kadar ıslatıyor.

Kimi zaman hayata dargınlığımız, üniversite yıllarındaki kırık dökük aşk sendromlarımız olmuştur. Kimi zaman da tozpembe silik umutlarımızı, o yıllara uzanan nihansı aşk sancıları doldurmuştur. İçimizden bir teselli diliyoruz.

Her seferinde ertelediğimiz ideallerimiz, umutlarımız, aşklarımız, bir bölgesel hayat telaşı arasında gözlerimizin önünden kayıp geçiyor. Beynimize ve kalbimize uygulanan bu hayata dair telaş, bizi nihansı aşk sancıları çektiğimiz yıllara sürüklüyor. Anılarımızı karıyoruz…

Yalnızlık yine kapımızda…

İyi oluyor diyorum bazen, iyi oluyor diyorum. Sonra vazgeçiyorum. Bir tren istasyonu geçiyor gözlerimden, bir şehir otobanı, uçağa binmek için koşar adım yürümeye çalıştığım bir apron… Hepsi o gönlü kamaştıran uzun metrajlı mutlu sonla biten aşk filmlerini andırıyor. Adımlarımızı hızlandırıyoruz.

Aksanı bozuk iç çekişlerimizle sessiz sessiz birbirimizin yüzüne bakarak gülümsüyoruz. Dudaklarımızı ısırıyoruz. Feri sönmüş gözlerimizle ıslak ıslak sağa sola bakınıyoruz. Bir mahcupluk, bir nahiflik, bir serkeşlikle parmaklarımız telefon tuşlarına gidiyor. Kendi yüzümüze kapatıyoruz.

Aşk yine kapımızda…

Siluetimize gizlenmiş duygularımız vuruyor ayışığına… Nice heveslerle besleyip büyüttüğümüz umutlarımızı, aşkımızı, hala zulamızda saklıyoruz. Gece karanlığında onmaz bir tek başınalıkla çıkartıp usul usul kimselere göstermeden gözyaşlarımızla okşuyoruz.

Ömür sayacımızı geçmiş senelere ayarlıyoruz. Yalnızlığımızı herhangi bir zaman dilimine kuruyoruz. Ve nerden bulup çıkartmışsak geçmiş senelerden buruşmuş mektup kâğıtlarında yalnızlığımızın kokusu saklı, derinimize çekiyoruz.

Saatlerimizi yaşam ve ölüm ikilemine kuruyoruz. Kimsesiz yaşantımızda yeni bir ilk olarak bütün buhranlarımızı “çok yalnızım” sözlerine vuruyoruz.

Pamuk ipliğiyle örülmüş yaşam parçasında kumral bir sevi için yıllarca çırpınıp durmuşuz. Her şeyin bir bedeli olduğu kadar, aşkında bir anlamı olduğuna inanıyoruz. Bu bedeli ağır pahasına olsa da ödüyoruz.

Ve bugün yoğun yalnızlık hengâmesi münasebetiyle bütün aşklara gönül dehlizlerimizi kapatıyoruz.

11.06.2007




***
ESKİMEYEN ARŞİV

Peşinden çırpınan yüreğe bak da,
Arşivleyip hayatının bir köşesine atma,
Aklımda kalan sözleri duy da,
Besteleyip sazının bir teline kıyma…

Unutulur mu sözler, özlemler hiç?
Yazan bir deli çizen bir meczup,
Alaturka bir hüzün nostaljik sevinç,
Hatırlamasa da yanar yürek okuyup.


29.11.2016


***
BEKLE Kİ BEKLE...


Aklımın ucunda bir şiir,
Düşüncelerimdeki kelimelerle geceyi bitirir.

Uykusuzluk hicranında sürünen fikir,
Parmaklarımdaki dizelerle sabahı bekletir.

His cebimde aşktan kalma bir zikir,
İlhamın vicdanına tesbih çektirir.

Her yolun sonunda koşturan tekbir,
Sonsuzluk asuman çatısında birleştirir.

02.02.2011



***
VEDA


Her bayram içimden gelir,
Geçmezsin.
Kirpiklerimden kayar damlalar,
Bitmezsin.
Elinde bir avuç toprakla hummalı gezmektesin.

Elimdeki güller gibi şimdi bir çiçeksin,
Eminim bir yerlerden geldiğimi görmektesin.
Her bayram içimden gelir,
Geçmezsin.

Vedalaşmak zor gelir,
Hatıraların kalır.
Silinmezsin.

Şimdi sana gelmek çok zor,
Ruhumu masiva bir hüzün kaplıyor.
Bu sana hep son gelişim,
Hiç bitmiyor.
Bilmelisin.

Her bayram içimden gelir,
Geçmezsin.
Bir ateş yanar içimde sönmezsin.

Suretin gözlerimde ufalanıyor,
Metruk gönlüm sensizlikten parçalanıyor.
İyileşmezsin.

Virane hayatımdan hiç geçmedin,
İşte bir avuç toprak kokusu gitmektesin.
Her bayram içimden gelir,
Geçmezsin.

 

07.08.2009

***
İNSAN YANLARIMIZ


İç hesaplaşmalarımızla dolu yaşantımızda kazanma hırsımız "insan" genetiğiyle öyle derinden oynamış ki, göz pınarlarımızdan yaşlar akmaz olmuş artık. Genetiğimize dokunan parmaklar her şeyi yapay kullanmayı öğretmiş bize; suni aşklar, suni dostluklar, suni arkadaşlıklar ve suni bir hayat...

Hayatı kuralına göre oynamamız yerine hile ve blöf yapmamızı işlemiş beyinlerimize...

Dürüstlüğü, yapılan iyiliği, yardımı, hep görmememizi göstermiş bizlere ve hep satın alacağımız öğretilmiş insanlığı, onursuzca... 

Aşkı öyle küçültmüş ki genetiğimize dokunan o arsız parmaklar aşkı ayakkabı giymek gibi bir hale büründürmüşler düşüncelerimizde; belki de “aşk nedir” diye sorulduğunda anlatacak sayfalar, günler dolu kelimeler varken, iki kelimeyi yan yana getirip diyemeyişimiz bundandır. Aşkın kitaplar dolusu anlamını anlatırken şair, yazar abilerimiz...

Sinirlerimizle öyle ustaca oynanmış ki insanlık namına yalnızca yemek yemek, su içmek, yürümek eylemleri bırakılmış. Her yerde herkesin herhangi bir şeye muhtaç olabileceğini silmişler belleklerimizden acımasızca ve onların kaderi bu diye bir de dipnot düşmüşler göz damarlarımıza...

Gördüğümüz insanlık harici hareketlerin bizim suçumuz olmadığı gibi, yapacağımız bir şeyin de olmadığına bizi öyle inandırmışlar ki artık yapılan her adaletsizlik bizim kaderimiz olmuş ve insaf duygularımız soldurulmuş işlem yapamaz hale kurulmuş...  

İşte insafsızca genetiği oynanan insanlığın vicdanını tüketerek, saygıyı yitirmesine neden olmuştur.

Sinsice, insanoğlu ar damarlarını da kaybetmiş; yüzü kızarmıyor artık utandığı zaman, çünkü utanamıyor, hezeyan olarak öğretmiş genetiğimize dokunan o arsız parmaklar; gelmeyeceğini bile bile yıllardır beklenen sevgiliyi görünce yüzünün kızarmasını, bir de kaydetmiş illegal şekilde, arlanmadan.

Hayata her tutunmaya çalıştığımızda sinirlerimiz ya koparılmış ya da yeri değiştirilmişti.
Son olarak bir operasyonla genetiğimize giren zamazingo parmaklar insanlığın genetiğiyle oynuyor ki tekrar tekrar bize söylettiriyor sinir sistemindeki suni palavralarını; gözyaşlarımız pınar, utanarak bekliyoruz sevdiğimizi, yüzümüz kızararak.

Dudağımızı ısırıyoruz yalan sözlerimizde artık. Dostluklar sağlam, arkadaşlıklar sıkı, aşkımız gerçek!.. Asıl olan gerçek insanlığın gerçeklik güdüsünden, insan yanlarımızdan koparıldığımız ve yitirildiğimiz...      




***
GİRİFT YALNIZLIK

O gözlerindeki muziplik,
Bakışların arasına sinmiş yalnızlığının
Vaveylasını kimse göremiyordu,
Bilemiyordu…
Herkes bencil ve korkak kalıyordu,
Ve söyleyemiyordu,
En çok da hayatta seni bu yordu…

Bense o gözlerindeki keşmekeş muzipliği bekliyordum,
Yalnızlığının vaveylasını kelimelere sığdırmaya çalışıyordum.
Belki de seni,
Bütün vaktimi,
Ömrümü alman için uzağıma yazıyordum,
Ve sana yetişmek için hızla koşuyordum.

Belki de trajik kaderimi yaşıyordum,
Şimdi oturmuştur yanı başına yalnızlığın,
Ben göremiyordum.

Sen kendi yalnızlığını ararken,
Ben bizim hayatımızı yaşıyordum.
Ve kaçtığın,
Yalnızlığın esiri oldun.
Ve hiç gelmeyeceğini bildiğim seni bekliyordum.

Ve o gözlerindeki muziplik,
Bir sır gibi ömrümü sarıyordu,
Çözemiyordum.


09.01.2007


***
LAL YALNIZLIK

Ne kadar da soğuk,
Aşkın yüzü,
İçim dışım yüreğim buz.
Ne zaman yalnızlığa dokunsak,
Yaralarımızda donuyoruz.

Ne kadar da acı,
Aşkın terk edişi,
Sağım solum yalnızlık.
Ne zaman aşka tutunsak,
Kimsesiz bir kalabalık.

14.01.2012


21 yorum:

  1. Aşka isyan eden bir yalnızlık seremonisi

    YanıtlayınSil
  2. "Kimsesiz bir kalabalık", değişik bir bakış açısı. Tebrikler..

    YanıtlayınSil
  3. Cok guzel olmus kardesim tebrik ederim

    YanıtlayınSil
  4. Yüreğine kalemine sağlık abi

    YanıtlayınSil
  5. Tebrik ederim, yüreğine, eline sağlık başarılarının daim olmasını dilerim.

    YanıtlayınSil