HOCALARIN HOCASI / Suat KIYAK



Bir hoca ki sırf otorite doğmuş gardaş
Saçı başı her daim kısamı kısa traş

Uzaktan görünse silüeti, yavaş yavaş
Aha bu hoca, derler! cahile açmış "Savaş"

Kaçışır, ötüşürler cücükleri, can hıraş
Hemen yollarını değiştirirler pür telaş

Sanki inzibat için teşrif etmiş dünyayı
Bilmeyene gezdirir Tonya ile Konya'yı

Belletir; sözü keskin, özü doğru olmayı
Mezun olunca anlar, talebesi mânâyı

Şehir kazan, o kepçe, sever adımlamayı
Razı olan ihvanı, sever dolandırmayı

Tenzilattaki fırından seçer nan'ı gevreği
"Cuma"ları ikram eder yavan somun ekmeği

Sırtı pek, gözü tokdur, omza alır hırkayı
Yeri gelir, lafı çekmez, atar acil postayı

Kimine göre yeğen, kimine göre dayı
Her daim ciddi durur, sevmez hiç sırnaşmayı

Tesbihi elden düşmez, pek kibar kabadayı
Duruşuna hayrandır; marsı, güneşi, ayı

Babacandır, müşfiktir, sever yardımlaşmayı
Vazife edinmiştir, insan kaynaştırmayı

Müdavim-i dükkancılar mutlak konu olunca
Bahse konu edilir; Ali/Muzaffer/ Memduh (...) hoca (-lar)



Şiirde geçen hocayı editör hocalarımdan birine benzetti... 
(Bu şiirdeki hoca da Cuma'ları ekmek ikram ediyormuş.)


MİR'AT / Gün Sazak GÖKTÜRK



"etme mir'atı şikeste
seni yüz surete kor"





Kalbimde kinimi ayna gibi taşıyorum
İçimde bir yorgun hırsız
Zorlanır buzullar ülkesinin kapısı
Bir damla kor düşer suya
Öfke denilen ağaç alevlenir
Ateş donar, su söner…

Cam kristalleşir aynada
Aynada nişangâhlanır tecelli
Hakikate mahallenir lütuf
İmkânın sureti mümkünleşir

Hakkı alemde seyre başlar aşk.
Öfke denilen ağaç hızarlanır
Kinim sırlanır aynamda
Açılır buzullar ülkesinin sarayını kapısı…


YALNIZLIK / Hasan BAZI


Bazen yalnız kaldığını sanırsın
Uyku haram olur gözlerine
Uyumak istersin ama bir türlü uyuyamazsın
Kafan derinlere gider
Dalar gidersin düşüncelere
Sonra başını kaldırırsın yukarıya,
Yıldızlara bakarsın
Onları düşünürsün,
Seyre dalarsın bir süre
Onların da yalnız olduğunu düşünürsün
Kafanı Ay'a çevirirsin,
Hepsinden büyük ve kocaman
Yolda kalanlara ışık olur bazen
Bazen de aşıkların kalemine ışık tutar
Birden silkelenip kendine gelirsin
Anlarsın yine hülyalara dalmışsın
Nereye gittiğini bilmeden
Dost ararsın yanında onu da bulamazsın
Ama unutmadığın bir şey vardır
Yalnızların dostu ALLAH'tır.


hocamın ekmeği / fazlı bayram


kuru ekmek yiyoruz sanıyordum
dünyanın taamını yedirirmiş hocam
yokluğunda hiç doymadı aç karnımız
ne yesek doymadı
yediğimiz yemekten doyuyoruz sanıyordum
değilmiş
hocamın ekmeğiymiş karnımızı doyuran

cuma sonrası kutlu kapıda
dizilir erenler caddeye
arada kaynarız biz de
kimseye gelin sizde denmez
gelen gelir
gelmeyen özlenir

hocam da bu dem de gitti elazığa
acımızdan duvarları kemirdik
bekledik
bekledik öylece
günlerce
aylarca bekledik
geldi nihayet hocam
ekmeğimiz de geldi şükür
karnımız da doydu
gözümüz de
gönlümüz de doydu çok şükür



AN GELİR / Teyfik KARADAŞ



Devlet Başkanı dense; hatırıma han gelir.
Alparslan, Yavuz … gibi, nice yiğit can gelir.
Musul, Kerkük, Telafer yanarken alev alev,
Kan akan gözlerimin, güleceği an gelir!

Bu milletin özünde, ilk sırada şan gelir
Erbil’e savaş açsak; öncelikle Van gelir.
Sabır taşı çatlarsa, kimse engel olamaz.
Barzani’nin boynuna, ip takacak an gelir!

Türk ordusu Kerkük’e bir gün ansızın gelir.
Tanka, topa gerek yok, süngü takarak gelir.
Habur’dan başlayarak, her kalenin burcuna,
Ay yıldızlı bayrağı, astığımız an gelir!

İslamın şartı beştir, ilk önce iman gelir.
Türklükten   bahsedilse; aklıma Turan gelir.
Şair Teyfik diyorki; Musul, Kerkük elini,
Sınırımız içine, kattığımız an gelir!




NEYLEDİN / Mine GÖKTÜRK


Ben Seni başımın tacı bildim 
Duamın miracı bildim
Gönül yaramın ilacı bildim
Sen beni neyledin

Namerde muhtaç eyledin
Hal bilmeyene hallac eyledin
Sen beni neyledin

Başka kapı hiç bilmedim
Müdüründen başka mühür bilmedim
Senden gayrısına eğilmedim
Sen beni neyledin

Eyleme gayri beni
Sahipsiz bırakma köleni.

KİMMİŞ HER DEVRİN ADAMI? / Suat KIYAK

 


Sordular; kimdir, her devrin adamı?
Dedim; kim ise güçlünün kapısında yatan!

Sordular; münafığı nerden bilirsin?
Dedim; Rabbim suresinde tanıtmış!

Sordular; söyle hesabî kimdir?
Dedim; pusulası üçyüzaltmış derece dönen!

Sordular; ateşe odun nerden gelecek?
Dedim; işte şurda, kul hakkı yiyen!

Sordular; zulüm niye artıyor?
Dedim; dilsiz şeytanlara sor!

Sordular; ortalık çok pis kokuyor?
Dedim; evinin önünü süpür!

Sordular; isyankâr neden çoğaldı?
Dedim; dön besmelesizlere bak!

Sordular; camiler cemaatsiz kaldı?
Dedim; putlara rağbet çoğaldı!

Sordular; gerçek mesture var mı?
Dedim; kozmetik dükkanına bir uğra!

Sordular; kardeşlik, dostluk kalmadı?
Dedim; muhasebe defterin nerde?

Sordular; başarılı olamıyoruz?
Dedim; duasız bu işler olmaz!

Sordular; şeytan hiç boş bırakmıyor?
Dedim; abdestini iyi kontrol et!

Sordular; Allah'a nasıl gidilir?
Dedim; gönlünden dünyayı çıkar!

Sordular; hayat üstüme geliyor?
Dedim; hiç durma, Allah'a kaç!

Sordular; hep bunlar mı kazanacak?
Dedim; hiç kabristana yolun düştü mü?



HÂLİMDİR II / Gün Sazak GÖKTÜRK


Büyüseydim kin olacaktım büyüseydim öfke,
Yaşasaydım bir olacaktım yaşasaydım can,
Koşacaktım daha, yeşerecek büyüyecektim bir alakdan
Vurulmasaydım en ince yerimden, insanlığımdan
Bir sabahın gergefli duvarında şeytana dost Müslümandan!

Belli ki ilişemezdi yılanı çıyanı bana,
Gergefine dokunsaydı Hamza gibi iman
Bilinir ki sökemezdi kalbimi, elleri Ehli salibin
Kuşanılsaydı şecaati Abdullah İbn-i Zübeyir’in

Ölüme tabutsuzum, ölüme kefensiz.
Kim bilir yaşasaydım belki benimde olurdu evladım,
Bulaşırdı belki de aşk denilen hastalıkta bana,
Bulaşsaydı hayat denilen, kin olacaktı bulaşsa öfke.
Ahıskalı
                                                                       24/08/2017


YÜZÜN MÂNÂSI HÜZÜN / Enver ÇAPAR


Bütün sular acı çalıyor bugün,
Kerbelâ’ ya düşen yağmur misali.

Hikayesi zor,
Su içmeden anlatılır.
Başımızda dönüp duran bela, 
Bir yudum dünya.

Gözümüzde karar kılsın su
Çölde solan gül goncası bu
Göz yaşına yoldaş olan,
Duyar, Evlâd-ı Resul kokusu

Siz ey! Fitneye dost olan
Bize toprak, size kan
Bugün On Muharrem, matem.
Ehl-i Beyt aşkına yansın sineler.

Gamlıyız, kederliyiz
Dünya nöbetindeyiz
Sâkiden ümit kesilmez
Biz Hüseynîyiz...

Şiir yazacak yürek aranıyor
Kalemden medet.
Hüzün sadece kelimeyse
Taşıdığımız ne bağrımızda.



MEVSİMSİZ UMUT / Levent NERGİZ

 

Oysa...

İçimin koylarında, körfezlerinde
Vicdanımı falezleyen deli dalgalardan,
Memleketimin yarpuz kokulu köylerine
Ahir dağının heybetine
Şiir damıtan poyrazına
Ejder tepesinin eteğine 
Ulu çınarın köklerine
Bir söğüt ağacının gölgesine sığınarak
Kurtulmak niyetindeydim

Ancak...

Umudu ölümden ayırsın gökyüzü,
Çünkü yaşamak
Gökyüzünden devşirdiğin umutların
Bir fecr vakti ölümüne
"Eşhedü" diyerek ,
Yaşamak...

Öyleyse...

Mevsimsiz bir umut
Çöksün gözbebeklerime
Yansın, kanasın yüreğimin nasırları
Yedi iklim cem olsun bucaksız bakışlarda,
Öteliler sarsın dört bir yanımı
Ruhum bir sesi bekleyedursun uzaktan...



BELLİ DEĞİL / Mine GÖKTÜRK












Ağlıyorum
Yaş benim değil.

Söylüyorum
Söz benim değil.

Dikenler batıyor
Gül nerde belli değil.

Alem yanıyor
Âdem belli değil.

Korkuyorum
Hâlim hâl değil.

Hâlimden anlayan var mı
O da belli değil.



nâsırın düğünü/fazlı bayram

 

sâde ce düğündü
gösterişsiz israfsız
cangama yoktu
kimse kur’anı musikiye dönüştürüp
patlatmadı gırtlağını karşımızda
ayınlar yarılarak ikiye feryat etmedi
ilim ciklet değildi ağızlarda
bir stendapçı kapıp mikrofonu
ne kadar çok bildiğini çakmıyordu beynimize

zengin bir düğündü anlamca çok zengin
abartılmamış ikramlardan rahmet işliyordu cesetlerimize
ebubekir ordaydı
kızmıyordu ömer
az ve kararında hakkı haykıran defler
peygamberin müseade ettiği kadar ünledi
kimse incinmedi
kafası göçmedi kimsenin
bir zat : demekki kabede böyle oluyor düğünler dedi
sâde/ce düğündü
Müslüman düğünü
kâlû belâdan bir düğün


Yüreğime Düşen Hüzün/Ali Eren Acar



Yalın çıplak yatan çocuk
Sızarken kan ağzından
Azrail’e teslim
Yanı başında annesi
Son model bir arabanın
En teknolojik kurbanları

Gözleri yarı açık
Nabız yok
Kalk çocuk yoksa ölecek insanlık
Kahretme beni
Unutamam yoksa her lahza
O melül, masum gözlerini

Uyan çocuk ne olur
Korktuk yeterince
Soğudu bedenin
Biliyorum tehdit ediyorsun kendince
Yoksa sövdüreceksin
Vicdanı kurumuş embesillere

Ağzından sızan kan
Gönlüme damladı
Hıçkırdım çocuk
Ebedi alemin bâki kuşu
Miras kaldı bana
Sûretin ve yırtık pabucun

İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raci’un



VIZ GELİR / Teyfik KARADAŞ


Bizim elde yazdan sonra kış gelir
Bahar görmek bizim için düş gelir
Ben düşmanla savaşırken cephede
Zaman zaman dosttan bana taş gelir

Sayı saysam dörtten sonra beş gelir
Mahsereye şaplak kazan teş gelir
Ailenin üç öğesi var ama
Bana sorsan aklıma ilk eş gelir

Ava gitsek bazen elim boş gelir
Yem atarsam evsinime kuş gelir
Yakınlardan zurna sesi güzeldir
Davul sesi uzaklardan hoş gelir

Tut ağacı tomruk gider saz gelir
Tavuk versen kimi zaman kaz gelir
Bol gününde dostlarını unutma
Dar gününde sitem dolu söz gelir

Koşu yapsak dere tepe düz gelir
Yaz biterse mevsimlerden güz gelir
Ben Rabbimden bir istesem ne zaman
Haktan bana en azından yüz gelir

Kura çeksek bazen bana boş gelir
Yıkılırsan yere önce döş gelir
Bir pehlivan rakibini yenerse
Önce düdük çalar sonra tuş gelir

Teyfikiyem ne söylesem az gelir
Gökyüzünden yağmur gelir buz gelir
Türk Milleti birliğini korursa
Bütün dünya düşman olsa vız gelir
           
                       



RÜYAM /Mustafa YILDIRIM

 

Uçurumdan aşağı sallanan bir halat
Ucunda ben
Halat çürük
Bir de amansız bir fırtına
Aşağısı derin, sarp ve karanlık
Sağ elimle tutuyorum halatı
Diğer elimde hayallerim
Sağ cebimde sevaplar
Sol cebimde günahlarım...

Halat çürük
Ben ağırım, yüküm ağır
Elim yorgun...

Ne kadar dayanır halat
Ne kadar dayanırım bilmem
Nasıl kurtulurum bilmem
Geç te olsa kurtuluşumu düşünmeye başlıyorum
“Belki yüklerimden kurtulsam” diyorum kendi kendime
Zaman dar, halat çürük, el yorgun, yük ağır...

“Acil karar vermeliyim” diyorum
Belki günahlarımı atmalıyım
Belki sevaplarımı, belki de hayallerimi...

Önce “günahlarımı atmalıyım” diyorum
Ama nafile. 
Sol elimde hayallerim
Sevaplarımı atmak istiyorum
Ama olmuyor...

Sağ elimde halat
Zaman hızla geçiyor
Halat koptu kopacak
“O zaman hayallerimi atmalıyım” diyorum
Karar vermekte çok geç kaldım
Çok zaman kaybettim
Ve
Halat koptu
Eyvahhh!

Düşüyorum o sarp, derin ve karanlık uçuruma doğru
“Keşke” diyorum “keşke”
“İlk kararım son kararım olsaydı” diyorum
Ama nafile
Geç kaldım, düşüyorum
Tam karanlığın dibine çakılacakken uyanıyorum
Sıcak yumuşak yatağımda
Ter içindeyim...

Hoca sesleniyor: 
“Esselatu hayrum minennevm”
İlk sözüm “Yarabbim şükür” oluyor
Abdestlenip namazımı kılıyorum
Sıcak ve yumuşak yatağıma geri dönüyorum
Gözler kapalı
Uyku yok
Akıl hâlâ çürük halatta
“Sadece bir rüyaydı diyorum” kendi kendime
Ama kopamıyorum rüyamdan

Ya gerçek olsaydı?