SESSİZLİK VE BEN / Muhammet NACAROĞLU


Saat gecenin biri. Dakikaların ilerlemesi durmaksızın sürüyor.

Dışarıda gelen sesler kulaklarımda tuhaf bir his yaratıyor. Garipsiyorum. Çünkü sesler yine tuhaf bir sessizliğin içinden çıkageliyor.

Yalnızım gecenin ortasında. Hülyalar ve sessizlik dostum benim.

Odanın kapısı açılıyor. Karanlık odaya dalan bir baş… Meraklı gözlerle tarıyor odayı… aradığının bulamıyor anlaşılan. Yalnızlığım bozuluyor az bir zaman. Tıpkı sessizliği bozan kısa süreli sesler gibi.

Havlamalar...Köpekler de farkında sessizliğin. Rahatsızlık mı duyuyorlar bilmem ama var güçleriyle bozmaya çalışıyorlar bu sessizliği.

Karanlıktan hep korkarım. Esrarengiz gelir bana. Görüntü ve ortam sıyrılır ve bir ben kalırım benliğimde çırılçıplak. Savunmasızımdır. Kendime ve çevreme...

Karanlık ve sessizlik dostluk kurdukları an, ben kalıyorum geriye... Ben beni korkutuyor.

Aslında korku, kendimi hatırlatıyor bana. Ortamın unutturduğu kendimi...

AYAZ / Nurcihan KIZMAZ



Rüzgar ne söylediyse
kuşların kulağına
Öyle sessiz sedasız
toparlanıp gittiler.

Ve ardından bir poyraz
bir fırtına
Akasyalar neye uğradığını
bilmediler.

Kimine bir renk cümbüşü
sonbahar
Kimine susma vakti
kimine vuslat
kimine firak.

Senin de yeter çektiğin
ey bulut!
Tutma kendini
bırak.

ESKİ GÜNLER GÜZELDİ / Teyfik KARADAŞ


Köyümde horozlar erken öterdi 
Ezan vakti tüm bacalar tüterdi 
Kuzine sobada kömbe pişerdi 
Kahvaltımız şimdikinden güzeldi.

Oğlaklar keçiler giderdi dağa 
Gençler dağılırdı bahçeye bağa 
Buram buram çiçek kokardı doğa 
İklimimiz şimdikinden güzeldi

Kabarcık üzümü tatlıydı baldan 
Tepelerdik suyu akardı saldan 
Mahsereye odun taşırdık dağdan 
Pekmezimiz şimdikinden güzeldi

Çıra çıkartırdık çamın kökünden 
Çiğ köfte yapardık keklik etinden 
Teleme çalardık keçi sütünden 
Yoğurdumuz şimdikinden güzeldi

Düğünleri size nasıl anlatsam 
Bir teklif gelse de bayraktar olsam 
Çalsa davul tepsi ile oynasam 
Bayramımız şimdikinden güzeldi

Çiçeklerden bal yapardı arılar 
Masal anlatırdı yaşlı karılar 
Canlandı gözümde eski anılar 
Yaşantımız şimdikinden güzeldi

Yaz gelirse yaylalara göçerdik 
Kar altından akan sudan içerdik 
Yeşil saman için kenger biçerdik 
Güllerimiz şimdikinden güzeldi

Çok temiz ve saftı duygularımız 
Dert yoktu kaçmazdı uykularımız 
Gülerdi oynardı çocuklarımız 
Komşuluklar şimdikinden güzeldi

Tarhanayı dal üstüne sererdik 
Ceviz ile yemesini severdik 
Araba yerine ata binerdik 
Yolculuklar şimdikinden güzeldi

Kader beni gurbet ele yolladı 
Dönemedim yollarımı bağladı 
Eşim dostum arkam sıra ağladı 
Hasretlikler şimdikinden güzeldi

Yeter Şair Teyfik anlatma yeter 
Kafesin içinde bülbül mü öter 
Köydeki günlerin gözünde tüter  
Eski günler şimdikinden güzeldi 

kuş çıkmayan şapka / fazlı bayram


gölge düştü alnımızın aydınlığına hocam
bizi incittiler
bizim nesil bilmez şapka çevirmeyi arkaya
biz hiç mecbur edilmedik secdeye şapkayla varmaya
eski günlerdeki gibi memurlar gelir mi evlerimize hocam
şapka olmayan evlerde akıtırlar mı göz yaşlarını
şapkasız babaları asarlar mı yine hocam
yoksa ‘’gerisin geriye dönenlerden’’ mi olacağız
on beş yılın emeği bin yılın umudu ne olacak hocam
bize bu narayı atacak kimsede yok önümüze durup hocam
dansöz olduk taktik diye diye
sahtekar olduk taklit diye diye
riyakar olduk hakikat diye diye
sen de gelmezsen artık
herkes döner geldiği yere
kimi şaraba
kimi aşka
kimi arşa
kimi makama
kimi şöhrete
bizi dükkana getiren sensin hocam
sen olmazsan dükkan değil toplantı olur cumalarımız

SESSİZLİK VE BEN /Muhammet NACAROĞLU


Saat gecenin biri. Dakikaların ilerlemesi durmaksızın sürüyor.

Dışarıda gelen sesler kulaklarımda tuhaf bir his yaratıyor. Garipsiyorum. Çünkü sesler yine tuhaf bir sessizliğin içinden çıkageliyor.

Yalnızım gecenin ortasında. Hülyalar ve sessizlik dostum benim.

Odanın kapısı açılıyor. Karanlık odaya dalan bir baş… Meraklı gözlerle tarıyor odayı… aradığının bulamıyor anlaşılan. Yalnızlığım bozuluyor az bir zaman. Tıpkı sessizliği bozan kısa süreli sesler gibi.

Havlamalar...Köpekler de farkında sessizliğin. Rahatsızlık mı duyuyorlar bilmem ama var güçleriyle bozmaya çalışıyorlar bu sessizliği.

Karanlıktan hep korkarım. Esrarengiz gelir bana. Görüntü ve ortam sıyrılır ve bir ben kalırım benliğimde çırılçıplak. Savunmasızımdır. Kendime ve çevreme...

Karanlık ve sessizlik dostluk kurdukları an, ben kalıyorum geriye... Ben beni korkutuyor.

Aslında korku, kendimi hatırlatıyor bana. Ortamın unutturduğu kendimi...


***
EFENDİM
















Yaşam alakasız sürerken alemde
Karanlık sarmıştı bütün dehşetiyle
Zalimlik içinde katılaşmış kalpler
Diğer yandan merhamete muhtaç eller
İnsanlık kahramanını bekliyordu

Saf dualara Allahtan yanıt sensin
Kurtarıcı şanı ile gönderildin
Sıkışan göğüsler artık nefes aldı
Varlık yeni bir şevk ile umutlandı
Hoş geldin gönüllere nebiler nebisi

Nurun ile aydınlandı karanlıklar
Sevgin ile yeşerdi kuru topraklar
Kirlenmiş masum ruhlara ilaç oldun
Cennetin kapısısın bir bedbaht kulun
Bütün alemde samimi bir tebessüm

Senin için yaratıldı bu kâinat
Allahın sevgilisi işte budur hakikat
Kuran veriyor bize müjdeli haber
Emin ol risaletle gelen peygamber
Şefeatcimizsin sen bunun hatrına

Hasret sana bu aciz kul efendim
Kavuşmak arzusuyla yanıyor kalbim
Bilmiyorum layıkmıyım bu halimle
Mahşerde yüzüme bakman ümidiyle
Medinede kabrinde aksın gözyaşlarım

HÜSEYİN VASSAF EFENDİ’NİN GÜLZÂR-I AŞK’INDA HZ. PEYGAMBER’E HİTAPLARI / Melih ERDEM

Devrinin âlimlerinden Süleyman Çelebi’nin doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1351-1364 (H.752-765) yılları arasında olduğu tahmin edilmektedir. Vefatı ise 1422 (H.825) senesindedir. 60 yaşında kaleme aldığı yaklaşık 600 seneden beri okuna gelen “Vesilet’ün Necat” isimli mevlid manzumesi, 1872-1929 (H.1289-1929) yılları arasında yaşamış olan Osmanzâde Hüseyin Vassâf Efendi tarafından Gülzâr-ı Aşk ismiyle şerh edilmiştir. Eserde Resûl-i Ekrem’in (ﷺ) hayatının yanı sıra bir müminin dîn-i mübini hakkıyla yaşaması hususunda önemli bahisler de yer almaktadır.
 
Eserin müellif hattı nüshası Süleymaniye Kütüphanesindedir.

Günümüzde ise H Yayınları tarafından neşredilmiştir.

Biz de müellifin eser içindeki Hz. Peygamber’e (ﷺ) olan hitaplarını listeledik. Tahlil yaparken 2013 senesinde yayınlanan 2. baskısından yararlandık.

               Cenab-ı risalet penah
               Dü cihanda melce’ ve penâhımız dest-gîrimiz velî ni’met-i âzâmımız
               Seyyidü’l Kevneyn
               Hz. Nübüvvet Penahî
               Nûrü’l-Hüdâ
               Menba’-ı Zülâl-i Mekârîmü’ atâ
               Füyûzât-bahşende-i zemîn ü zaman
               Mazhar-ı tekrîm-i Rabb-i Mennân
               Mahbûb-ı Hudâ
               Fahr-i cihân peygamber-i celîlü’ş-şân –‘aleyhi ezkâ’t-tahâyâ- ve salavât-ı bî pâyân
               Tal’at-ı tâb-nâk-ı Hazret-i risâlet penâhî
               Fahri kâ’inât eşref-i mahlûkât
               Vücûd-ı mukaddes-i risâlet-penâhî
               Hâtibün-Nebiyyin
               Fahrü’l mürselîn
               Kâfile sâlâr-ı enbiyâ
               Ser-sübha-î zümre-i mukaddese-i asfiyâ
               Şâfi’-i celîlü’l kadr-i müslimîn ve nûr-ı hidayet-bahşâ-yı ehl-i yakîn
               Âfıtâb-ı münevver-i sipihr-i risâlet ve gurre-i garrâ-yı ufk-ı nübüvvet
               Resûl-i kudsî-haslet -aleyhis’salât  ve’t-tahiyyât-
               Vilâdet-i ‘amîmetü’l-meymenet
               Resûl-i Ekrem
               Kâfile sâlâr-ı enbiyâ hâce-i her dü-serâ
               Şefî’-i rûz-ı cezâ
               Resûl-i Cenâb-ı Kibriyâ
               Nûru’l-Hakk-ı ve’l Hûdâ
               Muhammedeni’l-Mustafa
               Nebiyy-i Muhterem
               Mazhar-ı hitâb-ı Celîl-i levlâke ve sebeb-i icâd-ı arzın ve eflâk-ı Peygamber-i akdes-i ‘âli-şan ve Habîb-i Ekrem-i Rabb-i müst’ân Efendimiz
               Fûyûz-ı İslâmı ve tulû’-ı nûr-ı Hz. Seyyidü’l-enâm
               Hz. Resûl-i Rabbü’l-enâm
               Habîb-i Hudâ ve mahbûb-ı pesendîde-i Mevla
               Peygamber-i kudsiyyet-i iktirân
               Füyuz-ı Cenâb-ı perverdigârı ve tecellî-i envâr-ı Hz. Seyyidü’l ebrâr
               Mazhar-ı hitâb-ı Levlâk
               Bâis-i tekvîn-i arzîn ü eflak
               Şem’-i fürûzân-ı mihrâb-ı din
               Hâdî-i sübül-i selâmet-rehîn
               Nâşir-i envâr-ı Hûdâ
               Vâsıl-ı merâtib-i ‘izz ü ‘alâ
               Ser-nâme-i kudsiyyet
               ‘Allâme-i kitâb-ı mevcudât ve mefhar-ı güzîn-i kâ’inât peygamberimiz Muhammedu’l Mustafa
               Seyyidunâ ve Nebiyyunâ Muhammedü’l Mustafa
               Hâmid
               Mahmûd
               Munîr
               Beşîr
               Sâdık
               Emîn
               Reşîd
               Münîb
               Tâhir
               Mutahhar
               Şâfı’
               Muhtâr
               Nebiyyü’r-rahmeti ve’t-tevbe
               Mümtâz-ı asfıyâ
               Hâtem ve ‘âkıb-ı
               Şerefrâz-ı enbiyâ
               Seyyidü’l-beşer
               Sâhibü’l-beyân ve’l-hâtem
               “Nâci’i” küfr ü dalâl
               Hâşir-i yevm-i su’âl
               Nûr-ı mübîn- Mustafâ
               Arabî-i Kureyşî
               Haşimî
               Mekkî
               Medenî
               Mustafâ
               Müctebâ
               Münevver
               ‘Azîz
               Cevâd
               Kerîm
               Takî
               Şekûr
               Tayyîb
               Mutayyeb
               Şâhîd
               Mübeşşîr
               Münzir
               Mahbûb-ı güzîn-i Hudâ
               Şâfi’-i yegâne-i rûz-ı cezâ ser-sübhâne-i zümre-i enbiyâ
               Kâfile-sâlâr-ı etkıyâ ve asfıyâ
               Nâşir-i envâr-ı Hidâyet
               Misbâh-ı ‘âlem-efrûz-ı risâlet
               Hâce-i kâ’inât
               Zübde-i mahlukât ve mevcûdât
               Seyyidü’l mürselin
               Rahmeten lil’alemin
               Mesned-nişîn-i bârgâh-ı ıstıfâ
               Nebiyy-i ‘ulvî-secâyâ
               Rûz-ı meymenet-efrûzun şeref-i idrâk’i pîrâye-i serîr- nübüvvet
               Hâtimün Nebiyyin
               Fahr-i ‘âlem ve Efdal-i enbiyâ-yı mükerrem
               Menkâbe-i vilâdet-i seniyye-i Hz. Peygamberî
               Nezd-i celîl-i Cenâb-ı Muhammedî
               Nutk ve dehân ve lisân ta’dâd-ı fezâ’il-i Resul-i Ekrem
               Mahbûb-ı Kibriyâ
               Mergûb-ı enbiyâ -‘aleyhi ekmelu’t-tahâyâ
               Eşref-i mevcûdât ve ekmel-i mahlûkât
               Nebiyy-i Ekrem ve Erham
               Huzûr-ı fâ’iku’n-nûr Hz. Risâlet-Penâhî
               Cenâb-ı Risâlet-me’âb
               Nebiyyü’r-rahme Efendimiz
               Cemâl-i enver-i Muhammedî
               Resûl-i zîşân
               Güzîde-i benî-Âdem Efendimiz
               Akl-ı küll
               Genc-i usûl
               Muhabbet nûru
               Cenâb-ı Habîb-i Kibriyâ
               Nûr-ı Mübîn Hak Te’âlâ -‘aleyhi ekmelu’t-tahâyâ- Efendimiz
               Mahbûb-ı Celîl-i Sübhânî
               Sebeb-i hilkat-i eşyâ
               Bâ’is-i âferînîş-i dünya ve mâfihâ
               İllet-i gâ’iyye-i kâ’inât
               Kabl-ı ez-îcâd-ı Âdem Hz. Fahr-i ‘Âlem

Hüseyin Vassâf Efendi “Hakîkat-ı Muhammediyye’ye Verilen Nâmlar” başlığı altında 23 adet nâm sıralamıştır.   (117-140)

Hakîkat-ı Muhammediyye’ye Verilen Nâmlar

               Mir’ât- Hazret
               Rûh-ı a’zam
               Nûru’l-Muhammedî
               Rûhu’l-ervâh
               Sırru’l-Muhammedî
               ‘Arşü’l-ekber
               Âdemü’l-evvel
               Ebu’l-ekber
               İnsânu’l-kâmil
               Sırru’l-esrâr
               İnsân-ı ‘aynü’l-vücûd
               Şeceretü’l-asl
               Beytu’llah
               Beytu’l-izze
               Beyt-i evvel
               Mescid-i Aksâ
               Âdem ve mülk-i mağrib ve ‘arş-ı ‘azîm
               Kalem-i âlâ
               Dürretü’l-beyzâ
               Deryâ-yı bî-pâyân
               Bahr-ı a’zâm
               Sırru’llâhi’l-a’zâm
               Bâbu’llâhi’l-a’zâm


Burdan sonrası Hüseyin Vassâf Efendi’nin Resûl-i Zîşân’a (ﷺ) hitaplarıyla devam etmektedir:

               Tohmu’l-vücûd
               Sultânü’l-kevneyn
               Hz. Resûl-i müctebâ -‘aleyhi ekmelu’t-tahâyâ-
               Şefî’-i rûz-ı cezâ
               ‘Alâ-tarîki’l-istizâh Nebiyy-i muktedâ -‘aleyhi ekmelu’t-tahâyâ-
               Güzîde-i benî-Âdem Efendimiz
               Câmi’-i ‘ulûm-ı evvelîn ü âhirîn sultân-ı ‘ilmi ledün
               Resûl-i mübeccel ve cümle ‘ulûm ile mükemmel olan Nebiyy-i Muhterem Efendimiz
               Nebiyy-i Müfahham
               Emîn-i Hudâ
               Mahbûb-ı Ekrem
               Seyyidü’l-ümem
               Cenâb-ı Nebiyy-i Hâşimü’n-neseb
               Sultânü’l-enbiyâ -‘aleyhi efdâlu’t-tahâyâ-
               Burhânü’l-asfiyâ
               Nûrü’l-Hak
               Mahbûbu’l-halk
               Huzûr-ı hazret-i seyyidü’l-ebrâr
               Sultân-ı her dü-serâ
               Zât-ı hazret-i Peygamber
               Zât-ı pâki Ahmedîye
               Hz. Mahbûb-ı Kibriyâ
               Berekât-ı muhabbet-i Resûle’llâh
               Rü’yet-i cemâl-i Muhammedî
               Mahrem-i kurb-ı Hudâ
               Şeî’ül-müznibîn
               Server-i ‘âlem
               Zât-ı pâk-ı server-i enbiyâ
               Seyyid-i ‘âlem
               Sultân-ı Serîr-i Murâd
               Sebeb-i îcâd-ı kâ’inât -‘aleyhi ekmelu’t-tahiyyât-
               İlm ü fazl-ı Resûl-i zî-şân
               Sened-i etkıyâ
               Şefî-i Kerîm
               İki cihan fahrı Nebiyy-i Hâşimî-i Kureyşî
               Sâhib-i şefâ’at-ı uzmâ -aleyhi efdâlu’t-tahâyâ-
               Matla’u’l-envâr-ı cûd
               Kâffe-i enbiyâ-yı ‘izâm
               Safvet-i risâlet-penâh
               Menbâ’-ı zülâl-i ni’met
               Vücûd-ı pür-sûd-ı risâlet-penâhî
               Matla’-ı şeref-nâme-i risâlet
               Cevher-i girân mâye-i zât
               Sâhibü’l-Kur’ân ve zü’l-fazl ve’l ihsân
               Peygamber-i ‘âli-şânımız
               Zât-ı Kudsiyyet
               Simât-ı risâlet-penâhîsi sebeb-i îcâd-ı dünyâ ve mâfihâ olan hûrşîd-i kâ’inât-pîra-yı hidâyet ve selâmet
               Şefî’-i ‘âlî-i rûz-ı kıyâmet
               Sırr-ı seciyye-i ehl-i yakîn
               Mübelliğ-i mekârim-i peymâ-yı dîn-i mübîn
               Kâfile-sâlâr-ı zümre-i enbiyâ ve pişvâ-yı silsile-i mukaddese-i asfiyâ
               Nûrâniyyet-bahş-ı zemîn ü âlem-bâlâ
               Peygamber-i celîlü’l-menkabet
               Resûl-i müctebâ-yı kuddîs-i haslet (Muhammedü’l-Mustafâ) -‘aleyhi ezkâ’s-salavât ve’t-tahâyâ-
               Mazhar-ı hitâb-ı ‘izzet-i Cenâb-ı Mevlâ
               Nebiyy-i ekrem ferhunde-likâ
               Cenâb-ı sâhib-i nübüvvet
               Sâhib-i sa’âdet
               Ulviyye-i nûraniyyet-efzâ
               Necm-i fürûzân-ı hüdâ
               Mahrem-i esrâr-ı isrâ
               Âyet-i rahmet-i Hudâ
               Umdetü’n-nebiyyîn
               Ser-tâbiş-i Nübüvvet -‘aleyhi ekmelu’t-tahâyâ-
               Bâ’is-i kevn ü mekân
               Gül-i gülzâr-ı vefa’
               Sultân-ı hüsn ü ân
               Mihr-i vücûd-ı sa’âdet-nümûd
               Mefhar-ı Mevcûdât
               Sâhibü’ş-şefâ’a “sâhibü’l-makâmi’l-Mahmud” şefi’ul-müsfi
               Sâhib-i şefâ’at-i ‘uzmâ
               Şefî’un ‘ale’l-umme
               Hayrü’l-Enâm
               Vücûd-ı zî-cûdu on sekiz bin ‘âleme rahmet
               Menba’-ı zülâl-ı ni’met ve şefâ’at olan zât-ı ma’âlî-sıfat-ı Mustafavî
               Mazhâr-ı hitâb-ı levlâk olan a’refü’l-enbiyâ
               Mahbûb-ı mergûb-ı İlâhî zât-ı celîl-i risâlet penâhî
               Şefî’-i ‘usât-ı ümmet
               Menba’-ı zülâl-ı rahmet
               Vücûd-ı pür-sûdu on sekiz bin ‘âleme ni’met olan tabîb-i haste-dilân Resûl-i zî-şân
               Âfıtâb-ı semâ-yı şefâ’at
               Peygamber-i sütûde-girdâr
               Zât-ı ma’âlî-sıfat-ı risâlet-penâhî
               Senedü’l-‘âcizîn
               Sultân-ı iklîm-i risâlet