EY YÂR / Nezir KUMLAY

 
Ey gönlümün sultanı, eşgimin yadigarı,
Gözden uzax eyleme, yaxşı saxla vügarı,
Galbimi dağlama sen, Köroğlu’nun Nigar’ı,
Garip ellerde galan menim tikanlı gülüm,
Tebiete gaytarım, gafesteki bülbülüm.

Eşgde sabit-gademlik şerbetini içirttin,
Seni üretken seven dostlarını incittin,
Nebi’nin Hecer’i tek, menim yanımda cüttün,
Bunlar oldu beyhude ömür geldi dayandı,
Melek-il Mevt gelmeden bütün galpler de yandı.

Eger ki bayatı desem, alemler ağlar,
Ayrılığın derdini bilip çekenler ağlar,
Dosttan galbi inciyen, olar nigaran ağlar,
Gözlerimi yollarda goyma cananım betsi,
Feslimiz gış feslidir, tez gel gar yolu kesti.

İlahi naçaram men, galpler uzah yol gısa,
Emrin ile Süleyman ulaşmıştı Belkıs’a
Ta San’a’dan götürüp gelmişti Kudüs’e,
Bele bir gavuşmağı mene de nasip eyle,
Canım o zaman al, hüsnüne vasıl eyle.
                       

                                    

TÜTÜN KAĞIDI KABUĞU ŞİİRLERİ XIX/Fazlı BAYRAM



                                                        /bozlak/






savaşçılar eceliyle ölmez
bu sefer de peşin tövbe ettiğimiz
günahları işleyelim
damlardan damıtılan tere yağlarla
yağlayıp kılıçlarımızı
yaprak uçurup gök yüzüne
çocukluğumuzu avlayalım
bir neo yahudi ne nasihat ederse
asalım iç çamaşırlarımıza

yeni kurtuldum dağlı sempatilerden
yapma bunu bana dolunay
çıkma o dağın kuytusundan
bu gece olsun sunma çarmıha
seiko saatlerimi (yoksa casio muydu)
saz çalmalarıma artık dayanamayanlar var
ben de dayanamıyorum artık işin doğrusu
‘’al almayı ver narı’’

gel seninle peşin tövbe ettiğimiz
günahlarda buluşalım
aşk yaraları açalım kalplerimize
kazmayı toprağa değil
gırtlağa vuralım bu sefer



HAYAT MI BENİ YAŞIYOR BEN Mİ HAYATI?/Fazlıalp EJDERHA

Hayat! Hayat! Hayat!
Dilime dolandı bu kelime
Dilim dolandı bu kelimeye
Duygu dolu düşüncelerimi
Duygusuzca ezdi yine.

Bu düşüncelerimin battığı
Kaçıncı geceydi
Ve umut meçhule giderdi
Hep dolan, hep yalan hayat
Bize kazık atar mı bilinmezdi.

Biraz düşününce dalardı hayale
Uzun bir yolda bulurdu kendini
Yolu çıkmaza giderdi her defasında
Ama her çıkmazın bir yolu
Her yolun da bir çıkmazı
Olduğunu bilirdi o.

Yine hayale dalardı istemese de
Hayalde imkânsızı yapardı yine
Hayalleri birleştiği anda
Hayat patlatırdı hayallerini anında.

Bu sefer intikamı ele almıştı
Ve sonuna kadar arkasında duracaktı
Ama bu da uzun sürmedi
Kurduğu, daldığı bu rüyadan
Ezan sesiyle uyanabilmişti



GÖLGELER/ Muhammed Taha DURDU

 
Her zaman benim yanımdasın,
Hep benim yaptığımı yaparsın.
Hava kararınca niye benden kaçarsın,
Hani yağmur yağar sonra güneş doğar gökkuşağı çıkar,
Sen de benden çıkarsın, gece kaçarsın.
Pencerelerde seni ararım
Sabah çıkarsın benimle koşarsın.

UZAKLARDAYIM/ Muhammet İbrahim BALCI

 
Rüzgarın heybeti ile coştuğu
Yağmurun hüzün damlalarıyla toprağa düştüğü bir yerde
Burası benim dünyam, sığınağım
Ben bütün hayallerimi
Gökyüzünün karanlıkları ardında kurdum
İşte yıldızları o vakit dost edindim
Ezan sesini de bekledim ve kulaklarımla değil
Yüreğimle işittim
Çünkü Allah her yerde ve bizimle
Dualarla büyüttüm umutlarımı
Dualarla dindirdim acılarımı
Çetin imtihanlar ağırladım
Durdum ve düşündüm bir mezar başında
Nefes aldığım her anı şükür bildim

Bir kuşun gagasında yuvasına su taşıdığını
Bir karıncanın kendinden büyük bir lokmanın peşine düştüğünü
Bir aslanın yavrusuna olan merhametini
Bir ağacın dalından düşen yapraklara inat
Hayata küsmediğini gördüm

Vatanından, anasından, babasından kopartılmış
Gözleri masumiyet iklimi olan çocuklar,
Çocuk denildiğinde gözleri yaşaran
İçinde dağ büyüklüğünde ağıtlar bulunan analar,
Ağlamamak için kendini zor tutan
Gözleri kan çanağına dönmüş
Gözyaşını yüreğine akıtan babalar gördüm.

Hayat kimi zaman bir su berraklığında
Kimi zaman fırtınalar esmiş toza bulanmış
Yaşam insan ile simgeleşmiş
İyi-kötü, Zalim-masum diye ayrılıvermiş insan kendi içinde
Bir grup yırtıcı tehlikeli gaddar oluvermiş
Bir grup merhameti sevgiyi kendine şiar edinmiş.
                                                           

AKŞAM KADİFELERİ/Mustafa Alper TAŞ


Zor günlere geldik. bir dereyi besleyen pınarlara bakarken. o derenin dibinde güneşe karşı salınan yosunlara bakarken. içimizle yosunlar arasında dehşetli bir uyum oluşurken.

sıcaklarda çokça duran ve bedenini yoklayan adamlar oluyor, kadınlar oluyor. sorgusuz yaklaşıyorlar birbirlerine, serin evlerde kararmış gözlerini açıyorlar.

biliyorum, şapkasını çıkarıp göğe doğru bakanlara benziyor bu akşama doluşmalarımız. öyle tertemiz sürahilerden öyle ışıl ışıl bardaklara akan biziz.

böyle zamanlarda bir çiçeğimiz olsun istiyorum. ay ışığında ne yapacağını bilemez, şaşkın bir çiçeğimiz olsun, küçük konuşmalarımız için.

sokaktan geçerken tükenmiş emekleriyle genç genç adamlar, kapının kulağında simsiyah elleri, ekmekle sularlar hani yaşanan her yeri.

beyaz elleriyle kadınları, ceplerine dolan çocuklarla oynar ve yemeği karıştırırlar. çok karanlık bir kadifeyi alamayıp beğenir gibi.

çünkü günün son ışığında pırıldayan atlar başlamıştır yukarda. nefeslerinde gezinen bir sabah var her an. geceleri çeşmelere koşan ve evin ilk sıcaklığında huzursuz. çocuklar var.

biz.

eskimiş bir bıçağın arasındayız.

SELAM OLSUN/ Şeyhşamil EJDERHA













Sessizliğin üstünde de bir ses vardır
Ama onlar bunu duymaz
Tıpkı baştan aşağı dökülen buzlu su gibi
Hissetmezler
Vücuda giren bir kurşunu 
Onlar anlamazlar
Paletler altında ezilen masum gözyaşını
Çünkü onların gözleri sağırdır
Kulakları kör
Sorarım size 
Söyleyin
Kaç kalibredir 
İsrail'in kalbine isabet eden gülüşler
Ya da o kadar sağlam mıdır musalla taşı
Filistinli masum beden altında
Bakarsın bire on veren toprak 
Bire bin verir
Kanla sulanmıştır sonuçta; 
Bereketlidir
Her toprağa düşen beden
Tohum gibi filizlenmeyi bekler
Toprakta
Ya insan insan olur
Ya da insan an olur.

Zaman ne çabuk geçer uzakta
Fark eder misiniz, bilmem
Kışın karanlıklar uzun olur
Yazın ise aydınlıklar
Doğan gün gibi zulüm de
Durmaz buralarda
Göz açıp kapayıncaya kadar geçer zaman
“Akacak kan damarda durmaz” değil mi?
Peki, hangi renk akar damardan kan
Zira
Zehirli kan siyahtır, zehirsiz kan kırmızı
Sonuçta kan damarda durmaz mı?
Damlayan kan damardan sızmaz mı?
Selam olsun toprağa şehit düşen bedene

Gökten gelen çağrıya baş eğip de gidene.

DELİNİN ZORUNA BAK!/Burak KARLANGIÇ










Bilemez kimse seni, 
Ay ışığının titrek aydınlığında,
Umutlar karamsarlıkları kovalar
Nerede benim ötüşünü sevdiğim kuşlar,

Zaman geçecek
Beklenen günler gelecek
Herşey değişecek ama
Aslında herşey aynı kalacak

Hayallerine huzur ektiğim düşünceler de
Herkes seni biçecek
Yüksekteki, tepedeki hatta dünyanın en büyük zirvesinden
İnsanların gerçek yüzünü gören canlı
Şimdi ne görüyorsun acaba
Sen de karamsarlığa düşüyor musun?
Tahtım sallanır kaygısı güdüyor musun?
Tepeden yerin altına insen ne olur
Hani sen gerçekleri görüyordun
Cehennem çukurundan da görebilecek misin?
Sen de militanlık yapabilir misin
Umarım sen de tahtın uğruna insanları kolay harcamazsın
Deli diyor normal insanlar böyle söyleyince
İlginç geliyor kulağa ama hiç düşünmüyor musunuz?

Ya biz normal siz deliyseniz ?


Metin ACAR/KARINCALARIN YEMEK DUASINI İŞİTMEK‏










öksürük gibi bir şey
ya da saçımıza yapışan reçine
aslında çingeneleri hiç kandırmazdım, biz
kendimizi kandıramadığımız gibi
veya Yasin'i tanımak gibiydi
çekirdek çıtlatmak gibiydi, korkmak
iri gözlü bir bayana düşmek kadar
bu kadar adil değildi
şu zalim hayat

yalın ayak ya da iyi geceler dilemek
duvardaki tablo kadar gerçekten gerçeksin
susan bir adam kadar sahici
şu karga tam doksan sekiz yaşında
biliyorsun iman ettim buna...

kendimize dua etsek
mesela mekânımız cennet olsa
Rab rahmet etse bize
biliyorum kulağa gülünç geliyor ve ya basit
başka dualar da biliyorduk biz
mesela susuyorduk
Rabbim...
şimdi çalışıyorum düzene sokmak için
kendimi şuralarda bir yerde unutmuştum
işte ah! haylaz çocuklar
yine saklambaç oynamaya ikna ettiler beni
beni bulduruyorlar
yine kendimle...

Rabbim
imdi sen biliyorsun
hangi şehirden geçtiğimi
çünkü bu şehir gece bile güzel değil
affet Rabbim bir şehre sövdüğüm için
çünkü bu şehir gece bile güzel değil
makyaj yapılsa sevilir mi, düşünüyorum
bu tufandan kurtulmak için
Nuh bizi de alır mı gemisine; sevgilim
şimdi yakınlardan bir kelebek çıksa
ve şöyle dese:
ömrümle alakalı bilmediğiniz ne çok şey var dostum
ben gülümsesem...

avukatları da cübbe giyerken gördüm
ilk bir camii imamında görmüştüm
ama saflık aynı zannetmemden kaynaklı
çünkü ben gördüm
ülkemde de tufanlar vardı
dallarını kesiyorlardı lise aşkımın
Peyami Safa okuyordum o zamanlar
kapanıyordum bende
harici koğuşlara
ertesi günler mi
fatihten-harbiyeye yürüdüm
saçmaydı asfaltların hala bu kadar sıcak oluşu
çok uzağa gitmiş olamazlardı
çünkü yeni bir avm'den kaçıyorlardı
o dönemde
herkes bir çok soru soruyordu
avukatlar neden cübbe giyiyordu
giyiyorsa neden bu kadar çok vukuat vardı
belki de herkes tek bir cevap arıyordu
çünkü her sorunun ayrı ayrı cevabının olması
noktayı çoğaltmaktı her daim her vakit
tatminsiz bir cevap işte
o dönem öyleydi
seviyordun cevap alamıyordun
ve bu da güzeldi
dindar genç takılmak
herkesin dindar olarak algılamak
ya da tam tersi anarşizm
dindar gençtik o dönem
ama sakallarımız yoktu
Rabbim...
o dönem sakallarımız yok ise
ve çorbanın tadına bakmadan
tuz katıyorsak
iman etmiş sayılıyoruzdur inşallah

işte böyle bitiyor
peki, ben neredeyim
yağmur duasına çıkmış bir karınca olabilir miyim?
bir karıncaya şemsiye tutmuş olmam
benim yağmur istemediği mi kanıtlar mı
çorbada tuzum yoksa
evet çorbada tuzum yok
kabulüm
mezarlıkta o cigara izmaritini ben attım
ellerimi kaldırdım
çingeneler su döktü dallarına
Ah...
şurada da bir karınca bıraktım
beni sana anlatsın diye 

SEMER / Fazlı BAYRAM













çobanların ve çıbanların
kusurlu kahramanlarla
sana açık kapılarda
kırmızı kalemlerden
korkuluk yağmurlarına
uğundurup uğundurup avundurduğun
sokak çocukları bir de

o elindeki üç çeşit baharatı
nerede kullanacağını biliyor musun?

endamlı bir feryadın yorgun yanında
geceye satıra ve sana
ağlamaklı yazılar düşer
kınalı kumral ayazlarda
baharında yazında ve baharında
bir içimlik itirafları şerh eder ezber
al gündüzlerini başına çal sevdanın
dokunma yolda kalanların gecelerine


GÖLGELER/ Muhammed Taha DURDU







Her zaman benim yanımdasın,
Hep benim yaptığımı yaparsın.
Hava kararınca niye benden kaçarsın,
Hani yağmur yağar sonra güneş doğar gökkuşağı çıkar,
Sen de benden çıkarsın, gece kaçarsın.
Pencerelerde seni ararım
Sabah çıkarsın benimle koşarsın.

***

DÖRTBİR CİHAN



Adım çıksa dört bir cihana şair diye
Durgun sular duracak güneş bana göz kırpacak
Dünya dönmeyi bırakacak beni dinleyecek.
Ay kararmayı bırakıp aklanacak
Yıldızlar üstüme parıldayacak
Bulutlar ne yapsın? 
Yağdıracak yağmuru yağdıracak yağmuru
Benim şiirimi dinlemek için bütün gün
Gökler yere eğilecek yer de göklere
Denizler de ortada durgun durgun bana bakacak
Dört bir cihan işini bırakacak beni dinleyecek beni dinleyecek
Bulutlar, durgun sular, güneş ve dünyalılar
Şiirimi dinleyecek doymayacak, dinleyecek 

Cahit Zarifoğlu Okulu
3. Sınıf Öğrencisi

GEL‏/Mine GÖKTÜRK











Âlemi sarmış bir duman
Can yanmıyor artık yanan candan
Farketmez ne mekân ne zaman
İnsan isterse her zaman insan

Mâbudun yolunda mahlûka uzanan bir kol
Doğruluktur tek doğru kime sorarsan sor
Bu yolda gidene bitmez pusu
Yolda gidenin ibadettir uykusu

Sağ gözün sol göze faydası yokken
Kimse tutmazken düşenin elinden
Bir ses diyor ki yüreğinden
Gel ne olursan ol gene gel

Kimi zaman perdeler secde
Kimi zaman secdedir perde
Bilmek istersen kendini nerede
Gel ne olursan ol gene gel


IŞIĞA KOŞMAK/Hasan EJDERHA


Arkasından tüllerin, güller kokardı 
yollar kokardı burnuna
ruhuna kenetlenen çoklu hasretler
bırakmazdı yakanı
şimdi sen dağları bile tınmaz oldun
savrulduğun karanlıklar
hoyrat yalnızlıklar biriktirir.

Süvari kapıda
Beliklerin ve bileklerin
Kurtaracak seni yalnızlıktan.

Yazıklan kaçırdığın kervanların arkasından
Halkasından kopmadığın aynalar sana uzak.

Anne kadar kalabalık, bir gelin kadar ürkek
Varlığın durultur belki seni bir gün
Öldüğün anlaşılmasa da varlığın bir nokta
Uzakta parlayan ışık senin, o sensin
Nefesin yetecek koşmalısın, kendine yetişmek için.

SABAHIN ŞİİRİ / Mustafa Alper TAŞ










güneşe siper ederek parmaklarını
bu koşmaklar en güzel gölgendir senin

boynundan bir elmadır geçer
bir şaşkın balıktır kokun aramızda çırpınır
azalır göğsünün ağırlığı böylece

daha ilerde
bembeyaz çamaşırlar bembeyaz evlerin sıcaklığında
bir yorgunluk kurbağasını uyandırır uykusundan
gözlerinin ağırlığını kabul eder kadın

çünkü erkek ölmüştür
akşamın bulanık eşarplarında dalgalanır acelesi
yalnız ve çok uzak bir dağdan getirilen çiçeklerin

böyle sonsuz geziyor içimi sesin
ilk gürültüsü gibi yıkılan ağaçların
ilk sabahı gibi yaşamanın

SELAM OLSUN/Gün Sazak GÖKTÜRK










Bir deprem ardında yığınlarca sevgi
Bir anlık acı
İçimdeki yitik acı sana selam olsun...
İçimde bir negrofilinin ayak sesleri...
İçimde olana da, ölene de selam olsun...

Cinnet getirmenin kapılarında
Cumaya gittim döneceğim yazıları
Bir canlı yaşamak için bir ölüyü yerken...
Ölene de yaşayana da selam olsun...
Salaya, göğe değen çocuklara,
Cumaya ve ölüme selam olsun...

Otuz beşinde bir kadın,
Bir elinde ölüm bir elinde sema...
Ölüme ve semaya selam olsun...
Bir Gün’e ve ölüme daha uyandım...
Serinlikte yeni bir ölüme uyandıran acıya
Ve yeni ölüme selam olsun...

Ey sevgili doğur beni
Ve sağ göğsünle emzir...
Öldürene de, emzirene de selam olsun... 

.

RENGARENK BİR ÖLÜM / M. Alper TAŞ


küçük bir suyun kenarından
saldın beni denizlere
sımsıkı tuttum
bir demet papatyanın gölgesini elimde
sol elimdi
hatırlıyorum

önce çok sevdin
hevesli bir turna uçurdun gökyüzümde
ben kırmızısına bakmaktan
unuttum bütün balıkların adını

yaşadım sabahın unutulmuş suları gibi
değmeden hiçbir güneşin uykusuna
koşturdun o baharı
o atları sen sürdün geceye

herşeyden çok senin siyahındır
yakışır ıssız körfezine yalnızlığın

herkesten çok senin adındır
kırmızılara baktıkça

.

Şeyhşamil EJDERHA / H A Y A L

Köşe başındayım

Bilmiyorum menkıbemin hangi yaşındayım
Yükseliyor apartmanlar etrafımda
Her apartmanın her katında
Çıkılan her basamakla hayal oluyor oyun.

Bir çocuk…
Başını uzatıyor camdan; karanlık zindandan
Bakıyor sokağa: gülümsüyor, özgürlüğe kanatlanıyor yüreği
Hayalinde kıvrılan yollar, arkadaşlar, parklar…
Serap oluyor umutlar, sonra hayal.

Kalın bir ses dolduruyor sokağı:
“Dondurmam Kaymak”
Çocuk kayboluyor camdan
Ses azaldıkça uzaklaşıyor sokaktan
Çocuk tekrar camda; yanında annesi…
“Anne dondurma!”
Boşlukta kayboluyor çocuğun sesi
Başını uzatıyor boşluğa annesi
Ve annesinin sesi, yorgun gözleri, azar dolu sözleri.

Üzüldü çocuk
Bir köşeye büzüldü çocuk
Öfkesini içine attı
Yaşadığı her şey hayaldi
Fakat hayalin acısı içinde kaldı.

Hidayet BAĞCI KÖSE/ SİSLİ BİR VUSLAT


"BENden ve SENden ibaret"

Vuslata yakın bir andı...
ne sen ne de ben vardık o sisli yerde...
toz bulut olmuş bu kış mevsiminde...
bir bulut gibiydi mekân...

benim heybemde binlerce hayal varken,
neden senin yanında hayale dair kelimelerimin elleri üşümüş,
hiçbir şey düşünmüyorlar?

oysa senin varlığında vuslata eren ben,
o sisli yerde neden hiç oldu bilemiyorum...

senin heybende binlerce mutluluk vardı, yaşadıklarına dair;
çünkü sen kendinde beni yaşıyordun...

sisli bir mekandı...
hayalden gerçekten uzak bambaşka bir andı...
orda bir boşluk vardı ki ben o boşluğa bambaşka bir hâl ile düştüm...
sen kimdin ki bu hâle düşmeme sebeptin...

sisli bir yerdi...
bulutlar mı ayaklarımızın altında yoksa şehir mi? söyle hangisi gerçek bunların?
orda binlerce renk var...
gökkuşağı hükmünde dünyama bakıyor ve ben binlerce hayalimi gökkuşağına dilek ağacım diye bağlamışım...

sisli bir hâldi...
ne ben senden haberli ne de sen benden haberliydik...
bakıyorduk kendi dünyamızdan kendimize...
sen benim dünyamı sevemedin kim bilir?
belki de çözemedin bendeki varlığını...
bense kendi dünyamdan senli cümleler kuruyorum...
ne hayalden öte ne de gerçekten ziyade...

söyle! sence vuslat neydi?

bir RIZA-i İLAHİ uğruna sisli bir hâlin varlığında bir serçe misali çırpınmaktaydı... sisli bir hayal içinde...

benim sadece hayallerime hükmüm geçer, yaşadıklarımı zaten Rahman’ın rızasına bıraktım; zamana bırakır gibi...

içimde bir NAR var ki beni ağlattıkça kabuğumu çatlatıyor ve de SEN hayal de olsa BENİM dediğin kendine eşlik ediyorsun...

vuslata saniyeler kala...

"BENden ve SENden ibaret"
***