ÇIĞLIK / Hilal EJDERHA















Bir gece, gönül ucuyla baktım geriye
Hüzünlü gözyaşları gökyüzünde
Sonbaharın savurduğu yapraklar ellerimde
Umut dolu sözlerim hain dillerde

Kolay hayatın kolay insanları
Çığlığımla sesleniyorum sizlere
Bırakın bu sözleri
Karanlığınız boğmasın masum hayalleri
Gözleriniz ıslatmasın çiçekli mendilleri

Yarım kalan şiirleri
Yarım bir yürekle tamamlayamazsınız
Durdurun huzura kurduğunuz saatleri
Kilit vurduğunuz vicdanınızı
Çıkarın artık gün yüzüne

Tren vagonlarına sığdıramadınız
Yalan yüklü sözlerinizi
Kim bilir şimdi?
Hangi şehrin pazarında
Sattınız onursuz yüreğinizi?

Ağıtlar yakan duvarların çığlığı bunlar
Sizler…
Anlayamazsınız kahkahalarla sessizleşen dünyanızda
Ezelden beri böyleydi işte
Sessizlik hep kazandı

Kaybeden çığlıklardı 

***
MUTLULUĞU DEMLİYORUM














Beyaz kağıtlara
Mutluluğun resmini çiziyorum
Gökyüzümü huzurun rengine
Gecelerimi sönmeyen bir aydınlığa boyuyorum

Geçmişin karanlığını
Şehrin en tenha sokağına bırakıyorum
Geleceğin en güzel günlerini gözlerime mühürlüyorum
Boşa çekilen kürekleri kırıyorum
Hüzünlerimi denizin eşsiz kokusuna hapsediyorum

Yüreği gibi kelimeleri de çürük insanların
Gölgesinden dahi uzaklaşıyorum
Biliyorum, her adımda zaferi yudumluyorum
Yalnız kaldığım bu yolda
Gözyaşımı içime gömüp mutluluğun diyarına gidiyorum

Acılar hükümsüz yüreğimde
Naçizane tebessümler saklı sözlerimde
Ölümsüz artık mutluluk
Rüzgarlardan gelen haber böyle

Yaşatılan kötülükleri
Azad ediyorum gönlümden
Gül bahçesi renginde
Mutluluğu demliyorum
Sonra…

Bir şairin şiirleri arasında kayboluyorum.



GİT İŞİNE / HİLAL EJDERHA




Süsleniyor bu şehir hüznümle
Ben yalnızlığıma dönüyorum
Anlıyorum bütün bu olanlar yalan
Nerden bilir ki insan?
Yaşamadan hikayesini
Ağlamadan gülmeyi nerden bilir ki?

Dağlar dumansız olmaz
Gönül bu yorgun hayallere hapsolmaz
Uzun bir yolculuk bu
Umutlara kelepçe vurulmaz

Vefasızlığın karanlığı çöküyor sokaklarıma
‘Git işine’ diye bir çığlık yükseliyor
Sokak lambalarının kalbi kırılıyor
Düşlerin boynu bükük kalıyor

Bizim işimiz…
Şiirlerin gözlerinde kaybolmaktı
Kitapların gönlünde huzura sarılmaktı
Ve pembe karların yağacağını düşlemekti

Topla bavulunu
Hadi gidelim işimize gönlüm
Umutlarımızı, hayallerimizi çıkın edip
Yağmurları da alıp gidelim                                                    

***

TAHTA SEDİR









Yazılıyordu tüm şiirler sayfalara
Gizliyordu hüzünlü türkülerin çizgileri göklere
Yanan bir yüreği taşıyordu dağlar yeryüzünde
Ağlamak çare değildi böyle bir derde

Sokak lambalarının yanardağı kızgınlığı yüzümde
Karanlığın sessizliği ayak izlerimde
Yürüdükçe kayboluyordu taş sesli evler gölgemde
Ben yapayalnız bu yerde

Tahta sedir ağlıyor halime
Çekip gidiyor geçmişim benden
Kalbim paramparça ellerde
Kimsesiz çocuk gibi dalmışım hayallerime

İçimde bıraktılar bembeyaz bir hayali
Katili kimdi yüreğimin?
Oysa düşlediğim bir hayat vardı avuçlarımda
Kayboldu damla damla yağan yağmurda

Tüm bu sorular belirsiz gökyüzünde
Tahta sedir biliyor her şeyi aslında her haliyle
Ağlamasa anlatacak, olacak bir çare
Hala aynı köşede…
Ve hala hüzün var gövdesinde



***
CAM GÜZELİ


Yasak düşünceler sarıyor etrafımı
Düşür sözlerini gözler önüne diyor
Sonra dağlar karlarını eritiyor
Yangınlar yağıyor gülsuyu bahçeme.

Doğmuyor gökyüzüme güneş
Akıtmıyor gözyaşını gönlüme
Yüzüm kara bakmaya
Başımı kaldırmaya mecalim yok
Bütün duygularımsa öksüz ellerde.

Kapatıyorum yüreğimin kapılarını
Gövdeler arkasına
Gölgemi takıyorum koluma
Dertlerimiz kadar uzun yollar kat ediyoruz
Suskunluğumuz diz boyu, yolların ucunda.

Sorma…
Halim yaban kuşların kanadında
Dokunmaya kıyamadığım sözlerim
Masum bir ceylanın camgüzeli gözlerinde
Sessizliğimse sâda duvarlarında.

Camgüzeli gözler…
Söyle bana nerede yaşanan güzellikler
Yoksa…
Sigaranın dumanına mı sakladın?
Karanlık gecelere mi bağışladın?
Yıkılası ağaçların köklerine mi saldın?

Ah bu sessizlik
Nasıl geçer camgüzeli?
Düş önüme gidelim buralardan
Dağları arkamızda koyup,

En güzel diyarları gezelim.

***
YOL











Yorulmuş her bir kelime kalemimde
üşüyor aynalar ellerimde
Yolum karanlık
Uzuyor git gide...

Masum kalıyor sevinçler yüregimde
Gökyüzü solmuş nedense
Umut yok mu bu gül bahçesinde
Gözlerim sessizleşiyor...
Nereden çıktı şimdi düşüncelerde

Ben bir yolcuyum aslında...
Heybem omzumda, hayallerim cebimde
Dualar toplamaya gidiyorum...
Yolum karanlık olsada
Gölgem yanımda, ay ışığı solumda

Yolumun son bulduğu noktada
İçime çekiyorum hüzünleri
Yaşlı gözler görüyorum
Bir kurşun delip geçiyor yüreğimi
Diz çöküyorum karanlığın orta yerine
Ve..

Göz kapaklarım agır geliyor bedenime...

***
PEMBE BİR TEBESSÜM



Küçük bir çocuğun
Yüzünde canlanıyor hayat
Avuçlarında kayboluyor bütün cümleler
Susuyor tüm çiçekler

Pembe bir tebessüm
Dokunuyor ellerime
Yıldızlar düştü yüreğimin en ince yerine
Şimdi...
Tüm türküler dokunaklı benliğimde

Bir elveda denizinin ortasındayım
Sessizliğin seslendiği bir yerdeyim
Kaybolan cümlelerimi arıyorum
Belki de hiç olmayacak hayaller kuruyorum

Ve...
Pembe bir tebessüm
Kelebeğin kanadına gizlenmiş uçuyor
Ağlayan şiirler taşıyor yüreğinden
Gelip konuyor...
Kayboluyor bir çocuğun narin teninde

Gökyüzüne sarılıyorum her gözyaşında
Tebessüm eden bir yüz görsem her seferinde
Şiir oluveriyor her şey gözümde
Sol yanımdan kayboluyor tüm kötülükler.

***
SAAT ON İKİ





Ellerim varmıyor yazmaya
Tik tak seslerini duyamıyorum
Boyalı duvarlarda eskiyor zaman
Saat on iki, yaşanan her şey yalan...

Saat on iki...
Aksın düşünceler kâğıtlara
Yıldızlar kaybolsun bu gökyüzünde
Durmadan yazsın kalemler bu saatte.

Bütün her şeyi yazsın
Mutluluğun tüm diyarı terk ettiğini
Allah rızası için uzanan elleri...
Hicab duyan gönülleri...
Şu zikreden kuşları yazsın

Saat on iki...
Durdu zaman sanki
Sokak lambaları konuşuyor gibi
Geçmese de dertler...
Geçiyor günler belli...

Saat on iki...
Gönül penceren nerde hani
Kapanmasın gözlerin
Uyumasın sözlerin
Kitap sayfasındadır belki incilerin...

*** 
GÖNÜL DENİZİ 














Yüreğimin derinliklerinde
Gizlenen acı bir hüzün...
Yansıyor yüzüme ayna karşısında
Ve...
Gözlerim doluyor söylenen her türküde

Bir feryat kaplıyor içimi
Çığlık çığlığa haykırıyor
Bir çare gerek diyor...
Yosun tutan bu gönül denizi
Bütün dertleri kıyısına çağırıyor

Kitaplara uzanıyor ellerim
Dokunamıyor sayfalara yüreğim
Olduğu gibi susuyor kelimelerim
Bir çare gerek diyorum
Yaradan’ıma sığınıyorum

Sonra...
Bir hüzün kaplıyor gökyüzümü
Karaya çalan hayallerim üzgün
Ağlama, ıslanmasın cennet yüzün
Çare bulunacak elbet
Unutulacak, gözyaşıyla ıslanmış bu günlün...

Ve...
Sana mutluluğu borç bildim can özüm
Pamuk gibi saçların avucumda süsüm
Yüreğine attığın her bir düğüm
Dualarla çözülecek, açacak bahçende elbet son gülün...

*** 
ÖMÜR KÖPRÜSÜ 













Zaman akıyor kirpik uçlarımdan
Hayat ise uçuyor ellerimden
Korkuyorum vakitsiz gelen hüzünden
Ve gecenin korkusuz karanlığından...

Yaprak küle düşüyor tutsana!
Rüzgâr savuruyor özlemini yakalasana!
Bugünün dün olacak
Geç olmadan bu sese kulak versene!

Saatler haber veriyor geleceğini...
Bir gül iyimi söz edecek senden?
Her mana bir sır bu pencereden
Kaç kaçabildiğinden kadar kendinden

Sonsuzluk...
Son denilen yerde başlar
Aradığın  ses..
Toprak kokularında gezer...
Ömür köprüsü bu...
Ak ile kara günlerle geçer

Geç olmadan...
Sil şu hüzünleri yüzünden
Kurutma gülleri gözlerinde
Edilen bir tek duaya âmin desin dilinde
Yıllar geçsin boş ver...
Sadece bu ses yankılansın gönlünde

*** 
KUM TANELERİ 













Kum taneleri saçılıyor etrafa
Sağım aydınlık
Solum karanlık
Puslu kalmış doğruluk

Hayatın ucunda tüm mutluluklar
Ortasında kalıyor yaşanan umutlar
Susuyor her adımda sokaklar
Aslında yalan oluyor hayatlar

Sararan yapraklar gibi
Uçuyor ellerimizden hayaller
Geriye mum ışığı ve kumdan taneler
Gökyüzü çaresiz
Ağlamaktan utanıyor bulutlar

Kum taneleri
Güneşe yansıyor rengi
Tutuyor ellerimden sanki
Şiire vuruyor zaman belli
Gönüller okyanus olmuş
İçinde yüzüyor bu kum taneleri

*** 
OF DEME 














Of deme...
Yüreğime hüzünlü dağların
Türküsü düşer
Ağlayan bir çocuğun
Gözyaşı dökülür avucuma

Of deme...
Tüm şehrin ışıkları söner
Heybemin içi boş kalır
Sonra düşlerim karaya boyanır

Of deme...
Yoksa bu yollar hakikate gidemez
Sayfalar bile bir söz yazamaz
Dualar yüreklere yol alamaz

Of deme...
Gökyüzündeki kuşların kanadı kırılır
Öksüz bir çocuğun
Gönlü dağlarda asılı kalır

Of deme...
Şükür de ki...
Tüm karanlıklar aydın olsun
Kalpler huzura kavuşsun
Hakikat kapıları sonuna
Kadar açılsın...

***

HAYAT BU BİLİRSİN...
 















Çek bugün acıları kıyına
Otur, denizi al karşına
Bir taş fırlat bütün umutlara
Gemi yap hüzünlerini, sakla yarınlara

Sonra dersin
Hayat bu bilirsin
Gökyüzü kadar karanlık
Yanan ışıklar kadar sahte
Buğulu camdan seyreder durursun.

Bütün kapıları aç ardına kadar
Sesinin çıktığı kadar bağır
Ve ağla
Ağla ki masum görünsün en deli duyguların
Yıldız yıldız dök gözyaşlarını yüreğine

Uyan bütün bu rüyalardan
Bu gökyüzü
Bu deniz
Bilindiği gibi hayaller
Her zaman maviye boyanmıyor
Her şey olduğu gibi görünmüyor

Akıl erdiremediklerine 
Yor bir aklını
Sonra gir çıkmaz sokaklara
Anlarsın çaresizliği
İşte o zaman
Kaldırım taşlarının soğukluğunu duyarsın...



*** 
ÖZLEMİN HASRETE KARIŞTIĞINDA










Bazen
özledim diyemezsin
Oturup bir şiir de yazamazsın
Dalıp gidersin
Uçan kuşların kanadında bulursun kendini

Hayaller içinde kalırsın
Hasretin inci taneleri arasına karışırsın
Hayatın tam orta yerinde durursun
İşte o zaman
Bütün hüzünler kapına yığılır, sen duymazsın

Aldırmazsın...
Bütün olanlar ellerinde narin ve kırılgandır
Bir çizik atarsın
sonra...
Bütün acıları toplarsın yüreğinin boş kenarına

Özlem belki de bir yıldızın çok parlamasıdır
Hasret belki de yürekte biriken bir sızıdır
Özlemin hasrete karıştığında
gözlerin gecelere yıldız takar
yüreğinse  dağlara yol açar


***
SECCADE ORADA











Dualarla buluştuğu an ellerimiz
Hoş bir sada yükselir göklerden
Bütün hayallerimiz pembeleşir hicabından
Gözler yaşlarıyla buluşur en derinden

Bu hayat yolunda
Yoldaşımızdır seccade
Alnımız her daim secdede
Gönlümüz en sevgiliyi haykırır dillerde

Seccade başında bir yürek
Tüm dertleri azat ettiği yerde
Alnının en dik en onurlu olduğu yerde
Tüm sırlarını döktüğü bir gönülde

Ellerimiz semadeyken
Yıldızlar gözlerimize dökülür
Bir kuş gelir hayallerini bırakır yüreğimize
İşte o zaman karanlıklar bile aydınlık olur bize

Tüm kâinat secde eder
Durma sende secdeye kapan
Samimiyetini dök gözyaşınla
Seccadenin orta yerine
Bekletme dualarını
Topla bulutlar ülkesinden

Bütün çareler orda aslında
Tespih habbelerine dizilmiş gerçekler oysa
Mutluluğun asıl tarifi orda
Söylüyorum işte seccade orada...
     


***

SÜKÛT










Yüreğimize saklanan cümleler vardır
Hani kâğıtlara bile dökemediğimiz kelimeler
Göklere ulaşmayan düşler vardır
Bir de rengini bilmediğimiz hayaller…

Mana yürekte saklı belki
Gerçekler duvar deliklerine iliştirilmiş oysa
Gün yüzünü gösterecek belki
Karanlığa dair yıldızlar bulacağız kendimize inan ki.

Aslında cümlelere esirdir dilimiz
Kitaplarımız gül kokusu dağıtır ömrümüze
Sükût inceden bir sızı yüreğimize
Acılar hayallerimize sarılmış beklemekte.

Ama her şeye rağmen
Sükût olsun tek kelimen
Söyleyemediklerin için sükût ederek bağır
Yıldızları tak koluna ve ağır ağır
Sessizce yağan yağmuru dinle.

Sakın isyana esir düşme
Bırakıp da gitme acılarını
Hatta en eskimiş acılarını tazele gözlerinde
Sadece şiir gibi bir sükûta
Sürgün et sözlerini.


***

SUDAN HALKALAR













Sabrın sınansın
Hüznün orta yerinde
Sözlerin kaybolmasın
Bir kır çiçeğinin narin dalında.

Başla sayfanın ortasından yazmaya
Sonra tuttur bir türkü
Bütün dertlerini diz inci inci
Sızlasın yürekler, gözyaşları gökyüzüne ulaşsın.

Ümitlerini dök sayfa sayfa yüreğine
Şu uçan kuşların hayalini dinle
Gökyüzünün maviliğini sil gözünden
Sandığa kilitlediğin yaşanmışlıkları ser önüne.

Sudan halkalara yaz düşlerini
Taştan kulelere as hayallerini
Sen yüreğinin mabedine ışık tut ki
Parlasın kaleminin ucundaki düşüncelerin.

Kaldır bütün bilinmeyen sırları
Kopar at bütün yıldızları gökyüzünden
Uçur kelebekleri bilinmeyen ülkelere
Sonra, bunlara yine sen itiraz et
Gökyüzü yıldızsız, yer kelebeksiz olmaz de
Bulmaca gibi çöz kelimeleri yüreğinde.


***

İMTİHAN DÜNYASI









Yüreğimizin katılığı
Engel midir gökyüzündeki yıldızları toplamaya?
Sahte midir hayata dair kurulan bütün hayaller?
Sadece ışıklar yanınca mı şehirler aydınlanır?

Hayat kaç günlüğüne sunulmuş önümüze?
Bir sabır bir şükür yeter de artar bir günümüze
Alnımızı okşayan seccade her günümüze müjde
Önümüze çıkan engel gelecekte ödüldür bize

Bu imtihan dünyası
Seslenir bize minarelerden
Allahu ekber Allahu ekber
Bırak bütün dertleri ve işleri
Aç elini, başla duaya, aktar gönlünü semaya

Ellerin ne kadar yakınsa semaya
Yüreğinin şehirleri o kadar parlaktır
Bırak olduğu gibi kalsın hayallerin en deli köşende
Sakın sözleri hapsetme karanlık gecelere

***

UMUT SOFRASI








Yeşil kocaman tarlalar
Kiminin acı kaderi
Kiminin duvardaki manzara resmi
Kiminin de çocukluğunun kayıp yılları

Hayat, yeşillikler içinde kader oyunu
Sıcağın altında yanan o yüzler
Yılların acı izlerini taşıyan o eller
İşte hayat kimine beyaz kimine siyah

Beyazlar içinde kaybolan çocukluk
Çağırsak gelir mi bir daha
Küçük ellerimizin yaraları kapanır mı?
Ecza dolabındaki pamuk kanayan yaramızı durdurur mu?

Ya yitip giden gençlik
Bütün hayalleri askıya aldıran o tarlalar
Düşlerin rengini solduran o yakıcı güneş
Ve acılara umut sofrası serdiren hayaller

Ne nasır tutulan ellere acınır
Ne de rengi değişen tene
Sadece yitip giden çocukluğa ağlanır
Ve solan gençliğe yaşlı gözlerle el sallanır

Her şeye rağmen bu yürekler umutludur yarınlara
Umut da bu yüreklere umut doludur
Her gün umut sofrası serilir bu yüreklerde
Belki gelir diye mutluluğa da bir tabak konur.
                    


***

İKİ ŞİİR











Oturup iki şiir yazmalıyım
Birinde gökyüzünü mora boyamalıyım
Diğerinde güneşe ulaşmalı sıcaklığım
Sonra da annemin gamzesinde mutluluğu sevmeliyim

Oturup iki şiir yazmalıyım
Birinde ak günlere bereket
Diğerinde kara günü ak yapmalıyım
Dönüp gecelere bir süs takmalıyım

Oturup yalnızlığa iki şiir yazmalıyım
Birinde yalnızlığa hayranlık duymalıyım
Diğerinde yalnızlığa isyan kalesi dikmeliyim
Sonra da yalnızlığı yalnızlığa terk etmeliyim

Dostluk masum yüreklere küstüğünde,
Onları barıştırmalıyım
İnsanlar yağmuru hissettikleri gün,
Şemsiyeleri gökyüzüne hediye etmeliyim
Ben oturup iki şiir yazmalıyım
Beyaz kâğıtları dert ortağım yapmalıyım

Acılar denizinde gemilerimi yakmalıyım
Yıkmalıyım dertleri, en dibe vurmalıyım
Karanlığı korkutacak aydınlık olmalıyım
Yine her defasında oturup iki şiir yazmalıyım

Ben bir kuşun kanadında
O iki şiiri hayal etmeliyim sonra da hayal gibi yazmalıyım
Sormalı herkes mutluluk, acı, yalnızlık...
Kısaca bu yürek bahçesi nerede
İşte bu bahçe o iki şiirde…

*** 

 HAYAL AĞACI

Yalnız bir düş bulurum sokak ortasında 
Kasımpatında görürüm acılarımı
Boşluğu yakalarım bir kuşkanadında
Usul usul eserim bilinmezlikler ülkesine
Sonra bir hayal ağacı dikerim
Umutlarımla sularım...

Resimler çizerim iki parmak arasında
Ve yine yalnızlığı çizerim
Hayaller içinde hayal bulur düşlerim
Hayal ağacım sadece büyüsün isterim
Masaldaki fasulye gibi gökleri delsin isterim
Hazineler ülkesi kursun orda
Dokunsun tüm yüreklere
Farklı bir gökyüzü kursun bozulmuş tahtlar üstüne.

Sonra gökyüzüne dalsam
Ay salıncağını uzatsa
Yıldız gümüşlerini dökse üstüme
Ben toplasam onları
Hayallerime kolye yapsam
Sonra düşlere batsam derin derin.

Ama...
Hayaller suya düşmek içinse
Hayaller kırılmak içinse
Ve
Hayal ağacı da kesilmek içinse
Ve kesilirse
Hayal ağacı
Sonunda olur darağacı.


***

 NAYLON YÜREK

Tek arkadaşım, dostum, dert ortağım
Rengi solmuş kalemim...
Birlikte dans ederiz sözcüklerle
Ben söylerim o yazar.

Nazlıdır ihmale gelmez
İşte o zaman yalnızlık perdesi kalkar
Ve oyun başlar
Yazmaz artık küser kalemim
Kırılmaz camdan hikâyelerim
Soğuk bahçelerde boş kalır ellerim
Semadan el sallar boynu bükük kalemim.

Biliyorum yazdığım kadar varım hayatta
Kaldığım kadar uzundur hayatım
İnandığım kadar büyüktür hayallerim
Ve gözyaşı döktüğüm kadar masumdur yüreğim.

Kitaplar yırtılmış sayfa sayfa
Rüzgâr parça parça olmuş hırsından
Hayatlar savrulmuş dört bir yana
Kalemler kolay kırılmış boş kafalarda.

Kalemim yarınlara yabancı kalır
Naylon yürekler yalnız kendinden utanır
Yıldızlar gülümseyerek baka kalır
Yalnız gecelere darılır da yelkovan
Mahzun akrebiyle yol alır
Akrep ve yelkovan mahzun kalır.

 ***

GÖKLER SON RESMİNİ BOYAR












Birleşir yürekler...
“Selamünaleyküm” sözüyle
selamın özüyle
sonra...
cılız sesi gelir yaşlı bir teyzenin
mağrur ve garip
seyreyler âlemi
gönül gözüyle.

O yorgun gözler
bir zamanlar aldanmış
sahte güzelliklerle yanılmış
kendini yıpratmış koyu maviliğin denizinde
sönmüş artık son ışıklarla birlikte.

Elleri bir zamanlar
dünyayı avuçlayacak kadar cesaretli
yüreği o kadar metanetli
şimdi ne eller merhametli
ne de yürek merhametli.

Saçlarıyla
savururdu tüm dertleri
ve tüm hileleri
kaderine örgü örerdi tel tel
şimdilerde yenilip döküldüler tek tek.

Son kalışlar...
son yatışlar...
belki de son konuşmalar
yattığı misafir yatağında
dil son sözünü söyler
yavrum “hakkınızı helal edin”

Kelimeler çaresizdir artık yüreklerde
ağlama töreni düzenler yıldızlar göklerde
çareler tükenmiş son sözlerde
ve ezanlar yankılanır minarelerde.

Hayat son biletini keser
sonsuzluğun durağına gitme vaktidir
kalan tüm duaları topla
heyben ne kadar doluysa
o kadarsın ebedi dünyada.


*** 
SIĞMAZ GÖLGELER MABEDİME

Kaderin darağacında asılmış bir hayat
Kime sordumsa değişik surat
Hançerin gölgesine sığınmış hakikat
Kitaplarda saklıymış asıl mutlakıyet

Hayatlar farklıymış her cümlede
Çantamda gizliymiş her kelime
Gökyüzüne çıkan renk sözlerde
Parçalanmış hayatları sunar yüreklere

Silinir yıldızlar gökyüzünden
Arta kalan hayatlardan
Bir yol çizerim sonsuzluğa
Kendimi bulurum mutluluğun kafdağında

*

Yollar aynıydı her gidişte
Duygular farklıydı her dönüşte
Masumane inciler kaldı geçmişte
Sığdıramadım sayfalara bir mahur beste

*

Geçmişten boğuk bir sadâ gelir
Ve ziyadesiyle nahoş gelir
Yanık bir türkü ne hoş gelir
Azade kalmış gökyüzünden dökülür gelir.
                                              

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder