DEĞER DEĞDİ DEĞERLERİME/Hidayet BAĞCI

Genç kız elinde sıkı sıkı tuttuğu bir taşa, bir de tahtaya baktı. Taşa taş! Dedi yutkundu, düğümlendi, boğazında tüm hisli cümleleri… Ve taşla rabıta kurmuş bir gönülle konuşmaya başladı.

“ Seni bulunca bağrıma bastığım sabır taşından da öte yüreğime taç! Eylemişken! Sen, senin için yazdığım hiçbir cümlemin farkında değilsin. Aslında farkındasın da seni korkutan bir şey var. Bu yüreğini tedirgin edecek kadar ağır ki benim senin için üzüldüğümü düşünemiyorsun. Senin kimlere verilmiş sözün var ki benim sözümün üstüne geçer gibi değerli…

Evet değer nedir sence, bence değer yüreği titretecek kadar değer bir gönle. Dokunur en acıyan yanını bir anne şefkatiyle. Şimdi ben bir o kadar hazin yaşarken tüm değerlerimi en çok da değerlerime değdiğin için gözyaşım değiyor yüreğime, ama sana dokunamıyor ki hala sözlerim havada asılı kalmış…

Bekle diyorsun, geçecek diyorsun ya… Neden bekleyen benim ki sen bu şekil umarsız yıkıyorsun geleceğe dair ümitlerimi. Ümitlerim artık senden saklandığı gibi benden de saklandı. Bana yemini bozulmamış ümitlerimi ver ki yüreğim değerlerime değsin artık.

Bu taş var ya! İşte onu değerlendirmek senin elinde ister suya at! Boğulsun. İstersen uzağa fırlat! Hiç görme bir daha! Ya da onu kuyumcuya götür, taşı bir güzel yontsun başıma TAŞ’tan bir TAÇ! Yaptır ki, tüm melekler görsün…”

Dedi genç kız. Taşı iyice elinde tuttu, sıkıca uzağa dahi fırlatamadı tekrar bağrına bastı…

Sonra diğer elindeki oduna baktı. Odun ne de yumuşak duruyordu avuçlarında. Bir anne eli değmiş gibi okşadı parmaklarını. Odun dedi OD/UN… Ve bir kelimeden üç kelime düştü avuçlarına.

ODUN, OD, UN!

“Eğer sana verdiğim değerin çeyreğini oduna verseydim, şimdi yanı başımda çeyiz sandığım olmuştu.” Dedi ve bir damla düştü avuçlarına…

“OD bu kadar kıymetli olmasaydı ne gezerdi Mevlana’nın ruhunda! Ateş olup yanar mıydı?”

Dedi ve bir damla daha düştü avuçlarına…

“Bir yanımın acısından olsa gerek şimdi cümlelerim yarım kaldı soframda, UN! Ufak oldum.”

Dedi ve bir damla daha düştü avuçlarına…

Değer öyle bir kelime ki değmesiyle dokunup sahiplenmişlik hissettirmesi tılsımlı bir gücün ötesinde Allah işidir. Değer kelimesi her gönülde filiz verip yeşermez. Değerli olan değerleri sahiplenmektir. Yoksa değer sana değmez ise sen hiç kimseye kendinden değer katamazsın. 

Şimdi her şeyi toplama sırası sende, önce değerlerinden başla tıpkı benim gibi…

Ben değdim kalbime, ya sen!

Taş Gazeli
I.
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri
Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin

Anne seninle bağrın döğer gider mi acı
Hanidir Ferhad'dan aldığın ders taş senin

Sen de mi taşla bir oldun ey sevgili
İşitmez oldun beni kalbin taşdan taş senin

Ölüm sendendir bana nedir taşlamak beni
Bana güldür çiçektir attığın her taş senin

Gözünü dikme taşa işte parça parçadır
Şimşektir bir bakışın dayanır mı taş senin

Deprem değildir dağı ve beni sarsan
Bir bakışın komaz taş üstünde taş senin

Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla
Topuğun öpmek için toz oldu dağ taş senin
Osman SARI

AH FANTİN XXIV/Fazlı BAYRAM



çıplak ellerle savaşırdık
elimizi kim tutarsa
onundu ruhumuz

düştük mü lakin
bırakırdı o eller

biz yeniden dirilirdik
saçmalıklara söverdik fantin
bozulduk mu çaktırmazdık


Not: (Süleyman KARA müstear ismiyle yazan Fazlı BAYRAM kardeşimiz, bu şiirden itibaren kendi ismi ile yazmaya  devam edecek. Editör ise gelen her şiirde; "acaba Şair Fazlı Bayram'ın bu şiiri hangi müstear ile yayınlanacak diye zulüm çekmeyecek")

ÇOBAN/Metin ACAR

Sürdür sürünün çizgisini çoban
Yüzündeki yollara aşk olsun
Öyle bir tevekküle dal ki
Geçmişten sürgünümüz son bulsun

Beklet yoluna set çekenleri
Sen gönüller çobanısın
Vardır âlemi şimdi sonsuza
Gökler isterse şimdi açılsın

Çoban, çoban
Sapmasın yolundan duan
Sen bir sürü davasın
Kaybolur tevekkül sen bırakırsan

Buyur gel soframıza, çoban
Tat eşsiz davamızı
Dert etme yakınma asla
Cevapsız bırakma sorularımızı

Çoban, çoban
Sapmasın yolundan duan
Sen bir sürü davasın
Kaybolur tevekkül sen bırakırsan


RENGARENK BİR ÖLÜM / M. Alper TAŞ


küçük bir suyun kenarından 
saldın beni denizlere
sımsıkı tuttum 
bir demet papatyanın gölgesini elimde
sol elimdi
hatırlıyorum

önce çok sevdin
hevesli bir turna uçurdun gökyüzümde
ben kırmızısına bakmaktan
unuttum bütün balıkların adını

yaşadım sabahın unutulmuş suları gibi
değmeden hiçbir güneşin uykusuna
koşturdun o baharı
o atları sen sürdün geceye

herşeyden çok senin siyahındır
yakışır ıssız körfezine yalnızlığın

herkesten çok senin adındır
kırmızılara baktıkça

UYAN BABA / Nurcihan KIZMAZ












Bu dışardan gelen sesler ne anne
sana da geliyor mu
bu kan kokusu
 
Korkuyorum ellerimi tutsana anne
hani ben çok cesurdum
bu ne korkusu
Her yanım titriyor sarsana anne
temmuzun ortasında
ne üşümesi
Sararmışsın aynaya baksana anne
sen hasta değildin
bu neyin nesi
Vakit çok geç oldu
kalksana baba
sen erken uyanırdın
bu ne uykusu...


***GİDİN BURADAN










Siz masallarda değil miydiniz
ne işiniz var ülkemde
şehrimde
mahlemde

Çekin ellerinizi
çirkin dillerinizi
ömrümüzden
gönlümüzden

Sizi gidi gulyabaniler
alın gidin
kötülüklerinizi
niyetinizi

Kaf dağında
Zümrüd-ü ankam var benim
bak küle çevirir
hepinizi...


***
DUA













Kırık dökük kelimeler var
Zihnimin her köşesinde
Elim yetmez
Dilim gitmez
Toplamaya gücüm
Yetmez

Yüreğime yazarım ben de
Öyleyse
Kafiye istemez
Uyak istemez
İçimden okurum
Kimseler duymaz

Çırpınıp durur
Muhayyilemde
Masal perileri
Ellerinde
Sinirli değnekleri
Hediyeler yağdırır
Çocukların başına
Bayram şekerleri
Kucaklarına

Bir mucize beklerim
Erişmek için
Yakub'un duasına
Olmaz ya
Kavuşur belki
Herkes imkansızına...


***
BİR BAHAR DAHA










Bir cemre bir cemre
bir cemre daha
işte geldi nevbahar

Ruh üflendi dağa taşa
bir nefes bir nefes
bir nefes daha

Sırada bekleye dursun
al beyaz güller
bir sümbül bir sümbül
bir sümbül daha

Yer gök zikir çekti
ben şahidim
şükre durdu toprak
bir secde bir secde
bir secde daha...




***
SINIRSIZ BEKLEYİŞ


Öyle bir gel ki
bu gözlerin sende hakkı
kalmasın
ve öyle bir kal ki
lügatında gitmek lafzı
olmasın

Ben çocuğum
ne anlarım sabırdan
sen öyle bir anlat ki
bir türlü aklım almasın

Gidersen güneş gibi git
sabah erkenden geri gel
uyandığımda
karanlık olmasın

Tarifsiz bekleyişler bıraktım
ardından
öyle bir tarif et ki
beklemek ölüm gibi olmasın...






***
HİÇ SORMA



















Ne çok soruyorsun çocuk
o cevaplar bende yok
senden daha uzun olsa da boyum
sen ne isen ben de o yum

hayat bu kadar sorgulanmaz
neden niçin diye kurcalanmaz
tek doğar tek ölürsün
günahın da sevabın da
senindir bilesin

haydi şimdi güzel güzel uyu
görürsen rüyanda
dipsiz bir kuyu
hah işte orasıdır dünya
düşme sakın
eğilme içine içine
orda düşman çok olur
tutunma kimsenin ipine

ben hep burdayım
baş ucundayım
tutarım ellerinden
ömrümün yettiğince
bakma bana gelmez ağır
korkarsan bir kere
Anne! diye çağır...



***
GEÇMİŞ ZAMAN














Ve hiç bir şey bir daha
eskisi gibi olmadı
bir daha o sokaklar
hanımeli kokmadı
kırmızı yanaklı o şen çocuklar
bir daha saklandığı yerden
çıkmadı
kapandı perdeler
karardı camlar
bir daha o evlerin
bacaları tütmedi

Asırlık bir çınar vardı
kurudu
gazel oldu yaprakları
çürüdü
Dedem o ağacı ben diktim derdi
ve dedem o camiye
bir daha hiç gitmedi

Bak postacı da gelmedi
selam vermedi
pek sevinçli haberler
getirmedi
yine gelirim dedi
bir daha hiç gelmedi

Ve bir daha hiç bir şey
eskisi gibi olmadı...



















***
DEMEDİ DEME















Gidersen unuturum bak
demedi deme
silinir gözümden
cennet gözlerin
uçup gider hayalimden
hayalin

Unuturum sabah kaçta
kalktığını
çayına kaç şeker
attığını

Sesini unutur kulaklarım
dinlemem bir daha
mırıldandığın
şarkıları

Unuturum meselâ
hiç şiir sevmediğini
yağmuru sevdiğini
yağmuru seven
şiir de sever
öyle bilirim
ben yagmuru sevmeyi
bir şiirden öğrendim
ama sen gidersen 
unuturum

Yazıp yazıp buruşturup
atarım
ulaşmaz asla sana
mektuplarim

Sen gidersen
ben de giderim

unutur giderim...

***
AYAZ








Rüzgar ne söylediyse
kuşların kulağına
Öyle sessiz sedasız
toparlanıp gittiler.

Ve ardından bir poyraz
bir fırtına
Akasyalar neye uğradığını
bilmediler.

Kimine bir renk cümbüşü
sonbahar
Kimine susma vakti
kimine vuslat
kimine firak.

Senin de yeter çektiğin
ey bulut
Tutma kendini
bırak.


***
AĞACIN YAZGISI












Ben bir ağaç idim
kendi halimde
geldi iki kişi
hızar eyledi
eğildim büküldüm
usta elinde
götürdü çarşıya
pazar eyledi

yazıldım çizildim
rafa dizildim
aldı bir kul beni
nazar eyledi
okudu okudu
yine okudu 
gömdü cehaleti
mezar eyledi.



***
SARARDI BENZİ DOĞANIN














Sonbahar geldi diye mi
düşer yapraklar
yoksa gitme vakti midir
kendilerince
bir rahat vermedi belki de
rüzgar
ne geçecek eline
onlar gidince

kış uykusuna mı yatacak
şu koca çınar
kuşlar nerde geçirecek
kışı boranı
bülbül olsa bulur da
bir gül-i-zar
bunun güvercini var
kırlangıcı var…




***
AĞLAMAK YASAM






Şehitlerimize...









Yüreğinden tanıdım seni
Cesaretinden tanıdım
Sen türk oğlu türksün oğul
Asaletinden tanıdım

Daha on dört on beş yaşın
Eğilmeyen vakur başın
Kahramanlık senin işin
Hamasetinden tanıdım

Ana baba kardeş bacı
Bu acının yok ilacı
Bağrına basınca taşı
Ferasetinden tanıdım

Su uyur düşman uyumaz
Namerde namus sorulmaz
Yiğitliğin yaşı olmaz
Haysiyetinden tanıdım

Edep sende haya sende
Bozulmayan maya sende
Kaç kurşun var bedeninde
Şehadetinden tanıdım


***

KELİME ÇARŞISI






Kelimeler satın aldım
Feleğin çarşısından
Okka okka
Dirhem dirhem
Kimi yaraya tuzdu
Kimisi merhem

Sararan yapraktan
Kuruyan topraktan
Yüklü bulutlardan
Saklı umutlardan
Mazlumun gözyaşından
Zalimin eğilmez başından

Akan suyun sesinden
Ilık kuş nefesinden
Arının balından
Bülbülün gülünden
Ödedim bedelini
Ömrümün en güzel yerinden

Bebeklerin gözlerinden
Bilgelerin sözlerinden
Yunus Emre’den
Molla Kasım’dan
Belki bir gün dize dize
Şiir yaparım onlardan
***
ŞİİR














Şiir kalbin sesidir
Şairin nefesidir
Şiirde riya olmaz
Şiir sözün hasıdır

Şiir gönül işidir
Kalemin gözyaşıdır
Şair bir başka yazar
Nadan başka işitir

Şiir bazen öğüttür
Bir tatlı nasihattir
Bazen dağlar aşırır
Bazen önünde settir

Şiir arı misali
Her çiçekten bal alır
Şaire dizi dizi
Sıralaması kalır



***
ULU DİVAN










Boynuma sarıldı elimi öptü
Hakkını helal et dedi ve gitti
Sandım ciğerimden bir parça koptu
Savulun hainler civan geliyor

Bu neyin davası bu neyin öcü
Nedir bu adavet bu neyin hıncı
Yollara döküldü yaşlısı genci
Tatlı canı hiçe sayan geliyor

Selalar okundu minarelerde
Tekbir sesleri çınladı her yerde
Şehadet hevesi olunca serde
Cihat çağrısını duyan geliyor

Tarih bir kez daha tekerrür etti
Düşman bir kez daha el aman etti
Kimi şehit kimi kahraman gitti
Düşmanı yurdundan kovan geliyor

Vatan bayrak millet meselesi bu
Türk'ün müslümanın temennisi bu
İlahi adalet tecellisi bu
Bir kez daha ulu divan geliyor


*** 
BAHAR, NERGİS, BABAM VE BİZ














Bir demet nergisle gelince babam
Bilirdik bahar gelmiş
Gönlümüz şenlenirdi
Bu böylece sürüp gitti bir zaman
Bir bahar
Ansızın
Kesiliverdi

Bekledik bekledik gelmedi bahar
Bir demet nergis getiren olmadı
Kaç zamandır 
Nergis kokmuyor evimizde
Anladık
Nergis götürme sırası
Bizde.


***
YÜREĞİNE GÜCÜM YETMEZ










Elinde şekeri gözünde yaşı
Bayrağın altındaki babasının naaşı
Bu yaşta ağır gelmiş omuzlarına başı
Göz yaşlarını sildim de yüreğine gücüm yetmez

Can evine ateş düşmüş tutuşmuş
Küçücük dünyasında toz dumana karışmış
Sarı perçemi alnına yapışmış
Saçlarını okşadım da yüreğine gücüm yetmez

Ne bilsin babası cennete gitti 
Ne bilsin ki vurulduğu yerden gül bitti
Titredi her yanı umudu yitti
Ellerini ısıttım da yüreğine gücüm yetmez.



***
BİR ZAMAN










Şu yalan dünyayı baki sanırsan
Her su vereni sen saki sanırsan
Günahını kervan yükü sanırsan
Sürüm sürüm sürünürsün bir zaman

Kanma sakın feleğin oyununa
Yar diye yılanı sokar koynuna
Birde halka geçirdimi boynuna
Sürüm sürüm sürünürsün bir zaman

Gümüş tasta ağuları içirir
Ayağını yerden keser ucurur
Ruhun duymaz prangayı geçirir
Sürüm sürüm sürünürsün bir zaman

Doğruyu yanlışı ayırt etmezsen
Ana ata nasihatı tutmazsan
Yemeğine alın teri katmazsan
Sürüm sürüm sürünürsün bir zaman

Mahlasım yok benim sözüm bu kadar
Tutarsın tutmazsın senindir karar
Üç gün beş gün değil mahşere kadar
Sürüm sürüm sürünürsün bir zaman



***GİDESİM VAR












Gidesim var buralardan
Uzaklara çok uzaklara
Güneşin gittiği yere
Huzur sende gelir misin
Benimle

Göçmen kuşlar gibi
Kanat açıp uçarak
Nispet yaparcasına
Dumanlı dağlara 

Gülüp geçerek
Selam götürelim
Boynu bükük kardelene
Ahde vefa eylemeyen
Menekşeden


Mecnuna Leyla dan
Yusufa Züleyha dan
Rastlarsak zümrüd-ü ankaya
Kaf dağında
Tüy alalım kanadından
Yakıp savuralım külünü
Gökyüzüne
Yıldızlar çekilsin
Yolumuzdan

***
BİZE NE OLDU?














Eski bir nihavend şarkı gibiyiz
Kulağa aşina göze yabancı
Denize yansıyan mehtap misali
Bestesi tanıdık dize yabancı

Kilide uymayan anahtar gibi
Eseri olmayan sanatkâr gibi
Tövbe eylemeyen günahkâr gibi
Aslını unutmuş öze yabancı.



***
BERİ GELSİN














Değişmem dünyaya saltanatımı
Altın beri gelsin pul beri gelsin
Sürerim üstüne tahta atımı
Sultan beri gelsin kul beri gelsin

Bezm-i elesttendir benim ikrarım
Bir değil bin değil dilde tekrarım
Ne korkarım ne kimseden saklarım
İblis beri gelsin sal beri gelsin

Giderim giderim yolum tükenmez
Talep eylemekle ilim tükenmez
Şairde ozanda kelam tükenmez
Mızrap beri gelsin tel beri gelsin

Secdelerde nasır tutan dizlerden
Rûz-i mahşere ak çıkan yüzlerden
Yüreğe sığmazsa taşar gözlerden
Yağmur beri gelsin sel beri gelsin

Bir aciz beşerim bazen şaşarım
Gâhi kavrulurum gâhi pişerim
Davamın uğruna bendim aşarım
Dağlar beri gelsin yol beri gelsin

***
GÖRDÜN MÜ












Dostun limanından vefa yüklü gemi
Daha gün doğmadan kalktı gördün mü
Feryadı andıran acı sireni
Metruk gönülleri yaktı yaktı gördün mü?

Rota yok yolu yok nereye gider
Dev dalgalar onu perişan eder
Bundan böyle yükü elem ve keder
Bir el sallayanı yoktu gördün mü?

Yükü çok ağırdı yalpalıyordu
Ufka doğru ağır aksak yol aldı
Ne bir tayfa ne de kaptanı kaldı
Bir fersah gitmeden battı gördün mü?

Limandan demiri aldığı zaman
Dumanı göklere saldığı zaman
Karanlık sulara daldığı zaman
Ahı asumana çıktı gördün mü?

***
(K)ARDAN ADAM












Kardan adam nedir senin bu kaderin bu yazın 
Yine soğuklardasın sokaklardasın
Kömür gözlerinden akıyor hüzün
Yine efkârlardasın ayazlardasın

Yok mu senin kimin kimsen yoldaşın
Hani nerde akranın arkadaşın
Üşür mü ellerin ağrır mı başın
Niye yalnızlardasın ıssızlardasın

Kardan adam tenin kadar yüreğin de ak senin
Yarın güneş doğarsa gözyaşların çok senin
Bayramın yok baharın yok yarınların yok senin
Hâlâ umutlardasın niyazlardasın 

***
YARIM ŞİİR



Sen gideli yarım kaldı her işim
Soframda aşım uykumda düşüm
Dondu kaldı yanağımda gözyaşım 
Yarım kaldı günüm gündüzüm,
Doğmaz oldu güneşim
Bir varmış bir yokmuş denir ya masallarda
Masal değilmiş meğer 
Ben hep yanlış bilmişim

Hayat yarım kaldı
Hayal yarım kaldı
Fakat dünya dönüyor
Bir zaman durmuyor yerinde
Bir de giden dönmüyor
Bir hasret yakıyor derinden
Bir de acı dinmiyor
Ölüm soğuk
Ölüm sessiz
Ölüm ansız
Bir de
Erken geliyor.

***
GÜL İLE BÜLBÜL

Bülbül ne anlar ki gülün halinden.
Hep ah u zar eder, intizar eder.
Bir de dinlese ya gülün dilinden.
Dikenli dal üstünü gülzar eder.

Toprak sarıp sarmalamış kökünü,
Bülbül gibi uçmak nerde, ne gezer,
Seher vaktinde döker gözyaşını,
Ah! Görenler çiğ tanesi zanneder.

***
GURBET VE HASRET VE VUSLAT



Elimi açtım
Bir dua ettim
Dua umuttu 

Bir yıldız kaydı
Bir dilek tuttum
Dileğim tuttu

Bir güneş doğdu
Geceyi boğdu
Sonra sen doğdun

Elini tuttum 
Önce yürüttüm
Sonra sen gittin

Sen gurbettesin
Ben hasretteyim
Gönlüm vuslatta


***

SÖZÜN ÖZÜ




Bülbüller şakırken şen bahçelerde
Yaprağı kıskandım gülü kıskandım
Elif gibi duran mağrur lalede
Pembeyi kıskandım alı kıskandım

Pınarlardan soğuk sular içerler
Baharı müjdeler çiçek açarlar
Gölgesine konup konup göçerler
Ağacı kıskandım dalı kıskandım

Mecnun bile vazgeçmişti Leyla'dan
Dünyaya değil ukbaya meyleden
Ozanları dertli dertli söyleten
Mızrabı kıskandım teli kıskandım

Irmakların coşup çağlamasını
Ananın sevinçten ağlamasını
Gurbeti sılaya bağlamasını
Yolcuyu kıskandım yolu kıskandım

Petekleri sıra sıra dizerler
İçlerine şeker şerbet ezerler
Elvan çiçekleri tek tek gezerler
Arıyı kıskandım balı kıskandım

***
EVVEL ZAMAN



Yeniden çocuk olmak vardı,
Yaşanmayanları yaşamak,
Aşılmayanları aşmak.
Yeniden sokaklarda koşmak vardı.

Eve geç kaldığında
Azarlanmak olsa da işin ucunda,
Tadını çıkarmak sokakların
Düşüp dizini kanattığında
Ağlamakla saklamak arasında kaldığında
Bir şey uydurup boşaltmak gözyaşlarını…

En güzel bahane Kemalettin Tuğcu kitaplarıydı.
'Oy benim yufka yürekli kızım' derdi babam
Bir de üstüne saçlarımı okşadı mı
Yarabandı olurdu diz kapaklarıma.

Babası olmayan bir komşu kızı vardı:
Öksüz Fatma
Düşünürdüm aklım almazdı
Babasız yaşar mı insan?
Oysa o da bizim gibi yer, içer, oynardı
Kim bilir belki de biz uykudayken
O gece boyunca ağlardı.

Şimdi benim yaptığım gibi
Belki rüyamda görürüm diye
Erkenden yattığım gibi.


***
BEN GÖRDÜM



Gönül gözüyle baktım şu cihana,
Gelecek zamanda dünleri gördüm.
Aşığın maşukuna uzattığı,
Dikeni batmayan gülleri gördüm.

Diyar diyar yaban elleri gezdim,
Hasret çeke çeke bu candan bezdim,
Baba ocağında bu sırrı çözdüm,
Gurbete çıkmayan yolları gördüm.

Yiğitler yatağı Anadolu'da,
Kars'ta, Ardahan'da, Van'da, Bolu'da,
Ozanlar avutan bağlamalarda,
Mızraba değmeyen telleri gördüm.

Kızma dostun acı söylediğinde,
Ona hak verirsin günün birinde,
Ben doğru anlamak istediğimde,
Yürek acıtmayan dilleri gördüm.


***
YÜREK YARASI





Görmedim hayatın pembe rengini,
Bana düşen hep hüzün sarısıydı.
Tanışmadım mavi özgürlüklerle,
Tanıdığım kaderin karasıydı.

Yeşil mutluluğa ulaşmak zordu,
Tek umudum şu mor dağların ardı.
Terk edip gittim de vatanı yurdu,
Beni terk etmeyen dil yarasıydı.

Beyazı severdim renkler içinde,
Lakin saçlarımda hiç hoş durmadı.
Gülü beğendim çiçekler içinde,
O da bülbülün yürek yarasıydı.

Gri akşamlar yüzüme gülmedi,
Turuncu şafaklar ümit vermedi.
Güneş doğmuş hiç haberim olmadı,
Bende hala gecenin yarısıydı.



***
İLLA HÛ



sen kalem ol ben mürekkep
dizelerde buluşalım
sayfa sayfa kitap kitap 
hep dillerde dolaşalım

sen mehtap ol ben yakamoz
denizlerde buluşalım
azgın dalgalara inat
okyanusları aşalım

sen yağmur ol ben de güneş
topraklarda buluşalım
çiçek olup kucak kucak
sevenlere ulaşalım

sen rüzgar ol ben uçurtma
gök yüzünde buluşalım
gökkuşağına dolanıp
renklerine karışalım

sen türap ol ben de serap
sahralarda buluşalım
kızgın güneşlerde yanıp 
mecnun ile yarışalım

sen elif ol ben lamelif
illa HÛ'da buluşalım
elif lamsız yere düşer
hep el ele tutuşalım.


***
NERGİS'İN DİLİNDEN











İlk kez lunapark görmüş çocuk gibiydi kuzular;
Şaşkın ve heyecanlı…
Kırlar baharlıklarını giymiş,
Doğa pek canlı.

Kısacık ömürlerinden bihaber kelebekler
Nasıl da hayattan bir şeyler bekler
Hâlbuki dokunsan ölecekler.

Ya salınıp duran ince narin gelincikler
Al al olmuş yanakları
Sanırsın akşam istemeye gelecekler.

Çoban kavalıyla emziredursun oğlakları
İbretlik kaplumbağa yine hep istikrarlı
Ağustos böceğininse La Fontaine'e diyecekleri vardı.


***
ŞÜKÜR YERİNE









Hoş geldin bebek
Hoş geldin evimize
Ocağımıza kucağımıza
Hoş geldin yüreğimizin en orta yerine
Başımızın gözümüzün
Gönlümüzün üstüne
Biz annenle babanız
Bundan böyle hep yanındayız
Allah biliyor ya
Senden sonra gelir canımız
Pamuk ellerinden
Yumuk gözlerinden aldık
Meleklerin selamını
Geldiğin yer kadar güzel olmasa da dünya
Yaşadığın her yeri
Cennet kılsın sana Mevla


***

BİR DAMLA ŞİİR











Yalnızlığın biraz daha ötesinden geliyorum
Hani şu sessiz harflerin olmadığı sokaktan
Susarsın, çok susarsın orada, çok
Bir yudum söz bulamazsın içecek

Hani olsa bir damla şiir
Bu yürek yangınını nasıl da söndürecek

Yutkunup durur orada insanlar
Boğazlarındadır kelimeleri
Kimi zaman da gözlerindedir
Ha döküldü ha dökülecek

Sessizliğim şiir açtı bu sabah
Güneşi görmezse kuruyup gidecek


***

GÜL ÜŞÜR BÜLBÜL ÜŞÜR










Rüzgâr eser, dal sallanır, yaprak düşer
Düşer ya düşmesine
Yaprak dala, dal yaprağa küser

Mevsim hazan
Yürekte hüzün
Durum pek hazin
Böylece gökyüzüne
Ağlamak düşer

Çile mevsimidir hazan
Gül üşür, bülbül üşür
Dağlar yollar
Hep üşür

Tek yaprak değil savrulan
Kimine ölüm, kimine ayrılık düşer

Kara kışın, boranın
Habercisidir hazan

Böyle yükü
Yüreciği zor taşır
Ondandır hırçınlığı 
Her şeyi savurduğu 
Değil mi ki bahar yaz
Onun öz kardeşidir



***

NENEMİN GİDİŞİ









Kıpır kıpır dudakları hep dua ederdi nenem
Bir tespih eksik olmazdı elinden
Bir de fersiz gözlerinde nem
Dalıp giderdi uzaklara, uzun uzun
Yüreğindeki zindanın penceresinden
Hiç görmedim güldüğünü
Bakışlarından anlardım akşam olduğunu
Bir akşam vermedi geri aldığı nefesini
Bir de avucundaki 
Babamın buruşmuş resmini

***
HARCAİ MENEKŞE















Gözlerini açtı menekşe
Gülümsedi gökyüzüne
Güneş sarı saçlarıyla
Süpürüp yıldızları

Çoktan çekmişti
Mavi sofrasını dizine
Birlikte uğurladılar
Okul çocuklarını
Ve birlikte dinlediler
Saba makamı tadında
Kuş cıvıltılarını

Sonra beklemeye başladı
Bir yudum sevgiden oluşan kahvaltısını
Fakat heyhat!
Ne gelen var ne giden
Hiç böyle yapmazdı
Dedi içinden

Tamam, susuz yaşanır da
Sevgisiz hiç olur mu?
Yapraklarım okşanmazsa
Canım huzur bulur mu?

Haydi, evin güzel kızı
Haydi hatırla beni
Hatırına açtım ben
Mor çiçeklerimi.


***

NEREDESİN

seni sorup duruyor rüzgar 
gelecek diyorum, inanıyor
sakinleşiyor bir süre
sonra yeniden başlıyor kamçılamaya
sokak lambalarını...
kim bilir belki de kurutmaya çalışıyor
ağlayıp ıslattığı kaldırım taşlarını...

seni sorup duruyor güneş
yok diyorum gelmedi!
yüzüne çekiyor buluttan duvağını
yeri göğü inletirken hıçkırıkları
kimden saklıyor ki ağladığını?

seni sorup duruyor kuşlar
üşüyorlarmış; öyle diyorlar,
titrek kanatlarına ağır gelmiş yokluğun
göç mevsimi gelmiş, uçamıyorlar,

seni sorup duruyor İstanbul
daha bir karanlık daha bir sisli sanki,
ışıkları yanıp yanıp sönmüyor
gözlerini kırpmıyor yani
fazla sensizlik göz çıkarıyor demek ki.



***
ŞAİRİN ŞUURU

Şairin kalemiyle dile gelir her nesne,
Ancak bir şair bilir bülbülün ahvalini.
Şehir kan uykudayken bürünüp sessizliğe,
Şair duyar karanlığın ayak sesini.
 
 

Bir şairin diliyle değerlenir bir böcek,
Işığın etrafında dönüp duran pervane,
O sıradan turunu atarken ne bilecek,
Bir dizede aşka temsil edildiğini.
 
 

Şair temaşa eder sevdiğinin yüzünü,
Bir bir kâğıda döker esirgemez sözünü,
Ruhunda gizlediği ne varsa sayıp döker,
Bir tek o görebilir yüzdeki göz izini.