ÜÇ AYLAR / Hasan EJDERHA

Masal-Çocuk Hikâyesi          












Bir varmış bir yokmuş.
Var yoktan çokmuş.
Bir köy varmış; ama yolları yokuşmuş.
Gene de çocuklar köy yollarında koşuyormuş.
O köyün göklerinde kuşlar uçuyormuş.
Kırlarında her renkten çiçekler açıyormuş.
Köylüler tarlalara tohum saçıyormuş.
Dedeler nineler dua için el açıyormuş.
Bütün köylü yiyeceklerini topraktan karşılıyormuş.
Köylülerin hepsi çok mutlu yaşıyormuş.
İşte bu güzel köyde, üç arkadaş varmış. Aslında bu çocuklar köyün diğer çocuklarıyla da arkadaşmış; ama bu üç çocuk diğerlerine göre daha yakın arkadaşlarmış.
Çünkü bu üç arkadaş; okula birlikte gidiyorlar, okuldan sonra ise köyün, her tarafı ahşap, pencereleri ve kapıları yeşil boyalı, şirin camisine kur-an okuyorlarmış.
Bu üç arkadaşın sarı saçlı olanının adı Recep, kıvırcık saçlı olanının adı Şaban, Siyah ve uzun saçlı olanının adı ise Ramazanmış.
Recep, Şaban ve Ramazan; günün kalan zamanlarında ise Ramazan’ın dedesinin harmanında top oynarlarmış. Çünkü harman, her tarafı bayır olan köyün tek düz yeriymiş. Tarlada yetişen buğdayları hasat edip, buğdayı başaklardan ayırmak için bir düzlük gerekliymiş ve tarlanın bir kenarına bu işler için dümdüz bir alan yapılmış. Bu düzlüğün adı da harmanmış.
Recep, Şaban ve Ramazan ne zaman harmana top oynamaya gelseler, Ramazan’ın dedesi Gazi Dede; evin önünden geçerlerken onları her görüşünde:
    Ne o üç aylar? Gene bir araya gelmişsiniz, top mu oynayacaksınız? Diyormuş.
Onlar da Gazi Dede’nin elini öptükten sonra:
    Evet dede top oynamaya gidiyoruz. Diye saygıyla cevap veriyorlarmış..
Ama Gazi Dede’nin onlara neden “üç aylar” dediğini ise çok ama çok merak ediyorlarmış.
Bazen Şaban, Ramazan’a:
               Ramazan! Bizim adımızı bildiği halde deden bize neden “üç aylar” diyor? Diye soruyormuş.
Ramazan ise:
    Ben de bilmiyorum bize neden “üç aylar” dediğini. Diye cevap veriyormuş.
Ama üçü de Gazi Dede’nin kendilerine, neden “Üç aylar” dediğini çok merak ediyorlarmış.
Bir gün yine, Recep, Şaban ve Ramazan harmanda top oynarken, Ramazanın dedesi onlara seslenmiş.
—Hey! Üç aylar! Hadi koşun bakalım; bahçeden kayısı topladım sizin için demiş.
Onlar da koşarak gitmişler ve Gazi Dede’nin verdiği bal gibi kayısıları afiyetle yemişler.
            Bir başka gün camiden çıktıklarında Gazi Dede ile caminin avlusunda karşılaşmışlar. Gidip Gazi Dede’nin ve avluda oturan cami cemaatinin ellerini öpmüşler. Gazi Dede ise onları teker teker öptükten sonra cüzdanını çıkarmış ve üçüne de ayrı ayrı para verdikten sonra:
    Hadi bakalım üç aylar, bakkala gidip şeker alın da yiyin demiş.
Gazi Dede’nin yanında oturan aksakallı bir dede Gazi Dede’ye:
    Çocukları sevindirdin Ramazan Allah (c.c.)’da seni sevindirsin! Demiş.
O aksakallı dedenin Gazi Dede’ye Ramazan diye hitap etmesi Recep’in çok dikkatini çekmiş ve arkadaşı Ramazan’a sormuş:
— Ramazan! Deden, Gazi Dede’nin adı da Ramazanmış. Peki, o zaman biz ona neden “Gazi Dede” diyoruz diye sormuş.
Ramazan:
— Dedemin adının Ramazan olduğunu biliyorum; ama niye “Gazi Dede” denildiğini ben de bilmiyorum diye cevap vermiş.
Böylece ortaya Recep, Şaban ve Ramazan’ın bilmediği iki soru çıkmış.
Birisi: Gazi Dede’nin kendilerine neden “Üç aylar” diye hitap ettiği.
İkincisi ise: Gazi Dede’nin adının Ramazan olduğu halde, neden herkesin ona “Gazi Dede” diye hitap ettiğiymiş.
Bu iki sorunun cevabını Recep de Şaban da, Ramazan da çok ama çok merak ediyorlarmış.
Günlerdir bu iki sorunun cevabını düşünmüşler.
Aralarında tartışmışlar; ama bir sonuca da varamamışlar.
En sonunda; Şaban’ın herkesin “Pamuk Nine” diye hitap ettiği; yüzü apak, ağzı dualı; yanına gelen her çocuğa, şeker ya da kuru üzümler vererek onları “kuzucuklarım!” diye seven ninesine sormaya karar vermişler.
Hiç zaman kaybetmeden Pamuk Nine’ye gitmek üzere yola koyulmuşlar.
Yola koyulmuşlar ama bu defa da Ramazan’ın kafasına bir soru daha takılmış.
Şaban’a sormuş sorusunu:
    Şaban! Peki, senin ninene neden “Pamuk Nine” diyorlar? demiş.
Recep dayanamayarak:
—Gördünüz mü? Biz iki tane sorunun cevabını sormak için Pamuk Nine’ye gidiyorken karşımıza bir soru daha çıktı. Şimdi bir de Pamuk Nine’ye: “Nine sana neden Pamuk Nine Diyorlar?” diye mi soracağız? Demiş.
Üçü de şaşırıp kalmış olanlar karşısında. Çünkü soru üstüne soru birikiyormuş. Ama kendi aralarında olanlara da kahkahayla gülmeden edememişler.
Fakat bu defa, daha Pamuk Nine’ye varmadan, ona neden “Pamuk Nine” denildiğini aralarında konuşup fikir yürüterek çözmüşler ve buna çok sevinmişler.
Üçü de aynı karara varmışlar. “Pamuk Nine evvela tertemiz bir nine… İkincisi yüzü, elleri ve başörtüsü bembeyaz… Dolayısıyla; her yönüyle pamuğu aklına getiriyor insanın ve herkesin ona Pamuk Nine demesinden tabii bir şey olamaz” diye düşünmüşler. Gerçekten de düşünerek vardıkları sonuç doğruymuş. Bütün köylü Pamuk Nine’ye, apak bir nine olduğu için Pamuk Nine diyormuş.
Bu arada da Pamuk Nine’nin kapısının önüne varmışlar.
Bahçe kapısını çalmadan önce, kapının üzerine çıkmış ve oradan kendilerine bakan, sonra da aniden korkup, “miyavvvv!” diyerek kaçan kediye bakıp, arkasından gülüşmüşler.
Pamuk Nine’nin, bahçe içinde; damı toprak, duvarları kerpiç bir evi varmış. Bu evin bir de toprak ama tertemiz bir avlusu ile avlunun çevresi rengârenk çiçeklerle kaplıymış ve her tarafı burcu burcu çiçek kokuları kaplıyormuş.
Pamuk Nine’nin evinin kocaman bir tahta kapısı varmış. Bu kapı iki kanatlı bir kapıymış. Fakat bu çift kapının bir tanesinin ortasında mini bir kapı daha varmış. Bu kapıdan Recep, Şaban ve Ramazan rahatlıkla geçebilirmiş ama boyu az daha uzun olan bir kişi eğilmeden geçemezmiş. Bu kapının adına “Yavru Kapı” denildiğini Şaban daha önce duyduğu için arkadaşlarına şöyle anlatmış.
— Atalarımız evleri yaparken, kapının içinde bir de “Yavru Kapı” yani küçük kapı yapıyorlarmış ki, bu kapıdan geçen kişi eğilmek zorunda kalıyor; böylece hem girer girmez karşıda görmemesi gereken mahrem bir şey varsa görmemiş oluyormuş, hem de ev sahibine saygıyla eğiliyormuş.
Recep ve Ramazan yeni bir şey öğrendiklerine çok sevinmişler.
Şaban’a verdiği bilgilerden dolayı hem teşekkür etmişler, hem de onu kutlamışlar.
Şaban, arkadaşları Recep ve Ramazan’a kapının üzerinde duran bir küçük, bir de büyük tokmağı göstererek:
    Dikkat ettiniz mi şu kap tokmaklarına? Bunların da anlamı var demiş.
Recep ve Ramazan “hadi anlat1” diyeceklermiş ki, Şaban, onların ricasına gerek kalmadan anlatmaya başlamış:
    Bu büyük tokmak “Tok! Tok! Tok!” diye kalın ses çıkarır. Küçük olan ise “Tık! Tık! Tık!” diye ince bir ses çıkarır. Der demez.
Recep ve Ramazan aynı anda:
    Ee ne olmuş yani öyle ses çıkarmışlarsa demişler.
Şaban onlara gülümseyerek:
— Hiç olur mu; çok önemli bu iki ayrı ses çıkaran tokmak: Evde yaşayanlar büyük tokmağın sesini duydukları zaman anlarlarmış ki eve gelen misafir erkek. O zaman kapıya evin erkeği bakar ve eve bir erkek misafir geleceği için evde yaşayan kadınlar ve kızlar ya odalarına çekilirler ya da karşılamaları gereken bir misafirse gelen; örtünerek onu karşılarlarmış. Gelelim küçük tokmağa: Küçük tokmağın sesi duyulduğu zaman ev halkı anlarmış ki eve, hanım bir misafir geliyor; bu sefer misafiri evin hanımı karşılar ve evde yaşayan erkekler odalarına çekilirler. Demiş.
Recep ve Ramazan’ın bu kapı tokmaklarının yaptığı iş çok hoşlarına gitmişti. Şaban’a tekrar teşekkür ederek kapının büyük tokmağını üç kere tıklatmışlar.
Bir süre beklemişler kapıyı vurduktan sonra. Ama beklerken de çok heyecanlanıyorlarmış. Çünkü hem Pamuk Nine’yi göreceklermiş, hem de Pamuk Nine’den Gazi Dede’nin kendilerine neden “Üç Aylar” dediğini; bir de Gazi Dede’nin adının Ramazan olduğu halde, herkesin ona neden Gazi Dede dediğini öğreneceklermiş.
Nihayet kapı açılmış ve Pamuk Nine görünmüş kapının arkasında.
Pamuk Nine Recep Şaban ve Ramazan’ı görünce çok sevinmiş.
    Gelin bakalım kuzucuklarım. Siz ninenizi ziyarete mi geldiniz bakalım? Demiş.
Recep, Şaban ve Ramazan, Pamuk Nine’yi gördüklerine çok sevinmişler. Çünkü Pamuk Nineyi köyün diğer çocukları gibi, onlar da çok seviyorlarmış. Sıraya geçip elini öpmüşler.
Önce Recep öpmüş Pamuk Nine’nin elini.
Sonra Şaban…
En son da Ramazan öpmüş, Pamuk Nine’nin pamuk gibi ellerini.
Hem Recep, hem Şaban, hem de Ramazan Pamuk Nine’nin önce yüzüne, sonra başörtüsüne bakıp elini öperlerken onun pamuğa benzediğini yakından görüp, ona niye Pamuk Nine dendiğini bir kere daha anlamışlar.
 Pamuk Nine, bir kere daha:
— Kuzucuklarım ninelerine gelmişiler! Maşallah benim kuzucuklarıma, maşallah. Allah esirgesin yavrularımı. Nineniz kurban olsun size. Diye dualar ederem sevmiş onları.
Sonra da bahçedeki üzerine minderler olan tahta sedire sırayla oturmuş Recep, Şaban ve Ramazan.
Pamuk nine ise iskemlesine oturup, gülümseyerek onlara bakıyormuş.
Bir süre sonra Pamuk Nine iskemlesinden kalkarak mutfağa gitmiş ve koca bir tabak kiraz ile geri dönmüş. Kirazı Recep, Şaban ve Ramazan’ın önündeki küçük masanın üzerine bırakarak:
— Hadi bakalım kiraz yesin benim kuzucuklarım. Demiş.
Recep, Şaban ve Ramazan, Pamuk Nine’nin ikram ettiği kirazları yerken; Pamuk Nine de az önce olduğu gibi gene onlara bakıp gülüyormuş.
Bu defa gerçekten üçünün de dikkatini çekmiş Pamuk Nine’nin kendilerine bakıp gülümsemesi.
Ramazan dayanamayıp sormuş:
— Nine neden hep bize bakıp gülüyorsun? Bir kusurumuz mu oldu? Demiş.
Pamuk Nine:
— Hay siz çok yaşayın emi benim kuzucuklarım. Hakkınız var. Size bakıp, sürekli gülümsediğimi siz de fark ettiniz elbet. Diye cevap vermiş.
Sonra konuşmasına devam etmiş. Fakat Pamuk Nine hâlâ gülümsüyormuş onlara bakarak:
— Kuzucuklarım! Sedire otururken öyle bir sırayla oturdunuz ki; Recep baş tarafa oturdu. Ondan sonra Şaban; sonra da Ramazan oturdu. Üç aylar yan yana karşıma gelmiş de durmuş gibi oldu. Demiş.
Recep Şaban ve Ramazan bu duruma çok şaşırmışlar. Nerdeyse kahkahayla güleceklermiş. Ama büyüklerin yanında kahkahayla gülmenin ayıp olacağını hatırlayıp tutmuşlar kendilerini.
— Nineciğim! Demiş Recep. Sonra devam etmiş konuşmasına. Biz de tam bu soruyu sormaya gelmiştik sana demiş.
Bu defa şaşırma sırası Pamuk Nine’ye gelmiş.
— Hangi soruyu? Demiş şaşkın bir halde.
Recep demiş ki:
— Nineciğim Ramazan’ın dedesi, Gazi Dede; bizi her görüşünde: “Gelin bakalım üç aylar” diyor. Biz de Gazi Dede’nin bize neden üç aylar dediğini merak ettik ve sana sormaya gelmiştik ki sen de bize üç aylar diyorsun.
Pamuk Nine neşe ile gülmüş. Pamuk Nine’nin neşesi, Recep, Şaban ve Ramazan’a da geçmiş ve onlar da neşelenmişler.
Pamuk nine, önce Recep, Şaban ve Ramazan’ın yüzüne tebessümle bakmış teker teker. Daha sonra bir süre dalıp gitmiş gibi sustuktan sonra, en tatlı tebessümü yüzüne yayılarak şöyle demiş:
— Gazi Dedeniz ne güzel söylemiş. Sizin adınız; “Recep, Şaban ve Ramazan” üç aylar ediyor. Sizin ne güzel adlarınız var bilseniz. Üç tane ay var ki; bu aylar: Recep, Şaban ve Ramazan; yani sizlerin adı. Üçü de mübarek aylardır. Bu aylara üç aylar deniyor. Allahü teâlâ, kulları için, bazı aylara, günlere ve gecelere kıymet vermiş. Bu zamanlarda yapılacak olan duaları, tövbeleri kabul edeceğini ayetlerden de bildirmiş. Kullarının daha çok ibadet yapması, dua ve tövbe etmeleri için böyle geceleri ayları ise sebep kılmış. Bu gecelerde ve aylarda tövbe edenin günahları af olur. Üç aylar olarak bilinen mübarek ayların ilki olan Recep ayı, hicrî ayların yedincisi ve mübarek üç ayların birincisidir. Recep ayının her gecesi kıymetlidir. Recep ayı Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli idi. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Bu ayda savaş yapmak bile günah idi. Recep ayından sonra, Üç ayların ikincisi Şaban ayıdır. Bu mübarek ayın içinde Beraat Kandili vardır. Beraat Kandili gecesini Müslümanlar ibadetle geçirirler ve o zamana kadar işledikleri günahları af olur. Üç ayların üçüncü ve son ayı ise Ramazan ayıdır. Yani oruç tuttuğunuz aydır Ramazan ayı. Ramazan ayında Müslümanlar oruç tutar. Teravih kılarlar, yardımlaşırlar, zengin olan fakir olana yardım eder. Ramazan ayının son on gününde ise Kadir Gecesi vardır. Cenab-ı Allah bu geceyi bin aydan daha hayırlı kılmış. Ne demektir bu? Kadir Gecesini ibadetle geçiren Müslüman, bin ay ibadet etmiş gibi olacak demektir. Ramazan ayında otuz gün oruç tutarız. İbadet edip, Fitre ve zekât veririz. Kimsesizlere ve fakirlere yardım ederiz. Otuz günün sonunda da, sağlıcakla Ramazan orucunu tutabildiğimiz için sevinir bayram yaparız. Demiş.
Sonra da Recep Şaban ve Ramazan’ın yüzlerine teker teker gülücüklerle bakıp:
— Anladınız mı benim kuzucuklarım demiş.
Recep, Şaban ve Ramazan Gazi Dede’nin kendilerine neden “üç aylar” diye hitap ettiğini anlamışlar; üstelik de birçok güzel bilgiler öğrenmişler üç aylar ile ilgili. Ama merak ettikleri bir şey kalmış. O da; Gazi Dede’nin esas adının Ramazan olduğu halde herkesin ona neden “Gazi Dede” diye hitap ettiğiymiş.
Hemen ikinci sorularını sormuşlar Pamuk Nine’ye.
Bu defa soruyu Recep sormuş:
— Pamuk Nineciğim! Gazi Dede’nin esas adı Ramazan olduğu halde, herkes ona neden “Gazi Dede” diye hitap ediyor? Demiş.
Pamuk Nine yine tebessüm edip, bu defa daha uzun süre dalıp gitmiş.
Bizim üç arkadaş, şaşırmışlar Pamuk Nine’nin dalıp gitmesine; ama ses çıkarmadan beklemişler saygı ile.
Nihayet Pamuk Nine konuşmuş:
— Güzel yavrularım benim! He ya Gazi Dedenizin esas adı Ramazan; bu ismi ona doğduğunda annesi ve babası vermiş. Ama gazi ismini kendisi almış; kazanmış yani.
Gazi Dede’nin torunu Ramazan merakla sormuş:
— Nineciğim nasıl kazanmış gazi ismini?
Pamuk Nine yine dalgın dalgın uzaklara bakmış. Bu defa yüzünde tebessümle birlikte hüzün de varmış. Tebessüm ediyormuş ama gülümsemeyle birlikte acı da varmış sanki yüzünde. Bu durumu çocuklar hemencecik fark etmişler.
Pamuk Nine onlara dönüp demiş ki:
— Güzel yavrularım Allah o günleri bir daha göstermesin. Herkes gibi Ramazan Dedeniz de savaşa gitmiş. O zamanlarda Gazi Dedenizin yaşındaki bütün gençleri askere çağırmışlar. Çünkü bütün düşmanlar memleketimizi almak için her yerden saldırmışlardı. Askerlerimizin bir kısmı Yemen’de bir kısmı Çanakkale’de ve daha nice yerlerde memleketimizi korumak için savaştılar. İşte Gazi Dedeniz de Çanakkale’de savaştı. Birçok arkadaşı şehit oldu. Biliyorsunuz değil mi şehit olmak nedir? Söyleyeyim: Din için, Vatan ve namus için savaşan Müslümanlar savaşta ölürlerse şehit olurlar. Cenab-ı Allah şehitler için “Onlar diridirler” buyurmuş ve onları direkt olarak cennetle müjdelemiş; hem de cennete girerken ayrı bir kapıdan gireceklermiş. Vatan için yapılan savaşta şehit olmayıp da memleketine dönenler ise gazidir. Yani Gazi Dedeniz gibi. Onlar düşmanlarımızı yurdumuza sokmadılar ki, bu gün sizler rahat rahat okuyasınız, öğrenesiniz ve mutlu mesut yaşayasınız diye demiş.

Recep, Şaban ve Ramazan, Pamuk Nine’nin evinden ayrılıp kendi evlerine giderlerken çok mutlularmış. “İyi ki Pamuk Nine’ye bilmediklerimizi sormaya gelmişiz. Ne güzel bilgiler öğrendik” demişler. Artık Gazi Dede “gelin bakalım üç aylar” dediğinde onun ne demek istediğini bileceklermiş. Sonra, “Şehit, Gazi” ne demek? Onu da öğrenmişler. Ayrıca da Pamuk Nine’ye neden Pamuk Nine denildiğini kendileri düşünüp, aralarında tartışarak bulmuşlar. Bir de, “Yavru Kapı” ve onun üzerindeki bir küçük, bir de küçük kapı tokmağının ne işe yaradığını öğrenmişler ve çok mutlu olmuşlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme