“Nurettin TOPÇU” ve VAROLMANIN ŞUURU/ Hidayet BAĞCI


Nurettin TOPÇU’yu okumaya başladığımdan beri bu zamana kadar düşündüğüm her ne varsa hepsini hafıza listeme sıraladım; amacım bir yerden başlayarak yeni düşüncelere yer açmak… Bunu nasıl yapabilirim ki?  Tabi ki hafıza listemde olmaması gerekenlerin üstünü çizerek. Düşündüğüm her ne olursa olsun  düşüncelerim belli bir noktadan sonra harekete dönüşüyor ve gerçekleşiyor. Bu yüzden düşünce dünyamda güzel düşünmek önemli ve güzel olmayanları, işe yaramayanları silmek en güzel hareketti.

Yaşanılan ferah veya buhranlı günlerim varsa bunların temel kaynağı düşüncelerimdir. Peki hafızamda kök salan bu düşüncelerimin ana kaynağı nedir? Öncelikle Nurettin TOPÇU gibi, millet olarak bunun sebebini ve kaynağını kültür ve maarif sahasında aramalıyız diye düşünüyorum. Tabi ki bu minval üzere hareket ancak ilimde, sanatta, iktisatta üstad, ahlakta önder nesiller yetiştirerek milletin kalbine hakikat aşkının mukaddes tohumlarını serperek milli düşüncelerimizi kuvvetlendirebiliriz ve böylece düşünceden harekete, hareketten güzel yaşanmışlıklara doğru nesiller boyu yol alabiliriz diyesim geliyor. Nurettin TOPÇU aslında “Milli mektebimiz ne medresedir, ne de çeşitli kozmopolit unsurların karışığı olan bügünkü mekteptir. Müslüman Türk’ün mektebi, maarif, metafizik ve ahlak prensiplerini Kur’an’dan alarak Anadolu insanının ruh yapısına serpen ve orada besleyen, insanlığın üç bin yıllık kültür ağacının asrımızdaki yemişlerini toplayacak evrensel bir ruh ve ahlak cihazı olacaktır.”  bu cümlesiyle bizleri idrak noktasında tefekküre davet eder. Cihazımız ilimdir ama ilim de başlı başına bir fazilet değildir. Ancak bu cihazı ustalıkla kullanış tarzımız bize fazilet kazandırıyor. Bu yüzden düşünce dünyamızdaki varlıklarımızı yerinde ve zamanında kullanış yöntemimiz önem arz eder.

“Gençlik, geleceğin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak yarınımızı keşfetmek müşkül olmayacaktır. Her devrin gençliği, kendi enerjisini harcayabildiği âlemde yaşıyor.” Bu cümlede bireysel olarak geleceğime yaptığım yatırımların neler olabileceğini düşünüyorum. “Düşünüyorum” diyorum, hafıza listeme yaptığım temizlikten sonra elde kalan düşüncelerim ile baş başa kalıyorum. Kaç tanesini harekete geçirdiğimi bilemediğimi kendime dahi itiraf etmekten korkarak sıvışıyorum zihnimde soru işareti gibi duran bu ışıktan. “Bu ışık” diyorum, çünkü bu ışık yine her şeyin düşünmekten olduğunu ifade ediyor benim için.

Peki bu düşünceler nasıl yerleşti zihnime?

Düşünce insanı insan yapan bir değerken, inanç gerçek ve yaşanmış bir bilgi olup düşüncelerimin hareketim ile bağım olduğunu ifade ediyor. İman ise bir inancın devamı, sürekliliği ve uzantısı olduğunu fısıldarken “İmanın içselliği ve derinliği nisbetinde gençlik değerlidir, verimlidir, takdirlere layıktır. Her cemiyet, kendi gençliğinin çehresinde değer kazanır. Milletin hayatı içinde bütün gençliğinin varlığı barınmaktadır. Tarihin satırları altında her devrin gençliğinin çehresi seziliyor.” TOPÇU’nun bu cümlesiyle geleceğe attığım tohumlar, düşüncelerimin inancımla sulanıp filizlendiğini söylüyor. “Gaye, muvaffakiyet emelleri arasında kaybolmaktır.” Ve bu minvâl üzerine vârolmanın aşısıyla gençliği yenilemek, vârolmanın acısıyla bu sızıda düşünmek ve vârolmanın şuuruyla düşüncelerimizi harekete dönüştürmek elbetteki vârolması gereken bir mevzudur. Tabi ki düşünce gen haritama en güzel düşünceleri kodlayarak gelecek vadetmeliyim. Bu yüzden tarihi ve zamanı unutmayarak geleceğe vârolmak için önce düşüncelerimden başlamalıyım, vârolmanın acısıyla.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme