EY MASUMİYET / Halit Dilipak

 

İnsanların muhabbeti, sevgisiyle ısınan evler, eşyanın taşlaşmışlığıyla daha da soğudu. Soğuyan, taşlaşan evler anaların da yüreğini taşlaştırıp soğuttu. Onlarca insanın muhabbet ve sıcaklığı birkaç kişiyle doldurulmaya çalışıldı. Küresel iklim değişimi gönüllerde başladı. Gönül iklimi buzul çağında. Devasa buz kütleleri halini alan yüksek, geniş evler. Bir zamanlar iki göz odaya onlarca yürek sığabiliyorken, şimdi devasa evlere dört beden sığmaz oldu. Odalar ısındı ama kalpler buz kesti. Yoku tadan varın değerini bilir. Yokluğu tanımayan varlık içerisinde ne kıymet ne değer bilir.

Sonra evler büyümeye başladı. Evler büyüyüp yükseldikçe gönüller küçülüp alçaldı. Geniş ve çok katlı gönüller yerini yavaş yavaş çok katlı ve geniş taşlaşmış evlere bıraktı. Betonlaşmış binalarla birlikte gönüller de betonlaşmaya başladı.

Çocuktuk, yaşımız küçüktü ama gönlümüz kalbimiz büyüktü. O kalbe neleri sığdırmadık ki? Sevgiyi, muhabbeti, dostluğu, arkadaşlığı, sevdayı, edebi, adabı, saygıyı sığdırmıştık. Küçücük iki odalı evin buz gibi odasını sevgiyle ısıtmıştık, muhabbetle ısıtmıştık. Yoklukta paylaşabilmenin hazzıydı soğuk duvarları ısıtan.

Küçücük bir odaya sığıyordu onca beden. Çünkü bedenleri kalbe sığdırabiliyorduk. O daracık mekânı gönüllerdeki muhabbet, saraylara dönüştürebiliyordu. Sığıyorduk, özlüyorduk, bekliyorduk. Bir gün misafir gelmese yetim kalmış gibi hisseder, mahzunlaşır, hüzün kaplardı içimizi.

Bayram öncesi alınan bir çift pabucun sıcaklığıymış çocuk saflığı. Bayramları özlemekmiş. Bayramların sıcaklığı, onca akrabanın kutu gibi bir evde toplanabilmesiymiş. Onlarca kişinin bir evde toplanabilmesiymiş geniş yüreklilik. O analarmış sevgiyi, şefkati, hoşgörüyü, fedakârlığı aşılayan körpe kalplere. Onca insan hep bir arada şen şakrak, muhabbet edebilmiş o anaların yürekleri sayesinde.

Paylaşabilmekmiş insanı insan yapan. Birliktelikmiş hayata zevk katan.
İçini dökebileceğin bir gönülmüş huzurlu bir hayata sebep.

Çocuktuk sevgilerimiz, sevinçlerimiz, üzüntülerimiz, aşklarımız vardı. Her şey ve herkes çok masumdu. Çünkü biz masumduk, saf ve temizdik. Kirlenmemiş, kirletilmemiş bir ruhumuz vardı. Aklımız ermezdi. Evet aklımız insanların kirlenmişliğine, art niyetliliğine, arsızlığına, ikiyüzlülüğüne ermezdi. Çünkü kötülüğün manasını bilmiyorduk.

Acaba bu özlem yaşlılığın alameti mi dostlar. Yoksa samimiyetsiz, menfaatçi, çıkarcı bir dünyaya evrilmemizden mi? Çocukça bir saflıkla sevebilmek ve bakabilmek hayata. Saf duygularla saf olabilmek. Dünyanın kirliliğini çocuk saflığında eritebilmek. Bir başka bakmak, ümitvar olmak. Başka âlemlerde yaşamak, kirletilmemiş tertemiz bir âlemde. Gönülden bağlanabilen, menfaatsiz bir bağ kurabilmek. Bir şekerle mutluluğa ulaşabilmek. Bir salıncakta gülebilmek. Saf duygularla isteyebilmek. Çocuk saflığına sarılmak galiba insana sebepsiz bir haz veren. Onun gülüşündeki, bakışındaki masumiyet insanı cezbeden. Allah Teala’nın huzuruna çocuk saflığında çıkabilmek nasibimiz olsun.

Dokunmak istersin, hissetmek, ruhunu huzura erdirmek istersin. Gözlerine dokunursun gözlerinle, bakışlardaki sıcaklık ruhunu ısıtırken. Başka âlemlerden gelen bir huzur kaplar bedenini. Anlamsız, nedensiz, bilinmeyen bir rahatlık. Zaman geçmesin dursun istersin. O anı kaybetmekle benliğini kaybedeceğin hissine kapılırsın. Anlık bir saadet gözlerde yakalanıp zerrelere kadar hissedilir.

Çocuk olabilmek, çocuksu duygularla saflaşabilmek, riyadan, küçük hesaplardan uzak, beklentisiz, günahsız, bir saflıkla sevebilmek. Yeryüzüne ilk geldiğimiz gibi saf ve temiz olabilmek. Kirletmemek ruhu ve bedeni. Tüm ihanetlere rağmen saflığı koruyabilmek.

Bazen çocukça bir saflıkla "bana ne, küstüm ben oynamıyorum" demek geliyor derinlerden bir yerlerden.

Ey huzuru ve saflığı arayan kalbim. Gecenin zifiri karanlığında kendinle baş başa kalınca için için, hıçkıra hıçkıra ağla. Gözlerinden bir damla yaş akmasın. Ruhunla, gönlünle ağla. Boran kopsun, sıtmaya tutulmuşçasına titre ey ruh! Hasrete ağla, sevgiye ağla, muhabbete ağla, bahşedilene ağla, ağla ki ruhun da, kalbin de, gönlün de temizlensin, paklansın. Rahatla ey ruh! Rahatla. Gam çekme, tasa etme, var edene sırtını daya, O'ndan iste, O'na ağla.

2 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından kaldırıldı.

    YanıtlayınSil
  2. Ayrılık acısı, hasret sızısı işlemiş içine reisim. Ama maşallah yıkmamış, yıkamış. Benim gibilerin katılaşmış kalbine çarpıp akan rahmet damlaları senin kalbini beslemiş. İyilerin yüzü suyu hürmetine yaşamamıza izin veren Rabbime hamdolsun. Çıkmamış candan ümit kesilmez. Ümit etmekteyiz.

    YanıtlayınSil