ŞAFAĞIN İKİ YÜZÜ: MODERN SENFONİ VE KADİM ŞİFA/Mutlu Aslantürk













Bugün 3 Mayıs 2026 Pazar; Uluslararası Şafak Korosu Günü. Az önce NTV Radyo’da "Doğa Takvimi" programında bir karatavuğun şarkısını dinledim. Tüm dünyadaki doğaseverler ve kuş gözlemcileri, bu sabah şafak sökmeden doğadaki en büyük senfonik konseri dinlemek için buluşmuşlar. Aslında bugün; bahçelerimizdeki şarkıcı ardıç kuşlarını, çıvgınların aryasını ve karabaşlı ötleğenin flüte benzeyen sesini yeniden keşfetme günüymüş.

Rotterdam’daki çıngıraklı çalıkuşundan Karayipler’deki inek kuşuna kadar binlerce türü dinlemek için erkenden kalkılmış; gün doğumundan yarım saat önce şafak korosuna kulak vermek üzere en yakın ağaçlık veya çalılık alanlarda bir araya gelinmiş. İngiltere’de başlayan ve bugün 80’den fazla ülkede sürdürülen Uluslararası Şafak Korosu Günü, doğanın bu muazzam senfonisinin dünya çapındaki kutlamasıymış.

Sunucu, şafak korosunun mart ayında havaların ısınmasıyla başladığını, temmuzda zirveye ulaştığını ve eylüle kadar sürdüğünü belirtiyor. Yani bugünü kaçırmış olsak bile eylül ayına kadar herhangi bir sabah; bir parkta, çalılıkta ya da ormanda bu olağanüstü konseri dinleyebilirmişiz. Şehrin gürültüsü başlamadan evimizin penceresini açmamızın dahi yeterli olabileceğini unutmamalıymışız; o an odamız kuş sesleriyle dolarmış. Doğasever sunucu programa şöyle veda etti: "Ben bugün bir kızılgerdan şarkısı ile başladım güne."

Bu konu ilgimi çekti ve araştırdım. Bu güzel geleneğin tohumları, 1984 yılının mayıs ayı başlarında İngiltere'nin Birmingham şehrinde atılmış. Hikâyesi ise oldukça samimi: Ünlü çevreci Chris Baines, doğum gününü kutlamak için arkadaşlarını sabaha karşı saat 04:00'te Birmingham'daki eski bir bataklık ve ormanlık alan olan Moseley Bog doğa rezervine davet eder. (Doğa rezervi; içindeki bitki örtüsü ve hayvan türlerinin korunması amacıyla ayrılmış, insan müdahalesinden arındırılmış özel alanlara verilen isimdir.) Hatta ilginç bir bilgi: Yüzüklerin Efendisi'nin yazarı J.R.R. Tolkien, çocukluğunu bu rezervin yakınlarında geçirmiş ve oradaki yaşlı ağaçlardan ilham alarak "Fangorn Ormanı"nı hayal etmiştir.

Amacı, onlara şafak vaktinde doğanın uyanışını, yani o muazzam kuş korosunu dinletmektir. Bazı arkadaşları o kadar erken gelemedikleri için Baines onlara, "Olduğunuz yerde, kendi bahçenizde dinleyin, aynı gökyüzü altında birleşelim," der.

Bu yerel ve küçük doğum günü kutlaması, zamanla büyük bir ilgi görür. Chris Baines, bir sonraki yıl BBC'deki bir programda "Mayıs ayının ilk Pazar günü Uluslararası Şafak Korosu Günü'dür" diyerek, aslında o an zekice bir kurguyla bugünü ilan eder. BBC'nin bu anonsu üzerine olay resmiyet kazanır ve Birmingham Yaban Hayatı Koruma Vakfı (The Wildlife Trust) tarafından sahiplenilerek tüm dünyaya yayılır. Chris Baines’in o gün başlattığı "fıtrata dönüş" çağrısı evrensel bir karşılık bulmuş olmalı ki bugün ulaştığı noktada; Antarktika'dan Karayipler'e kadar 80'den fazla ülkede binlerce insan, o kadim şarkıya eşlik etmek için 3 Mayıs günü günülerine güneşten önce başlıyor. Modern dünya, bu tip farkındalıkları sürdürülebilir kılmakta zorlanır; bu yüzden "özel günler" ilan eder (Dünya Çevre Günü, Şafak Korosu Günü vb.). 1984’te bir İngiliz çevrecinin farkındalık yaratmak için başlattığı bu akım, modern insanın doğadan ne kadar koptuğunun bir itirafı gibidir. İnsanlığın fıtratına, yani en eski randevusuna bir geri dönüş çabası sanki bu.

Radyodaki o zarif karatavuk sesini dinlerken, zihnim beni yüzyıllar öncesinin kadim bir bilgisine, bir Sünnet-i Seniyye’ye götürüyor. Hz. Muhammed’in (sav) gün doğmadan uyanmayı, rızkın dağıtıldığı o bereketli vakitlerde ayakta olmayı ve pencereyi açıp "sabahın şifasını" eve davet etmeyi öğütleyen o derin hikmetini hatırlıyorum. Modernitenin 1984 yılında büyük bir heyecanla keşfettiği bu "doğanın en büyük senfonisi" yani Şafak Korosu, aslında bizlere hiç de yabancı değil; aksine İslam’ın 1400 yıl evvel mühürlediği bir hayat disiplininin geç kalınmış bir takdiridir.

Hamdolsun ki biz, 1400 yıldır her sabah o muazzam koronun başlama vuruşuyla, yani Fecr ile hayatımızı tanzim ediyoruz. Hz. Muhammed’in (sav) Sünnet-i Seniyye’sinde bu ilahi senfoniyi dinlemek, takvime sıkıştırılmış sembolik bir etkinlik değil; fıtratla her sabah yeniden kurulan sarsılmaz bir bağdır. O koroya kulak vermek için yılda bir gün randevulaşan modernite, doğayı yalnızca "seyredilecek bir manzara" olarak görürken; İslam onu müminlere, tüm varlıkların beraberce ibadet ettiği devasa bir "mescit" olarak anlatmıştır.

Bilimin bugün "alçalan ozon tabakası ve taze hava" olarak teknik terimlerle tanımladığı o tertemiz soluk, bizim geleneğimizde "seher yeli" ile taşınan manevi bir rızıktır. Modern insan kuşların bu muazzam korosunu yılda bir kez kutlanan bir "aktivite" olarak görürken; kadim bilgi bize her sabah o pencereyi aralayarak hem ev halkımız hem de ruhumuz için o şifadan pay almamızı öğütler. Şarkıcı ardıçların aryası, çıvgınların flütü ve karabaşlı ötleğenin melodisi aslında sadece bir doğa olayı değil, kâinatın her sabah yeniden kurulan o haşmetli zikir meclisidir.

Doğasever sunucunun, "Ben bugün bir kızılgerdan şarkısı ile başladım güne," demesi ne kadar nahifse, Hz. Muhammed’in ümmeti için seher vaktinde uyanık olmak da bir o kadar fıtridir. Şafak korosu martta başlayıp eylüle kadar zirveye çıksa da bizler biliyoruz ki; o eşsiz konser her sabah güneş dünyayı selamlamadan yarım saat önce kapımızda bekliyor; şehrin gürültüsü, trafiğin uğultusu ve zihnimizin karmaşası henüz başlamadan hemen önce...

Aradaki bu koca zaman dilimi, Müslümanlar için sadece tarihsel bir süreç değil; fıtratın sesini duymak, ozonun şifasını toplamak ve rızkın peşine "kuşlarla beraber" düşmek adına elde edilmiş muazzam bir kazanımdır. Batı, doğayı korumayı ve dinlemeyi yeni bir "kültürel aktivite" olarak kurgularken; bizler seher vaktinin bereketini bir Sünnet-i Seniyye olarak asırlardır ruhumuza nakşetmiş bir medeniyetin mirasçılarıyız. Belki de bugün bize düşen, elimizdeki bu 14 asırlık cevheri, her sabah aynı şuurla o pencereyi açarak yeniden kuşanmaktır.

Bugün modern hayatın yorgunluğuna en büyük ilaç, kadim bilgiyi yeniden hayatımıza katmaktır. Bizim için şafak korosu etkinlikleri, sadece bir kuş sesine kulak vermek değil, o vakte gizlenmiş bereketi ve şifayı toplamak için pencereyi aralamak olmalı... Zira ehl-i imanın odasına dolan sadece kuş sesleri değil; ezelden gelen bir huzurun ta kendisidir.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.