NERGİS KOKUSUNDAKİ MUCİZE/Hidayet BAĞCI


Hikâyesi Biten Çiçek

Beyazlar içinde,
Bir gelin edasıyla toprağa süzülen kar…
Hüküm verir gibi
Kararı son noktaya bağlayan,
Yağmur yüklü bulut …
Ve her duyguya imzasını atan,
Toprağa bir vahiy gibi inen yağmur…
Ve Toprak…
Ve Dağ…
Ve Yıldırım…
Şahit olun Nergisi sevdiğime!…
Ne zehirde buldum ben onu
Ne de balda…
Güneşim oldu; “Aydoğduğum…”
Kar’ım oldu; “Isındığım…”
Yağmurum oldu; “Islandığım…”
Rüzgarım oldu;
“Kanatlarına sığındığım…”
Benim oldu;
“Kabullendiğim…”
Şükr-ü mucizem oldu;
“Kokusunda ruhumu bulduğum…” diyerek şiirle son bulan hikâye kitabını bitirdi, Gökçe Naz.  Yağmurun ha bire kırbaçladığı pencerenin camından seyre dalarak, bu hikâyenin bu şiirle bitmesiyle ruhunun da titrediğini fark etti. Vazodaki suyun içinde duran Nergis demetini, odasının en güzel köşesine bıraktığı yerden aldı ve kokusunu ciğerlerine çekmeye başladı. Bu hikâyedeki şiirin etkisinde kalmış olmalı ki çiçekçiden aldığı bu demet şimdi bu hikâyeyle bu şiirle taçlanmıştı. Ruhunun duvarlarına çarpan bu endamı zarif çiçeğin kokusu hikayedeki şiiri okuyunca ruhunun duvarlarını iki renge boyamıştı. Nergisteki bu iki renge binlerce anlam verebilirdi, ama beyaz saflığın ve duruluğun, sarı ise ayrılığın simgesiydi çiçeklerin dilinde. Gökçe Naz’ın ruhundaki lambanın tozu ıslak bir mendille silindikçe zihninin aydınlandığını fark etmeyen Gökçe Naz, nergisin bilime ve mitolojiye göre kimliğini araştırmaya karar verdi, bu çiçekle ilgili bir tez konusu bulmak ümidiyle.  Akşamın aydınlığında odasında dinlenirken kaydettiği türkülerden birini daha açtı ve dinlemeye başladı. İçine işleyen Anadolu türküleri kadar sazın her bir teli de ruhunun notalarına ritim verirken cam bardakta soğuyan çayından bir kez daha yudumladı. Düşüncelerine yerleşen nergisten mi yoksa daldığı türkünün nağmesinden mi fark etmedi soğuk çay içtiğini…

Ona göre okuduğu bu hikâyenin sonu böyle bir şiirle bitmemeliydi. Devam etmeliydi belki de belki de değil arkası yarınları olmalıydı. Okudukça devamı olmalıydı, bir yerde kördüğüm olup kırılmamalıydı. Suya atılan ilk taşın dairesel halkaları gibi genişlemeliydi. Bu hikâyenin dahi türküsü bir başka türkü olmalıydı. Bu çiçeğin efsaneleri yerine yaşanmışlıkları olmalıydı. Hayata bağlayan umudu, sadece güneşe bakınca aydınlığa erdim diyen rengi olmalıydı, beyaz gibi… Sarıya çalan ayrılıkları olmalıydı…

Gökçe Naz’ın araştırmalarına göre Nergisgil familyasından olan bu yumuşak tonda kokuya sahip olan Nergis çiçeğinin soğanı nasıl olur da zehirli olabilirdi? Bir türlü anlamış değildi. Kokusu ruha tatlı gelen ancak soğanı zehirli olan bu çiçek nasıl olur da iki zıt uyumu bir anda mucizevi bir ahenge dönüştürür? Efsaneye göre de Narsist duyguları temsil eden bu çiçek nasıl olur da kokusuyla bütün çiçekleri yarışa çağırır? Acaba çiçeklerin kokuları yarışsa hepsi tek mevsimde çiçeğe durur mu? Acaba nergis birinciliği güle bırakır mı?

Bu gibi düşünce ve sorularla mutfağa giden Gökçe Naz, yatmadan önce sıcacık ballı sütünü içmeliydi. Bir kaşık balı bardağın içindeki sütüyle karıştırırken aklına şu soru geldi?

“Zehir bala nasıl dönüşür?”

Odasının duvarlarına sımsıkı sarılan nergis kokusunun etkisiyle kendi kendine cevapladı soruyu; “Biraz tefekkür, biraz tevekkül ve biraz da teslimiyet ile şükrü arz-ı endam edince ruh, zehir bal olmasın da ne olsun?” Dedi…

Odasına döndüğünde yağmurun hala kırbaçladığı pencerenin camını açtı ve odaya yağmurun seslerini de davet etti. Pencerenin kenarına bıraktığı ballı sütünden bir yudum daha aldı. Yağmurun adımları nergisin kokusuyla buluşunca odanın bir köşesinde soğuyan ballı süt orada öylece yarım kalsa da unutulmuş olsa da ruhuna iyi gelen her şey yalnız ona aitti bu gece… Yalnız ve Sade-ceŞiirce

Nergisce

Odaların siyah acısı vardı,
Elleri vardı; incitmeyen…
Gözleri vardı; baktıkça hep izleyen…
Ayakları vardı; zamanla yorulmayan…
Sesi vardı; ruhumuza dokunan…
Kulakları vardı; hep dinleyen…
Ve bu yüzden hissederdi,
İnsan kokusu aldığında…
Yeter ki duyumsa!
Yeter ki dokun, odana! …
Anlayacaksın duvardaki acının,
Renk değiştirdiğini…
Göreceksin odaların da,
Bu Nergis’e esir olduğunu…”


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder