Hac; İslam’ın beş şartından biridir. Akıllı, ergenlik çağına gelmiş ve maddi
durumu yerinde olan her Müslüman için farzdır. Hac mevsimi dışındaki herhangi
bir zamanda Kâbe’yi ziyaret edip ihrama girmek, tavaf yapmak ve say
ibadetlerini yerine getirerek saç tıraşı olmak suretiyle yerine getirilen
ibadete umre denir. Umre sünnet bir ibadettir. Hac yılın belli günlerinde
yapıldığı halde umre her zaman yapılabilir.
Yaşım kırk olunca hacca gitmek için Diyanet İşleri
Başkanlığına başvuruda bulundum. Başvuruda bulunduktan sonra sekiz yıl bekledim
ama hacca gitme hakkı elde edemedim. Hacca gitme hakkı elde edemeyince, peygamber
efendimizin yaşadığı mübarek toprakları görmek ve işlediğim günahlardan af
dilemek için umreye gitmeye karar verdim. Bu kararımı bir yıl boyunca hiç kimseyle
paylaşmadım. Bir yıl sonra umreye gitme kararımı emekli imam olan amcaoğlum
Mehmet Hoca ile paylaştım. Mehmet Hocam benim bu kararıma çok sevindi. Mutluluktan
sadece yüzü değil gözlerinin içi bile güldü. Mehmet Hocam her yıl bir kere
görevli olarak umreye gidiyordu. Mehmet Hocamla umreye gidenler Mehmet Hocamın
mihmandarlığından çok memnun kalıyorlardı. Bende umreye Mehmet Hocamla gitmeyi
düşünüyordum. Bu görüşmemiz sırasında umreye aralık ayında birlikte gitmek için
Mehmet Hocam ile sözleştik. Sözleştiğimiz sırada çalıştığım kurumdan izin
alamama ihtimaline karşı umreye gideceğimi kimseye söylememesini Mehmet Hocama
tembih ettim.
Mehmet Hocamı ziyaret ettiğim günden bir gün sonra,
çalıştığım kurum olan Sütçü İmam Üniversitesinden bir hizmet belgesi alıp,
pasaport için Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğüne başvuruda bulundum. Pasaportum
kısa bir süre sonra geldi. Ben umrede ziyaret edeceğimiz yerler ve ziyaret
edeceğimiz yerlerdeki yapacağımız ibadetler konusunda araştırmalar yapmaya
başladım. Araştırma yaparken mübarek topraklara iyice sevdalandım. İhramın
nasıl ve ne zaman giyileceğini öğrendim. Daha önce umreye gitmiş insanların
umreyle ilgili anılarını dinledim. Tavaf ve say yaparken yorulmayayım diye
yürüyüş yapmaya başladım. Kendimi umre iklimine alıştırmaya çalıştım. Dost meclislerinde
bile sohbet ederken günaha girerim düşüncesiyle, ağzımdan çıkan sözcükleri daha
dikkatli bir şekilde kullanmak için gayret etmeye başladım. Namazlarımı
vaktinde kılmaya özen gösterdim. Anlayacağınız pasaportun elime ulaştığı andan itibaren
lisanı halimde önemli değişiklikler oldu.
Ben kendimi umreye hazırlama çalışırken hiç beklemediğim
güzel gelişme daha oldu. Kasım ayının ilk haftası evimin bahçesindeki hurma ve
ayvaları hasat etmek için köye gitmiştim. Akşamüzeri yorgun vaziyette şehre
dönmeye çalışırken sokakta babam ile karşılaştık. Babamın elini öptüm. Elini
öptükten sonra babam ile ayaküstü kısa bir hasbihal ettik. Hasbihalden sonra
babama “Baba benden bir emrin isteğin var mı ?” diye sordum. Babam ise bana
“Oğlum umreye gideceğini duydum. Eğer umreye gideceksen annen ile beni de
götür” dedi. Babamın ağzından çıkan bu sözlerden nasıl mutlu olduğumu, nasıl
etkilendiğimi sizlere kelimelerle anlatamam. Duygusal bir insan olduğum için
aniden gözlerim yaşardı. Yüce Rabbim bana mübarek topraklarda anneme ve babama
hizmet etme şansı vermişti. Bu şans ret edilir, babaya yok denilir miydi?
Elbette denilmezdi. Ben de babama “Baş üstüne baba. Çok iyi olur. Yarın ben
yeniden köye geleyim. Bu konuyu konuşuruz
”dedim ve şehre doğru hareket ettim.
Sabahleyin kahvaltımı yaptıktan sonra tekrar köye gittim.
Köyde babam ve kardeşlerimle bir araya geldik. Babam ve anamın pasaportlarını
çıkartmak için o zaman köy muhtarı olan kardeşim Rıdvan’ı görevlendirdik. Babam
ve anamın umre ücretindeki eksik para kardeşlerim tarafından tedarik edildi.
Böylelikle annem ve babamın da umre hazırlığını başlatmış olduk.
Annem ve babamın pasaportları çıkınca pasaportlarımızı bizi
umreye götürecek olan Puan Tur şirketinin yetkililerine teslim etim.
Pasaportları teslim ettiğim gün Puan Tur şirketinin yetkilileriyle ödeyeceğimiz
ücret ve kalacağımız oda konusunda da bir anlaşma yaptık. Yaptığımız anlaşmaya
göre annem, babam ve ben üçümüz bir odada kalacaktık ve yirmi günlük umre
ibadeti boyunca her şey dâhil şirkete kişi başı bin elli dolar para
ödeyecektik. Şirket vizelerimizi aldı. Ben şirkete ücreti ödedim. Şirket
tarafından düzenlenen umre kursunu tamamladık. Umreye gitmek için gün saymaya
başladık.
Aralık ayının yirmi altıncı günü bizim gideceğimiz puan tur
şirketiyle umreye gidecek olan yüz sekiz kişilik kafile Kahramanmaraş Hava
Limanında toplandı. Umreye gidecek olan insanların kardeşleri, çocukları, yakın
akrabaları ve arkadaşları da umrecileri uğurlamak için hava limanına gelince
ortalık panayır alanına döndü. Hava limanının bahçesinde kimi umreye gidecek
olan yakınıyla resim çektirirken, kimileri sevincinden gözyaşı döküyordu. Bineceğimiz
uçağın hareket saati yaklaşınca iç hatlar kapısından içeri girerek uçağa
bindik. Bindiğimiz uçak Kahramanmaraş Hava Limanından İstanbul Hava Limanına
hareket etti. İstanbul Hava limanında varınca bize tahsis edilen odaya girerek
ihrama girdik. İhramı giyince yaşadığım sevinçten dolayı gözyaşlarımı
tutamadım. İstanbul Hava Limanında dış hatlar terminaline giderken yürüyen
merdivende bir kaza yaşandı. Yaşlı bir insan yürüyen merdivenle aşağı inerken
yıkıldı. Yaşlı adam yıkılınca arkasında bulunan
iki bayanda yıkıldı. Bu insanların merdivenden aşağıya düşmemeleri için
gösterdiğim mukavemete bir ben, birde Allah şahit. Kendi canımı tehlikeye
atarak, merdiven durduruluncaya kadar o insanların merdiven aşağıya doğru düşmelerini
engelledim. Böylelikle umre yolculuğunda ilk sınavı kazanmış, Rabbimin de
yardımıyla büyük bir faciayı önlemiş oldum.
İstanbul Hava Limanının dış hatlar terminalinde bizi Kâbe’ye
götürecek olan devasa büyüklükteki Türk Hava Yollarına ait uçağa bindik.
Emniyet kemerlerimizi bağladık. Bindiğimiz uçak gece yarısı hareket saati
gelince hedefine kilitlenmiş bir şahin kuşu misali gökyüzüne doğru havalandı.
Eğe denizinin, Akdeniz’in üzerinden geçip bizi üç saat sonra Cidde Hava
Limanına indirdi. Cidde Hava Limanında Sudi toprağına ayak basınca birden bire
haleti ruhiyem değişti. Kendimi farklı bir âlemde hissetmeye başladım. Cidde
Hava Limanında Sudi Arabistan görevlilerinin bize göstermiş olduğu ilgi ve
saygıdan oldukça memnun kaldım. Bagajlarımızı aldıktan sonra bize tahsis edilen
otobüslere binerek Mekke istikametine doğru hareket ettik. Hava çok karanlık
olduğundan nerelerden geçtiğimizi bilemiyorum. Hocalarımızın okuduğu ilahiler
eşliğinde sabah namazına iki saat kala Mekke’de kalacağımız otele intikal
ettik.
Kafilemiz kendilerine tahsis edilen otel odalarına yerleşti.
Annem, babam ve ben de üçümüz bir bize ayrılan dört kişilik bir odadaki
yerimizi aldık. Kalacağımız oda nem kokuyor ve pencereleri açılmıyordu.
Yolcuğun vermiş olduğu yorgunluk nedeniyle başımızı yastığa koyar koymaz
uyumuşuz. Sabah namazı vakti gelince Mehmet Hoca kapıyı çalarak bizi zorda olsa
uyandırdı. Sabah namazını kıldıktan sonra Kâbe’ye gitmek için kaldığımız otelin
fuaye alanında toplamdık.
Fuaye alanına yüz sekiz kişilik kafileden ancak kırk kişi
kadar bir insan geldi. Kafilenin diğer kısmı otele yerleştikten sonra, uyumadan
sabah namazını Mescid-i Haramda kılmak için doğruca kabe’ye gitmişler. Bizde
Mehmet Hocanın önderliğinde Kâbe’ye hareket ettik. Babam yürüyemediği için onu
otel aldığım tekerlekli sandalyeye bindirdim. Kaldığımız otel Kâbe’ye yürüme
mesafesinde olduğu için on beş dakika sonra yürüyerek Kâbe’ye vardık.
Beytullahın görüneceği yere varınca Hocanın talimatıyla gözlerimizi yumduk.
Gözlerimi açtığımda karşımda günde beş vakit namaz kılarken
“Kıblem Kâbe’ye” diye niyet ettiğim Beytullahı görünce sevincimden gözyaşlarımı
tutamadım. İhrama girmiş yüzbinlerce Müslümanı Kâbe’nin etrafında tavaf ederken
temaşa etmek mutluluğumu zirveye çıkarttı. Dilimin döndüğü kadar, elimi havaya
kaldırarak İslam âleminin her ferdi için Yüce Rabbime dua ettim. Dua faslı
bitince kafilenin hepsi zemin katta, babam ile ben birinci katta Hacerül-
esved’i “Bismillahi Alla
hu Ekber[u1] “ diye selamlayıp tavaf etmeye
başladık. Babam ile bir taraftan tavaf ederken bir taraftan belli aralıklarla
Kâbe’nin etrafına konan su sebillerinden mübarek zem zem suyunu içiyorduk.
Tavafı bitirdikten sonra namaz kıldık, dua ettik ve otele gitme saatimiz
gelince önceden tespit ettiğimiz toplanma bölgesine gittik.
Bizimle gelen cemaatin hepsinin toplandığı anlaşılınca
Kâbe’nin Zamzam Towers tarafındaki bir kapısından çıkıp kaldığımız otele doğru
hareket ettik. Ben babamı hasta sandalyesi ile taşıdığım için kafilenin
arkasından gidiyordum. Biz Kâbe’den çıktıktan sonra otele ulaşmamız için doğuya
doğru düz gitmemiz gerekiyordu. Ancak Mehmet Hoca bizi kuzeydoğu istikametinde
bir caddeye yönlerdi. Ben Mehmet Hocaya “ Hocam yanlış yöne gidiyoruz” diye
itiraz ettim ama itirazım dikkate alınmadı.
Gittiğimiz cadde oldukça rampaydı. Babamda kilolu bir insan
olunca ben hasta sandalyesini sürmekte zorlanmaya başladım. Benim zorlandığımı
gören Ramazan Baykuş abi bana yardıma geldi. Biz bu caddede zorlukla altı-yedi
yüz metre kadar ilerleyince yanlış yere gittiğimiz anlaşıldı. Cemaat geriye
döndü. İniş aşağı izlerinin üzerine yürümeye başladılar. Bende döndüm ama
kaldırımlar kalabalık olunca cemaatin hızına ayak uyduramadım. Belli süre sonra
cemaat gözden kayboldu. Annemde cemaat ile birlikte gitti.
Cemaatin hangi yöne gittiğini göremeyince bende hangi
istikamete gideceğimizi şaşırdım. Geri döndüğümüz yerden bir kilometre kadar
ilerleyince kaybolduğumuzu fark ettim. Caddenin kenarında bir bankın yanında
durdum. Babama “ Baba kaybolduk ”dedim. Kaybolduk deyince babam başladı
ağlamaya. Babam ağlayınca bende gözyaşlarımı tutamadım. Bizim ağladığımız
saatlerde annem otele varmış ama bizim kaybolduğumuzu anlayınca annemde ağlamaya
başlamış. Anlayacağınız babam ile ben caddede ağlarken annemde otel de gözyaşı
dökmüş. Ağlama faslı bitince bir çıkış yolu bulmak için düşünmeye başladım.
Mehmet Hocayı aradım. Telefonuna ulaşamadım. Fatih Hocayı aradım. Telefona
ulaşamadım. Kâbe’ye yeni vardığımız için telefonlarını henüz uluslararası
görüşmeye açtırmamışlardı. Hocalara ulaşamayınca iş başa düştü dedim.
Ben yıllar önce hacdan gelen bir yakınımı ziyarete
gittiğimde, ziyaretine gittiğim amca “Mekke’de kaybolan hacılar Mescid-i
Haramdaki yeşil ışığın altına gelip beklerlerse yetkililer gelip onları oteline
götürüyorlar” manasında bir anısını anlatmıştı. Bu hikâye hatırıma geldi.
Bulunduğumuz yerden Kâbe’nin etrafını saran mübarek mabedimiz Mescid-i Haramın
bir minaresinin uç kısmı hafiften görünüyordu. Babamın bindiği hasta
sandalyesini sürerek minarenin göründüğü istikamete doğru hareket ettim.
Bulunduğumuz ana caddeden minareyi gördüğüm taraftaki sokağa girince Mescid-i
Haramın doğusundaki dış cephe duvarı karşımıza çıktı. Bu duvarları görünce
nasıl sevindiğimi, nasıl mutlu olduğumu size anlatamam.
Girdiğimiz sokakta üç yüz dört yüz metre kadar ilerleyince
Kâbe’nin açık olan giriş kapılarından birine vardık. Vardığımız kapının kaç
numaralı kapı olduğunu hatırlamıyorum. Kapıdan içeri girdik. Doğrudan yeşil
ışığın olduğu tarafa doğru hareket ettik. Kâbe’nin birinci katındaki yeşil
ışığın yanın varınca babam ile birlikte ikişer rekât şükür namazı kıldık.
Namazdan sonra bir köşeye çekilip beklemeye başladık.
Beklerken yanımızdan geçen bir kafile reisini durdurup yardım
talep ettim. Allah razı olsun adam bizim ile ilgilendi ama otelin kartını
yanımıza almadığımız için yardımcı olamadı. Zaman ilerliyor bizi almaya kimse
gelmiyordu. Babam yorgunluktan harap olmuş dinlenmek istiyordu ama maalesef
bizim çaresizliğimiz devam ediyordu.
Bu arada aklımdan çeşitli senaryolar gelip geçmeye başladı.
Aklıma ilk gelen senaryolardan biri bizi umreye götüren şirketin Kahramanmaraş’taki
yetkililerine ulaşıp haber vermekti ama yetkilerden kimsenin telefonu bende
kayıtlı değildi. Şirket Kahramanmaraş Ulu Caminin arka tarafındaydı. Bacanağım
Nesimi Önügören Bey ise gündüzleri Uzunoluk Caddesindeki esnafların yanına çok
takılırdı. Son bir ümit ile bacanağımı aramaya karar verdim. Bacanağımı arayıp
nerede olduğunu sordum. Menefoğlu Kundurada olduğunu söyledi. Nesimi beye
durumu anlatıp Puan Tura gitmesini söyledim. Ben Nesimi Beyi aradıktan on
dakika sonra Puan tur şirketinin sahibi Mircan Hoca beni aradı. Mircan Hocaya Kâbe’de
babamla kaybolduğumuzu ve yeşil ışığın altında beklediğimizi söyledim. Mircan
Hoca ise bana bulunduğunuz yerden ayrılmayın sizi bir saat içinde oradan
aldıracağım dedi. Mircan Hoca ile irtibat sağlayınca üzüntüm mutluluğa döndü.
Sevinçten ağlamaya başladım.
Mircan Hoca ile görüşmemizden bir saat sonra bizi götürmek
için Mehmet Hoca yanımıza geldi. Mehmet Hoca ile birlikte otele gittik. Otele
vardığımızda annemin önce bana, sonra babama sarılarak söylediği ağıt tarzı
türküler hala kulaklarımda çınlamaktadır.
O mübarek topraklarda kaybolduğumuz saatlerde kaybolduğumuza
üzülsem bile ondan sonraki günlerde o üzüntünün mutluluğunu yaşamaktayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.