BEREKET/Emre BİRSEN



 Ali Hocama hürmetlerimle

Modernizm ve garbın bize dayattığı tarz-ı hayat, medeniyetimizden evvela kelimeleri aldı. Lugatlarımızda yeri olsa dahi lisanımızda neredeyse telaffuz bile edilmeyen, yok olmaya terk edilmiş binlerce kelime var. Onlardan biri de Bereket…

Arabi lisandan bize geçmiş bu kelimenin menşei bürûk olup asli manası devenin bir yerde çöküp beklemesidir. Bazı kaynaklarda bir ordunun harp meydanında konuşlanmasını tarif manasında da kullanılmıştır. Devenin bulunduğu yere çöküp orada kalması veya bir ordunun mevziini muhafazası gibi sebata ve hali muhafazayı devama işarettir. Bu manalara istinaden ve irtibaten hoş ve güzel olan bir şeyin berdevam haline bereket denilir. Mübarek, tebrik ve teberrük gibi kelimatta aynı menşeidendir. Bu kelimenin, medeniyet geleneğindeki bilcümle ulvi hasletlere ve manaya taalluk eden diğer kelimat gibi batına bakan bir ciheti de vardır. Gözle görünen zahir ya da görünmeyen batın şeyler için de kullanılabilen nadir kelimattandır. Bu cihetiyle hem maddeyi hem manayı ihata eder.

Manası tefessüh etmeden evvel bu kelime cemiyette sık sık telaffuz edilirdi. Herhangi bir eşya veya hizmet satan zevat müşterilerinden sattıkları şeyin karşılığı olan dünyalığı tahsil edince Allah bereket versin diye niyaz eder, müşteri de bu niyaza bereketini gör diye mukabele ederdi. Böylelikle el değiştiren dünyalık için karşılıklı bereket duası yapılırdı. Valideler aile efradına veya misafirlerine ikram edecekleri yemeği bereket olsun diye abdestli bir şekilde yapar, tek kişilik sofra açmazlardı, yemek müşterek kaplarda yenir, bugünkü gibi sofrada taama oturan zevata müstakil kap konulmazdı. Şimdilerde olduğu gibi kendi aile fertleri için bile onun tabağından yemem, bardağından içmem şımarıklığı olmazdı. Koca/baba; zevce/evladının maişetini tedarik ederken helal olmasına azami hassasiyet gösterir; cemiyet dahilinde para, mahsul, vakit, hülasa bereketi olmayan her şey kıymetsiz kabul edilirdi. Zira bereketin sadece helal rızk için olacağına kamilen iman edilirdi.

Aziz milletimizin mekânı, imkanı dar bile olsa gönlü ziyadesiyle genişti. Varisi olduğumuz irfanın gereği aza kanaat, helal kazanmaya rıza hali vardı. Rıza ve kanaat kapısının eşiğinde sürur ile durur, Rezzak-ı Alem’in taksimatına ram olur, bereketin azda olduğunu bilirdik. Ticaret yaparken kimse aldatılacağından endişe etmezdi. Zira aziz milletimiz dürüst ve fazilet sahibi idi.

Ne olduysa oldu bu kelimeler bir bir lisanımızdan, mefhumatı da idrakimizden kayboldu. Kıymeti takdir, şükrü eda edilmeyen her şey gibi elimizden alındı. Günümüz hayatına sarf-ı nazar edince ticareti; akaidimizde, muamelatımızda, töremizde olduğu gibi değil, kapitalist zihniyetle yapar hale geldik. Kapitalizm ve modernizm denilen melun cereyan, ihtiyacatın hudutsuz olduğuna inandırdı bizi. Halbuki fani olan bir mahlukun ihtiyaçları nasıl hudutsuz olabilirdi? Hudutsuz olan insanın ihtiyacatı değil ihtirası olduğunu unuttuk. Maddi bir şeyin ziyadece mevcudiyeti onda bereket vardır manasına gelmez, keza az olması da bereketin mevcut olmadığına delalet etmez. Bu kelime bir niyazın telaffuzudur. Öyle bir niyazdır ki olmamasından endişe edilen şeyin olması talep edilir.

Cemiyet olma şuurundan ve medeniyet tasavvurundan bihaber yığının dayattığı mesnedi olmayan, nefsani ibtiladan mütevellit nahoş hayat tarzı tüm mukaddesatımızı zayi etti. Cemiyetin şahs-ı manevisine sirayet eden bu menfi ahval neticesi bereketi unuttuk. Bu hale istinaden rıza ve kanaat hayatımızdan çekildi.

Gayr-i müslim olan veya seküler bir hayat pratiğini farkında olmadan sürdüren beşerin idrakinde en ziyade zorlandıkları mefhumattan biri oldu bereket. Zira bir malın infak ile, zekat ile, kanaat ile, şükür ile ziyadeleşmesinin bunlara izahı namümkündür. Halbuki asırlardan beri tevarüs eden medeniyet değerlerine aşina olan, ahlak sahibi ve temiz bir akaide sahip bir mümin için bu mevzu iman edilecek bir mevzudur.

Günümüzde ahalinin en ziyade müşteki olduğu mevzuattan biri hiçbir şeyin yetmemesi, hiçbir şeye yetişilememesidir. Talebesinden hocasına, amirinden memuruna, amelesinden sanayi ustasına hiç kimseye ne zaman, ne mekân, ne de dünyalık kifayet ediyor. Zira kazandıkça daha çok sarf ediyor, sürekli tüketiyoruz. İsrafın haddi hesabı yok. Haneler ebat olarak büyüdü belki fakat aileler küçüldü, misafir azaldı. Bakın, hanelerde artık insandan çok eşya ikamet ediyor. Ahval böyle olunca eskilerin tabiriyle, bereketi kaçtı her şeyin. Varlık içinde yokluk çekmeye başladık. Oysaki bereket gözle görülmeyen, akıl ile anlaşılmayan bir fazlalıktı. Bazen sözde, bazen mekânda, bazen de zamanda tezahür ederdi.

Bilinen hadisedir: Efendimiz henüz bebekken, kendisine sütannelikle müşerref olan Hz. Halime anamız ve zevci Haris’in evine götürüldüğünde bu hane bir parça ekmeğe bile muhtaçtı. Lakin Habibullahın teşrifi ile Hz. Halime ana iki bebek emzirdiği halde sütünde eksilme olmaz oldu. Bu mübarek teşrif ile ailenin aç kalan devesi yeniden süt vermeye başladı. Hanenin diğer hayvanatı da yeni yeni yavrular doğurdu ve sürülerinin kemmiyeti arttı. Mensubu oldukları kabilenin diğer efradına ait sürüler aynı yerde otladığı halde onların hayvanatı zayıf ve çelimsizdi. Bu hali fark eden ahali çobanlarına Haris’in çobanı sürüyü nerede otlatıyorsa, orada otlatmalarını söyler. Çobanlar ise sürüleri aynı yerde otlattıklarını söyler. İşbu rivayetteki bereket mefhumunun aklen izahatı yoktur ancak iman edilir. Bu nebevî misal, bereketin her cihetini anlatır. Bereket; ne tohumla, ne hayvanın cinsiyle, ne toprağın türüyle, ne iklimle ne de yok bereket taşı, yok bereket enerjisi gibi şeylerle alakadar değildir. Doğrudan Cenab-ı Hakk’ın verip ya da vermemesiyle alakadardır. Cenab-ı Hakk’ın lütfedip etmemesi de kulunun israf ve haramla olan alakasına irtibatlıdır. Mezkur misalden de idrak olunacağı üzere Allah Teala vermek istedikten sonra, çorak toprağı bereketlendirir; zayıf hayvanın memelerini sütle doldurur. Bire bin bereket verir. Allah Teala yan yana otlayan iki hayvandan birini veya yan yana mesai yapan iki insan ya da bitişik iki dükkanın birinin kazancını daha bereketli kılabilir. Bir başka hadisede Efendimizin ashabına çuvalla verdiği bereketli bir buğday uzunca bir müddet yettikten sonra sahiplerinin onu tartmaya başlamasıyla eksilir, bir müddet sonra da biter. Bu hal Efendimize aktarıldığında şayet tartmasaydınız, kıyamete kadar devam edecekti buyurur. Cemiyet dahilinde parayı vesair dünyalığı saymanın bereketi gidereceğine dair inancın da temeli bu hadisedir.

Tasavvufi gelenekte bereket hakkında leziz bir rivayet vardır:

Bir zat, İbrahim bin Ethem hazretlerine bereket meselesini sual eder. Hazret, adama köpek senede kaç defa ve kaç tane yavrular, der. O da senede bir veya iki defa, her defasında da 8-10 adet der. Hazret, pekala koyun diye sual eder. Adam, senede bir defa yavrular, ondan da bir ya da nadiren iki yavru doğurur der. Hazret, nazar et bakalım mücavirine; köpek mi ziyade, koyun mu der. Tabi ki koyun kat kat ziyadedir, der adam. Hazret, köpek çok doğurur, eti yenmez, kurban olmaz. Koyun ise az doğurur, sürekli kurban edilir, her gün eti yenir. Nasıl olur da alemde koyun sayısı köpekten kat kat fazla olur diye sorunca adam bu suale cevap veremez. Hazret, hepimizi tenvir edecek ifadesiyle işte bereket budur; koyun seher vakti katiyen uyumaz. O vakit ki arza rahmet ve bereketin indiği vakittir. Koyun o vakitte gaflet halinde olmadığı için üzerine bereket yağar. Köpek ise sabaha kadar havlar, seher vaktinde uyur. Bu sebep ile bereketten mahrum kalır.

İdrakimizin ve lisanımızın kifayet ettiğince bu hikayeyi tasavvuf zaviyesinden şerh etmeye gayret edelim. Hikayede bereketi tespit eden unsur, hayvanatın zaman taksiminde ne yaptıklarıdır. Koyuna nazar edersek hep tevekkül halindedir; gecenin ilk vakitlerinde istirahat eder ve seher vaktinde uyanıktır. Tasavvufta seher vakti; ilahi tecelliyatın, rahmet ve rızkın arza taksim edildiği demdir. Koyun bu vakitte kaim olduğu için ilahi berekete zahiren ve batınen mazhar olur. Köpek ise sabaha kadar havlar, gezer; seher vaktinde yorulur, uykuya dalar. Tasavvufi metaforda bu, gaflet halidir. Kul ne kadar gayret ederse etsin, maddi, manevi rızık vaktini uykuyla veya lalettayin işlerle geçirirse hayatından bereket çekilir. Köpek bu hikayede nefsi, koyun ise ruhu sembolize eder. Köpek; dünyevi hırsı, tamahı, yabaniliği ve mülkiyet derdini işaret eder. Hırslı beşer, bir batında 7-8 yavru doğuran köpek gibi sürekli biriktirir, çoğaltmaya çalışır. Koyun ise teslimiyeti, kanaati, kadere rızayı temsil eder. Senede sadece bir kez doğurması ve sürekli kurban edilmesine rağmen arzda ziyade olmasıyla; az olan helalin, çok olan harama galebesinin temessülüdür. Koyun her daim ademoğluna etiyle, sütüyle, yünüyle faide tedarik eder, hatta kurban olur; aklen nicelik cihetinde azalması gerekirken bilakis artar. Köpek ise umumen tüketir veya biriktirir. Paylaşılmayan, infak edilmeyen bu sermaye, muhafaza için ne kadar çabalanırsa çabalansın ilahi bereketi celbedemez. Ezcümle bereket, vahdette kesreti görmektir.

Bugün insanın aziz tarafı zelil olup beşeri tarafı yabanileşince ekseriyetle huzuru dünyalığın ziyadeliğinde arar olduk. Daha çok mal sahibi olunca rahat edeceğimizi zannettik. Hâlbuki her çokluğun huzur getirmediği gibi her azlık da darlık getirmez. Nice az kazanç vardır ki gönle sürur, eve huzur, sofraya bereket olur. Nice çok mal da beşeri telaşa, endişeye ve meşgaleye sürükler.

Haramdan olan iktisab ile helalden olan arasında beşere göre bir fark kalmadı. Haramdan kazanılan dünyalığın bereketi olmayacağı gibi miktarı önünde sonunda azalacaktır; sahibinin günah yükü artacaktır. Hesabı dünyada sorulmasa bile ahirette muhakkak sorulacaktır. Zira akaidimizden tevarüs eden kadim hikmete göre haramın cezası, helalin hesabı vardır. Bundan mütevellit malımızın bereketli olmasını, az bir miktar ile ziyadece iş yapılmasını, şifa olmasını talep ediyorsak evvela onu helalden kazanmalı, zamanı, mekanı vesair bilcümle imkanı israf etmemeli, ahiren infak ile zekât ile(infak ve zekatın sadece mal ile olmadığı şuur ve idrakinde olarak) tertemiz hale getirmeliyiz.

Ehl-i iman olsun ya da olmasın tüm insanlara ve diğer mahlukatın rızkına kefil olduğunu mukaddes kelamında beyan etmiştir. Aslında bu cihetten bakılırsa bereket arzın her tarafını ihata eder. Lakin ümmetin idrakinde bereket manaya da bakar, insanın manevi tarafı da bereketlenir. Bereket Hakk Teala’nın bilcümle mevcudata keremi ve lütfudur. Amma lüzumsuz yapılan bilcümle sarf insanı bereketten uzaklaştırır. Bir ekmeğe ihtiyacın varken iki tane almak israftır ve bereketi yok eder. Ol sebeple hayatımıza mana ve kıymet katacak, huzuru tesis edecek mefhumattan biri berekettir. Allah bize gayreti, helal yoldan iktisabı, israf etmeden sarfı, infak ve ikram ile maddi ve manevi bereketi nasip etsin vesselam.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.