İçtimai Yahudileşme/İzdivac Müessesesi Bidayetindeki Tefessüh/Emre BİRSEN

 


Cemiyet hayatının en mühim müessesesi olan aile, asırlardan beri tevarüs eden fiili idamenin ve ahlaki mirasın ibtidai merkezidir. Bir medeniyetin berdevam olması sadece kıymettar bir maziye ve tarihi bir mirasa sahip olmasıyla mümkün değildir. Asli idame; o medeniyetin irfanını, geleneklerini, tasavvurunu ve ahlaki şuurunu istikbale nakledecek insan unsurunun mevcudiyetine müstenittir. İşte aile, bir cemiyetin mücerret ve müşahhas ahlakının, tarihi hafızasının ve medeniyet tasavvurunun inşa edildiği ilk mahaldir. Zira aile, Esma-i Hüsna'nın insanda tecellisinin en berrak şekilde inikas ettiği mukaddes bir talimgahtır.

Berhayat olduğumuz fetret demlerinde bu mukaddes müesseseyi inşa mertebesinde karşınıza çıkacak kadın lobisi en nafiz ve kudretamiz teşkilatların tesirini bile gölgede bırakacak bir faaliyet ve ziya-i şems süratini imrendirecek bir süratle bu tefessühe nasıl iştirak edip neşrettiğine ibretamiz bir halde müşahede ediyoruz. Ben görmedim, kızım görsün mazeretiyle, bir defa izdivaç ediyorum şımarıklığıyla, aman gençlerin gözü kalmasın teşvikiyle önüne geçilemez ebada ulaşan bilcümle tezvirat…

Mukaddes aile müessesenin inşasına mukaddem söz, nişan ve düğün merasimleri maalesef kahir ekseriyetle kadınlar tarafından ciddi bir tefessühe maruz kalmıştır. Bu lobi tarafından tatbike zorlanan israf, debdebe ve lüzumsuz masarif; nikahın ve izdivacın manevi bereketini gölgelemekte, izdivacı kolaylaştırması gereken bir fiilken hezeyanlar neticesi zuhur eden merasimler onu ağır bir külfete dönüştürmektedir. Daha da hazini, muhafazakar tavrıyla temayüz eden şehirlerde berhayat kadınların bu israfı, dini ve içtimai bir zaruret gibi telakki etmesidir. Böylece Allah'ın emri ve Rasulullah'ın sünneti üzerine bina edilmesi gereken bir müessese, örf kisvesi altında nefsin hevesatına, debdebe ve tantanaya teslim edilmektedir.

Bugün kız istemeden izdivac merasimine kadar devam eden serencam, kahir ekseriyetle izdivacın manevi mahiyetinden uzaklaşarak adeta mestur bir rekabet müsabakasına tebeddül etmektedir. Bir defa izdivac ediyoruz şımarıklığıyla tebyiz edilen, aman gençlerin gözü kalmasın diye tezyin edilen, kimin daha şaşaalı merasim yaptığı, kimin daha fazla sarf ettiği bir izdivac merasimi maalesef şan u şeref mertebesine nispet edilmektedir. Oysa bu müsabakanın ne aileye ne de cemiyete iktisab ettirdiği baki bir hayır vardır. Bilakis daha izdivacın evvelinde ihmal edilen manevi esasların neticesi, ziyadeleşen boşanmalar ve sarsılan aileler olarak karşımıza çıkmaktadır.

İnsanlık tarihi kadar eski olan izdivaç merasimleri, dini evamir ve sahih örf üzerine bina edildiğinde cemiyetin vahdet ve muhabbetini tahkim eden güzel vesilelerdi. Elbette her ailenin maddi imkanatı ve tarz-ı hayatı muhteliftir, merasimlerin de buna göre eşkalinin tezahürü pek tabiidir. Ancak berhayat olduğumuz fetret demlerine calib-i dikkat bir muvazenesizlik zuhur etmiştir. Acaibtir ki seküler muhitte izdivac merasimi daha sade icra edilirken, muhafazakar muhitte şaşaa ve israfın daha bariz hale geldiği müşahede edilmektedir.

Halbuki İslam'da izdivacın meşruiyeti için esas olan, nikahın ilanıdır; şaşaa ve debdebe değildir. Mazide medeniyet gelenekleri sıhhatini muhafaza ettiği demlerde izdivac gelenekleri de bu taksimat üzerine tesis edilmiş, din evamirine mugayir olmayan örf ve adetlerle teşekkül etmiştir. Fetret demlerinde ise izdivac merasimleri, kahir ekseriyetle birkaç saatlik nümayişe büyük servetlerin sarf edildiği bir teşhir vasıtasına tebeddül etmiştir. Üstelik izdivac merasimi evvelinde zuhur eden dini ya da örfi hiçbir istinadı mevcut olmayan talepler bu hamaliyeyi daha da sakil hale getirmektedir.

Zaten iktisadi meselelerle mücadele eden cemiyet dahilinde izdivac merasimlerinde vuku bulan israfat; sadece ailelerin muvazene-i maliyesini ziyan etmemekte, aynı demde yeni içtimai meselelerin de kapısını aralamaktadır. Borçlanarak tesis olunan haneler, daha ilk günden ağır bir mali külfet altında ezilmekte; bunun yanında zengin zevatın icra ettiği şaşaalı izdivaç merasimleri, guraba ve fukarada mahcubiyet teşekkülünün yanı sıra inşikak-ı içtimaiyeye sebebiyet vererek şahs-ı maneviyi ifsad etmektedir.

Meselenin bir de dini ciheti vardır. Bugün izdivaç müessesesinde berdevam tefessühün mühim esbabından biri de ebeveynlerin meseleyi, dini ahkamın hududundan ziyade örf haline gelmiş gayr-ı sahih ibtila ile mütalaa etmeleridir. Kahir ekseriyetin din telakkisi, kitabi, fıkhi ve tasavvufi bir zeminden ziyade mesnetsiz örfi kabullere müstenittir. Bu sebeple dinin emri zannedilen nice tatbikat, hakikatte hiçbir meşru istinadı olmayan nevzuhur adetlerden ibarettir.

Müstakbel damat, daha izdivacın başındaki serencamda hem dünya hayatını maddi cihetten müşkül hale gelmekte hem de mecbur ve maruz kaldığı israf sebebiyle ahiret mesuliyetini tahmil etmektedir. Haydi bu tefessühe karşı İbrahimi bir tavırla medeniyet müdafaası yapmaya çalışın bakalım. Hemen bu lobi tarafından taarruza maruz kalırsınız. Oysa ümmet dahilinde nice fukara ve muhtaç zevat varken servetlerin birkaç saat nümayiş uğruna sarfı, üzerinde ciddi şekilde tefekkür edilmesi gereken bir vebaldir.

Günümüz isteme merasimlerinde mevzuun maneviyatından dem vurulması gerekirken daha ziyade iktisadi rahatlık tedariki ve arz edilmesi vecibe olan! maddi talepler konuşulmaktadır. Halbuki asıl sual edilmesi gereken; damat namzedinin helal rızık temin edip etmediği, maişetini meşru yoldan tedarik edip etmediği, dini mesuliyetlerine riayet edip etmediği ve hanesini hangi ahlak üzerine bina edeceğidir. Günümüzde isteme merasimleri de baba hanesi haricinde tatbike başlamış artık. Bu merasim için hususi salonlar varmış. Görgüsüzlüğün bini bir para! Gerçi mezkur meselenin ihtiva ettiği maneviyeatın kocaman çiçekler, çikolatalar ve olmazsa olmaz gümüş gondol kadar ehemmiyeti yok. Bu hezeyanı kim başlattı ise artık.

Halbuki kız isteme merasiminde lisanen ifade edilen "Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle" niyazı, sadece bir gelenek değil; aynı demde ilahi bir emanetin teslim alındığını ifade eden ciddi bir niyazdı. Eskiden bu söz, aile tesisinin dini mesuliyetini tahattur eden bir ahit hükmündeydi. Bugün ise tuzlu kahve kadar dahi ehemmiyet arz etmeyen dahili boş şekli bir ifadeye inkılap etmiştir.
Nereden başlayalım ki tahlil etmeye? Bu tefessühü en bariz şekilde çeyiz temininde görmek mümkündür. Çeyiz meselesi misal… Çeyizler, ihtiyaçtan ziyade teşhir ve biriktirme isteğinin mahsulü haline gelmiştir. Alnı secdeye gelmeyen kızlarımızın çeyizi süslü işlemeli seccadelerle dolu. Ömründe saçını setretmemiş kızımızın çeyizinde onlarca yemeni ve başörtüsü var. Eline zikir için tesbih almamış kızımızın onlarca tesbihi var. Muhtemelen hanede bir köşeye terk edilecek ceviz oyma sandığında neler var neler ama bunlar ekseriyetle hiç açılmaz.
Yemek takımları, tabak, çanak bir takımdan ziyade olmalı, ne de olsa her gün fukara doyuruluyor ya hanede! Perde, tül, çarşaf birkaç kat olmalı yoksa kifayet etmez.

Sonra söz, nişan merasimleri… Tepsi tepsi tatlılar, gümüş tepsi olmazsa olmaz, illa o kurdele bağlanacak. Süslenmiş makaslarla o kurdele kesilecek. Gelin namzedi süslü ve şaşaalı libas ile icra olunacak meramisimi sosyal medyada paylaşmaya hazır.... Çiçek aman ha unutulmasın.

Nişan salonda yapılacak! Kızımıza nişan elbisesi alınacak, birkaç saat giyilecek ve cemiyet dahilinde hiç kullanılmayacak bir elbise için lüzumsuz sarfiyat…

Günümüzde bir izdivaç merasiminin masrafı asgari masarif ile vasati 500-600 bin mücavirinde ve bu korkunç rakam birkaç saatlik riya için yapılan israfat. İnsanlarımızın; debdebe merakının, açgözlülüğünün, israfının bir hududu olmalı! Sadece bu dünya için berhayat olmadığımızın idrakinde olunmalı artık. Kız tarafı damattan yüzlerce gram altın, bilezik, kolye vesair istemek zorunda olmamalı el alem ne der tanrısının buyruğunu red ile Alemlerin Rabbinin emirlerine riayet ederek izdivac merasimi en şaşaalı mekanda yapmamalı. Birkaç saat giyilecek kına elbisesi için, beyaz bir tülden müteşekkil gelinlik için binlerce lira dünyalık sarfı nasıl tarif edilir acaba? Bekarlığa veda diye nevzuhur şımarık adetleri hiç mevzu bahis yapmaya üzerinde kalem oynatmaya dahi lüzum yok.

Dahilini ekseriyeti israf ve lüzumsuz ihtişamlı eşya ile doldurduğumuz dairelerde ikamete mecbur edilirsiniz. Halbuki ne yüzlerce gram altın, ne şaşaalı salonlar, ne de birkaç saat giyilecek gelinlik, damatlık said ve bahtiyar bir hanenin teminatıdır. Asli ihtiyaç; helal lokma, birbirine mukabil hürmet, merhamet ve meveddettir. Bunların yerine hiçbir eşya ikame edilemez.

Bugün birçok aile, idrakinde olmadan içtimai itibar uğruna izdivac edecek namzetleri azim mali külfetlere mahkûm etmektedir. Alınan eşyalara münasip ev aramak, ihtiyaçtan değil intizardan tevlid eden masarifi tabii görmek ve bunları aile şerefiyle irtibatlandırmak, izdivacı kolaylaştıran değil zorlaştıran etvardandır. Böyle bir bidayetin huzursuzluk, geçimsizlik ve nihayeten boşanmayla neticelenmesi ise hayretfeza değildir. Takdir edersinizki Allah'ın emri ve Rasulullah'ın kavliyle başlayan bu serencam, Karun'un israfını hatırlatan ameliye ile devam edemez.

Artık bir defa evleniyoruz şımarıklığıyla hareket etmek yerine, bir ömür saadetle berhayat bir hane tesisine niyet şuuruna ricat zaruridir. Sade bir izdivac merasimi yapmak, israftan kaçmak ve imkan nispetinde hareket etmek ayıp değil; bilakis sünnete muvafık bir tavırdır. Ne var ki cemiyet içinde mevcut lobinin ziyadeleştirdiği içtimai tazyikat, ekseriyetle bu sadeliği tercih etmek isteyen gençlerin önüne mani olarak çıkmaktadır.

Ne güzel olurdu ki evlenecek bir hanım, müstakbel hayat arkadaşına: "Nakısa zamanla ikmal olunur. Yeter ki kursağımıza helal lokma düşsün, huzurumuz ve muhabbetimiz eksik olmasın. Dünya için sarf ettiğin gayreti ahiretimiz için de sarf et" diyebilseydi. Böyle bir talep hem aileyi hem de cemiyeti ihya edecek en büyük sermaye olurdu.

Bir kız babası müstakbel damadına, "Evladım, bugün kızım benim mesuliyetimden senin mesuliyetine intikal ediyor. Allah huzurunda evvela onun, sonra da kendi nefsinin hesabını vereceksin. Hanene helal rızık getir; aileni maddi ve manevi cihetten muhafaza et ki iki cihanda da saadete eresiniz." diyebiliyor mu? Yahut bu nasihati dinlemeye hazır bir nesil yetişiyor mu? Bu sualler üzerinde samimiyetle tefekkür etmek mecburiyetindeyiz.

Gelinlik, damatlık, nişan, kına, kuaför, harici sahada fotoğraf çekimi ve bunlara her geçen gün ilave olunan nice masraf kalemi; izdivacın asli maksadını ne kadar geride bıraktığımızı idrake kafidir. Böylece izdivac merasimleri, nikahın ilan edildiği mütevazı merasimler olmaktan tahliye olup tantana ve debdebenin teşhir edildiği ritüel haline gelmiştir. Ailenin şeref ve asalet mertebesi; takva, güzel ahlak ve muhabbetle değil, takılan mücevherat, mobilya vesair dünyalık ile tesbite başlanmıştır.

Neticede cemiyetimizde berhayat olan beşer, dosta hasıma mahcup olmamak namına yılların müktesebatını birkaç saatlik merasimler uğruna sarf etmekte; hatta borçlanmayı dahi tabii görmektedir. Oysa mahşer günü Rasulullah'ın, "Ümmetimin fukarası perişanken bu israfı neden yaptınız?" diye hitap ettiğini tahayyül bile insanı bu mevzuda muhasebeye sevk etmelidir.

Cemiyetimizin bilcümle ulvi hasletlerinin tel tel döküldüğü bu fetret demlerinde ne güzel düğün yaptılar dedirtmek için tertip edilen merasimler ile başlayan izdivaçların azim kısmı, maalesef kısa bir müddet sonra tezahür eden huzursuzluk ve geçimsizlik esbabıyla mahkemelerde noktalanmaktadır. Artık bu ifrata ve bu israfa dur demek idini ve içtimai bir vazifedir. İzdivac; şaşaanın değil, bereketin, takvanın ve mesuliyet şuurunun üzerine tesis edildiğinde hem fert hem de cemiyet için hakiki manada huzur vesilesi olacaktır.

Esasında kolaylaştırılması gereken bu müessese, zamanla bu nevzuhur lobi tarafından örf adı altında fasılasız imal edilen külfetlerin ve şaşaa arzusunun tesiriyle artık felaha erişilmesi güç bir müşkilat haline getirilmiştir. Bunun vebali yalnızca ailelerin değil, bu malul telakkiyi devam ettiren bütün cemiyetindir. İnancımız, izdivac eden kimsenin dininin yarısını tamamladığını salık vermiş iken elan müstakbel damatlar zikredilen menfi ameliye ile halihazırdaki yarısından da olma tereddüdü yaşıyor. Bu fetret demlerinde izdivacı talep edilen bilcümle israfat ile zorlaştıran tüm zevat cemiyet dahilinde vuku bulan izdivaca muarız gençlerin vebalini, hem dünyada hem ahirette tahmil edecekler. Sebep olan yapan gibidir fehvasınca…

Bugün hanelerimiz eşya zaviyesinden zenginleşmiş olabilir; fakat huzur, saadet ve meveddet aynı nispette ziyadeleşmemiştir. Zira insan, ağır borçlar, bitmek bilmeyen tevakku ve her daim memnuniyetsizlik dahilinde muhabbet ve meveddeti muhafaza etmekte zorlanmaktadır.

Elbette düğün yapılacak, nikah ilan edilecek, akraba-i taallukat ile saadet taksimi yapılacaktır. Ancak bunun da İslam'ın ve bu inancın şekillendirdiği medeniyet geleneklerinin tayin ettiği bir hududu olmalıdır.

Netice itibarıyla aile müessesesinin ihyası için evvela zihniyetimizi tashih etmemiz zaruridir. Bu hususta da mikyasımız el alem ne der tanrısının buyrukları değil, Alemlerin Rabbinin rızası olmalıdır. Zira ahalinin takdiri ve rızasına talip olunamaz; Cenab-ı Hakk'ın rızası ise hem dünyanın hem de ahiretin saadetidir.

Doğru söylerim, halk razı değil;

Eğri söylerim, Hakk razı değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.