MASKESİ BANA HATIRA KALDI / Teyfik KARADAŞ

 




 Hikâyenin daha iyi anlaşılabilmesi için konuya başlamadan önce arıcılık, arıdan elde edilen ürünler, sabit arıcılık, seyyar arıcılık ve belli başlı arı hastalıkları kavramlarını kısaca açıklamanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Bal arısı kolonilerinin beslenmesi, bakımı ve yönetilmesi süreçleriyle bal ve benzeri değerli ürünlerin elde edildiği tarımsal, hayvancılık faaliyetine arıcılık denir. Arıcıların temel hedefi ve en yaygın ekonomik kazanç kaynağı baldır.

 Arıcılar arılardan balın yanı sıra; balmumu, polen, arı sütü, propolis ve arı zehiri gibi değerli maddeler de üretirler.  Arılar ayrıca bitkilerde tozlaşmayı (polinasyon) sağlayarak doğanın dengesine ve tarımsal verimliliğin artmasına, çok büyük çaplı katkıda bulunurlar.  Arı kolonilerinin yıl boyunca aynı yerde tutulup bakıldığı yönteme sabit arıcılık denir. Kolonilerin mevsim şartlarına ve nektar akımına göre farklı bölgelere (örneğin yaylalara) taşındığı sisteme de seyyar arıcılık denir. Arı hastalıkları yavru arı hastalıkları ve ergin arı hastalıkları olmak üzere ikiye ayrılır.

Yavru Arı Hastalıkları

Amerikan Yavru Çürüğü: Bacillus larvae bakterisinin neden olduğu, en tehlikeli ve bulaşıcı yavru hastalığıdır. Petek gözü kapakları çöker, ölü larvalar koyulaşarak yapışkan bir pelte halini alır ve hücreye iyice yapışır.                                                                                                                    

Avrupa Yavru Çürüğü; Genellikle zayıf kovanlarda ve nektar azlığında görülür. Kovan açıldığında balık veya et kokusunu andıran kötü bir koku yayılır; larvalar rengini kaybederek kahverengi ya da siyaha döner.                                                                                                                                                        

Kireç Hastalığı: İklimden kaynaklı bir hastalıktır. Nemli ve soğuk havalarda artar; larvalar kireç gibi sertleşerek mumya halini alır.

 Ergin Arı Hastalıkları

 

 Varroa; Arıların vücut sıvısını emerek zayıflatan, kanat ve bacaklarda deformasyona yol açan en yaygın dış parazittir. Tedbir alınmazsa tüm koloni çöker.

 

Nosema Sindirim kanalında yaşayan tek hücreli bir parazit nedeniyle oluşur. Genellikle dışkı bulaşmaları ve ishalle kendini gösterir; koloni zayıflar.                                                           

Arı Felci; Virüs kaynaklıdır. Arıların tüysüz, parlak görünmesine ve uçamayarak titremesine sebep olur.

Bu tanımları, bu açıklamaları yaptıktan sonra hikâyenin esas konusuna dönmek istiyorum.  Arıcılık mesleğine başlayalı henüz üç yıl olmuştu. Arıcılığı emekli olmadan önce işyerinde birlikte çalıştığım, yakın arkadaşım Hasan Beyle birlikte yapıyorduk. Yaptığımız arıcılık ne sabit, nede seyyar arıcılık yöntemine benziyordu. Arılarımızı ne seyyar arıcılar gibi mevsimine göre yılda en az üç dört yere taşıyorduk. Nede sabit arıcılar gibi bir yerde bekletiyorduk. Yılda bir kere şehir merkezindeki arılıktan alıp, Maraş’a yakın yerdeki yaylalara götürüyorduk. Ondan sonra tekrar Maraş’a getiriyorduk. Bizim yaptığımız arıcılığa ne sabit arıcılık, nede seyyar arıcılık denilebilirdi. Bizim yaptığımız arıcılığa ancak yarı sabit arıcılık yöntemi denilebilir diye düşünüyorum.

Benim arıcılıktaki kısa vadeli hedefim geçim sağlamak değil, boş olan zamanlarımda meşgul olabilecek bir iş sahibi olabilmek ve evimde tükettiğim balı kendim üretebilmekti. Bu nedenlerle arıcılığı profesyonel bilgiler ışığında, amatör bir ruhla yürütmek istiyordum.

 

Hasan Bey kovanların içindeki çıtaları her hafta tek tek kontrol ediyordu. Şüphelendiği durumlardaki tanılarını tecrübeli arıcılarla paylaşıyordu. Kovanları varroa hastalığı başta olmak üzere bütün zararlılara karşı rutin olarak ilaçlıyordu. Hatta körüğü yaktıktan sonra arılara zarar veren haşaratı kovalasın diye körüğün içine defneyaprağı, portakal kabuğu gibi ürünler koyarak alternatif tekniklerle de mücadeleyi güçlendiriyordu. Körüğün içinde bu ürünleri yaktığımız zaman çıkan duman kokusunun farklılığını değil haşereler, bir insan olarak ben dahi hissediyordum. Benim gözlemlerime göre arı hastalıklarına karşı vermiş olduğumuz mücadelede bir eksiklik yoktu.

 

O sene karın ve yağmurun çok fazla yağması nedeniyle kuş mevsimi çok ağır geçti. Şehrin içindeki ağaçlar, üzerine yağan karı taşıyamayarak yıkıldı. Evlerin muslukları buz tuttu. Şehrin içindeki caddeler ve sokaklar zaman zaman bir veya iki gün kapalı kaldı. Çok sayıda zincirleme trafik kazası yaşandı. Buzlanma nedeniyle araçlar kaydı. Bu felaket karşısında insanlar dışarı çıkamadı Okullar günlerce tatil edildi. Tilkiler, kurtlar dağdan şehre indi. Doğal ortamında aç kalan kuşlar karınlarını doyurmak için evlerin balkonlarını mesken tuttular. Kış mevsimi çok uzun sürdü. Bahar mevsimi normal zamanından bir ay sonra kendini gösterdi. Bu mücbir sebepten birçok meslek etkilendiği gibi, arıcılık sektörü de olumsuz manada çok kötü şekilde etkilendi. Hava muhalefeti nedeniyle sezon bir ay rötarlı başladı.

 

Havalar ısınınca Hasan Bey ile arılığa gittik Kovanların üzerini örttüğümüz çadır, strafor gibi yalıtım malzemelerini kaldırdık. Bana ait altı kovan arıdan üç kovan, Hasan Beye ait on altı kovan arıdan altı tanesi zayi olmuştu. Yaşayan arıların bakımını yaptık. Peteklerini kontrol ettik. Arıların durumunu görünce moralimiz bozuldu. Canımız sıkıldı ama bu doğa olayı karşısında yapacağımız bir şey yoktu. Bir hafta sonra arıları zayi olan kovanlar için arı satın alarak doldurmaya karar verdik. Arı satan kişileri ve fiyatları araştırmaya başladık. Arısının kaliteli ve fiyatının uygun olması münasebetiyle, arıları Arıcılar Birliği Başkanı Niyazi Hocadan satın aldık. Boş kovanları Niyazi Hocanın arılığına götürüp, aldığımız arıları içine koyduk.

 

Kovanlarımızın hepsi arıyla dolmuş, boş kovanımız kalmamış oldu. Haftada iki gün arılığa giderek arıların bakımını yapmaya devam ettik. Ben körükle arılara duman verirken, Hasan Bey arıların her çıtasını ayrı ayrı inceliyor, analarını kontrol ediyordu. Arıları hastalıktan korumak için ilaç vermeyi de ihmal etmiyordu. Kış mevsiminde yağışın bol olması nedeniyle ilkbahar mevsiminde de memleketin her tarafı çiçekle doldu. Çiçek bol olunca arıların keyfide yerindeydi.

 

Araziye çalışmaya giden işçi arılar ayaklarıyla bol miktarda polen getiriyordu. Bizde arıların güçlenmesi için elimizden gelen her şeyi yapıyorduk. Mayıs ayının sonuna kadar arılarımıza en iyi şekilde baktık. Haziran ayı gelince çiçekler kurumaya başladı.

 

Çiçekler kurumaya başlayınca biz arıları Yeşilgöz’e götürdük. Arılar Yeşilgöz’de karaçalı ve tesbi çiçeklerinden getirdikleri nektarla çok güzel petek örüyorlar, bal yapıyorlardı. Bizim amacımız on beş gün sora arıları Yeşilgöz’den alıp, Göksun’ün Ortatepe Mahallesine götürmekti.

 

Çok yakından tanıdığımız ve sevdiğimiz Ahmet isimli bir arıcı abimiz vardı. Oda arılarını aynı yere götürecek, bizim arılara da göz kulak olacaktı. Sahip çıkacaktı. Biz bundan dolayı tarım müdürlüğünden Ortatepe Mahallesi için izin almıştık. Bize bu şekilde söz veren Ahmet abimiz bizden habersiz olarak arılarını başka bir yere götürmüş. Bizde bu ıssız bölgede arılarımız çalınır düşüncesiyle Ortatepe Mahallesine gitmekten vaz geçtik.

Arılarımızı götürmek için yer arayışına başladık. Uzun araştırmalar sonucu arılarımızı Yenidemir Mahallesi hudutları içinde arıcılık yapan arkadaşımız Mustafa’nın arılarının yanına götürmeye karar verdik. Hasan Bey hafta sonu gitti bölgeyi inceldi. Arılarımız koyacak yeri tespit etti.

 

Bir akşamüzeri arıları Ahmet’in pikabına yükleyerek Ağlı yaylasına gitmek üzere yola çıktık. Tekir’den Döngel’den geçip Suçatına gelince Edebiyat Yolundan çıkıp rotayı eski yola çevirdik. Bozoğlan tepesini Beşoluk’un sağ tarafından geçtikten sonra Andırın yoluna döndük. Andırın yolunda beş kilometre kadar ilerleyince Yenidemir Mahallesi yazan levhanın dibinden sağ tarafa kıvrıldık.  Ben Yenidemir Mahallesine daha önce hiç gitmemiştim. Yol ayrımından sonra ben kendi arabamla pikabı takip etmeye başladım. Hava zihmiri karanlık olduğu için göz gözü görmüyordu. Mustafa benim arabamda olduğu için yolda kaybolma ihtimalim yoktu. Çünkü Mustafa o yörenin çocuğuydu. Bölgeyi elinin içi gibi biliyordu.

 

Yenidemir Mahallesi yoluna döndükten on beş kilometre zorlu bir yolculuktan sonra arıları bırakacağımız yere vardık.

 

Vardığımız yerin her tarafı devasa büyüklükte sedir ağaçlarıyla kaplıydı. Kovanları pikabın durduğu yerden elli metre kadar uzaktaki bir düzlüğe götürmemiz gerekiyordu. Hasan Bey, Ahmet ve Mustafa kovanları düzlüğe taşırken, ben de ilave, çadır ve körük gibi malzemeleri düzlüğe götürdüm. Kovanları bıraktığımız yerin Ağlı yaylası Şahinkayası mevkii olduğunu öğrendim. Taşıma işi tamamlanınca Hasan Bey kovanların ağzını açtı. Ağzı kapalı kovan kalmasın diye bir daha kontrol etti. Geçmişte bu konuda kötü bir tecrübe yaşadık.

 

İşimiz bitince yorgun bir vaziyette Maraş’a hareket ettik. Hareket ettikten hemen sonra yolun ortasından karşıya geçmekte olan bir tilki gördüm. Tilkinin gözleri fal taşı gibi parlıyordu. Tilki arabanın ışığını görünce biraz sendelese de bir anda kendini toparlayıp ormanın içine doğru kaçtı ve saniyeler içinde gözden kayboldu. Tilkiyi gördükten sonra eve gelinceye kadar kurt, ayı, tavşan gibi yaban hayvanlar üzerine muhabbet ettik. Evimize geldiğimizde horozlar ötmeye başlamıştı.

 

Bir hafta sonra arıların bakamını yapmak için arılığa gittik. Arıların bakımını yapmaya giderken Yenidemir Mahallesini gündüz gözüne görme imkânım oldu. Arıları koyduğumuz Şahinkayası’n da tam bir yayla havası vardı. Çakşır, geven gibi bitkiler yeni yeni çiçek açmaya başlamış, her taraf mis gibi çiçek kokuyordu. Hava serinliğinden arılar saat dokuza kadar dışarı çıkmıyordu.

 

Şahinkayasın’dan bakınca Sır Barajı ve Maraş’ın Önsen Fatmalı gibi batı mahalleleri adeta ayağımızın altında kalıyordu.

 

Hava ısınıp arılar kovandan çıkmaya başlayıncaya kadar kahvaltımızı yaptık. İstirahat ettik. Hava ısınıp arılar çalışmaya başlayınca bakım işlerine başladık. Bütün kovanların rutin bakımını yaptık. Her şey normaldi. Anormal bir durum yoktu. Kovanlarda gayet güzel bal akımı vardı. Coğrafya güzel, hava serindi. İşimizi kısa bir süre içinde bitirdik. Mutlu bir şekilde evimize döndük. Ondan sonraki haftalarda da arıların bakımını aksatmadan rutin bir şekilde yaptık. Arıları yaylaya geç getirmemizden kaynaklı kovanlarda yeteri miktarda bal yoktu ama bir hastalık emaresi de gözükmüyordu.

 

Ağustos ayının ilk haftası il dışında olmam nedeniyle ben arı bakımına gidemedim. Hasan Bey tek başına gitti. Hasan Beyin tek başına gittiğinde de bir anormallik tespit edememiş. Etse bana söylerdi.

 

Ağustos ayının ikinci haftasının cumartesi günü arıların bal sağımını yapmak için arılığa gittik. Sezona ben sekiz kovan arıyla başlamıştım. Arının bir kovanı Yeşilgöz’e gittiğimizde geçmişti. Niye geçtiğini de bir türlü anlayamamıştık. Şahinkayasına gittiğimizde yedi kovan arım vardı. Sayısı az olunca sağıma benim arılardan başladık. Sağım yaparken çok anormal bir durumla karşılaştık. Benim yedi kovandan üç kovanın içinde ne arı, nede bal vardı. Kovanın içinde arı ölüsü de yoktu. Bal arıları gidince kovanları kızıl arılar işgal etmiş. Petekteki balları yiyip tertemiz etmişlerdi. Kovanları bu durumda görünce çok üzüldüm. Bütün hayallerim bir anda suya düştü. Ne yapacağımı bilemedim. Bir taşın üzerine oturup ağlamak istedim. Gözlerimden yaş gelmedi. Derin bir oh çektim ama karşı dağlar yıkılmadı. Oradaki her şeyi o haliyle bırakıp gitmek istedim. Hasan Beye saygısızlık olur diye onu da yapamadım. Yapamadım ama an itibariyle zihnimde arıcılıkla ilgili her şeyi bitirdim.

 

Benim arıların sağımı bitince Hasan Beyin arılarının sağımına geçtik. Hasan Beyin kovanlarında da zayiat vardı ama sayı çok olunca sonucu pek etkilemiyordu. O gün akşama kadar süzülecek peteklerin bir kısmını seçtik. Götürdüğümüz plastik sandıklara doldurduk. Götürdüğümüz plastik sandıklar yetersiz olduğu için sağıma ara vererek şehre döndük.

 

Pazar günü yardım etmesi amacıyla yanımıza Mustafa’yı da alarak arılığa gittik. Giderken yanımızda yeni plastik sandıklar götürdük. Cumartesi doldurduğumuz plastik sandıkları bizim arılığın yakınlarında bulunan Resul Hocanın arılığına getirdik. Ben Resul Hocanın sağım çadırındaki bal süzme makinasıyla peteklerdeki balları süzmeye başladım. Hasan Bey ile Mustafa sağımı yapılmayan kovanların sağımını yapmak için bizim arılığa gittiler.

 

Ben bal süzme makinasıyla çalışırken Resul Hocanın arıları içerideki balı yağmalamak için çadıra büyük saldırı düzenlediler. Arıların bir kısmı çadırın havalandırmalarını işgal ederken,  bir kısmı çadırın fermuarının altındaki boşluktan içeri girmeyi başardı. İçeri giren arılar bal ile karınlarını doyurunca beni sokmaktan vaz geçtiler. Yüzlerce arı ile aynı çadırın içinde iki saatten fazla zaman geçirdim. Benim o halimi bir fotoğrafçı çekebilse, çektiği fotoğraf yılın en iyi fotoğrafları arasında yer alırdı. Arılar benim başımda vızıldayarak dönerken, ben hiçbir şeye aldırış etmeden, bal süzme makinasının çarkını çeviriyordum. İnsan her şeye alışıyor. Ben de arılara alıştım

 

İki saat sonra Hasan Bey ile Mustafa arılıktan geldiler. Hasan Bey peteklerin üzerindeki sırı soyarken Mustafa makineyi çalıştırmaya başladı. Ben biraz dinlenmek için dışarı çıktım. Mustafa yorulunca ben makinayı çalıştırdım. Öğle vakti olunca çalışmaya ara verdik. Abdest alıp namaz kıldık. Namazdan sonra Resul Hoca bize öğle yemeği ve çay ikram etti. Öğleden sonrada çalışmaya devam edip akşama kadar bal süzme işini iyi kötü bitirmiş olduk.

 

Akşamüzeri eve dönerken Hasan Beye  “Ben bu işi bıkıyorum başkanım. Arılarım kovanlarım senin olsun!” dedim. Hasan Bey pek kabul etmek istemedi ama “Anamın ak sütü gibi helal olsun” diyerek zorla kabul ettirdim. Bir gün sonra da evimde bulunan el demiri, mahfuz ve körük gibi temel arıcılık malzemelerini iş yerine götürüp Hasan Beye teslim ettim. Arıcılık maskesi bana hatıra kaldı. Böylelikle üç yıl önce büyük bir şevk, büyük bir heyecanla başladığım arıcılık serüvenim sona ermiş oldu.

 

Bir hafta sonra Hasan Bey arılığa üniversiteden uzman arıcılar götürmüş.  Arı uzmanları bizim arılarda “yavru çürüğü hastalığı” olduğunu tespit etmişler. Bizim arılar yavru çürüğü hastalığı yüzden kovanı terk etmiş.. Yapacak bir şey yok.

 

Vermeyince mabut neylesin Sultan Mahmut.

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.