Hikâyenin daha iyi anlaşılabilmesi için konuya
başlamadan önce arıcılık, arıdan elde edilen ürünler, sabit arıcılık, seyyar
arıcılık ve belli başlı arı hastalıkları kavramlarını kısaca açıklamanın
faydalı olacağını düşünüyorum.
Bal arısı kolonilerinin beslenmesi,
bakımı ve yönetilmesi süreçleriyle bal ve benzeri değerli ürünlerin elde
edildiği tarımsal, hayvancılık faaliyetine arıcılık denir. Arıcıların temel
hedefi ve en yaygın ekonomik kazanç kaynağı baldır.
Arıcılar arılardan balın yanı sıra; balmumu,
polen, arı sütü, propolis ve arı zehiri gibi değerli maddeler de üretirler. Arılar ayrıca bitkilerde tozlaşmayı
(polinasyon) sağlayarak doğanın dengesine ve tarımsal verimliliğin artmasına,
çok büyük çaplı katkıda bulunurlar. Arı
kolonilerinin yıl boyunca aynı yerde tutulup bakıldığı yönteme sabit arıcılık
denir. Kolonilerin mevsim şartlarına ve nektar akımına göre farklı bölgelere
(örneğin yaylalara) taşındığı sisteme de seyyar arıcılık denir. Arı
hastalıkları yavru arı hastalıkları ve ergin arı hastalıkları olmak üzere ikiye
ayrılır.
Yavru Arı Hastalıkları
Amerikan Yavru Çürüğü: Bacillus
larvae bakterisinin neden olduğu, en tehlikeli ve bulaşıcı yavru
hastalığıdır. Petek gözü kapakları çöker, ölü larvalar koyulaşarak yapışkan bir
pelte halini alır ve hücreye iyice yapışır.
Avrupa Yavru Çürüğü; Genellikle
zayıf kovanlarda ve nektar azlığında görülür. Kovan açıldığında balık veya et
kokusunu andıran kötü bir koku yayılır; larvalar rengini kaybederek kahverengi
ya da siyaha döner.
Kireç Hastalığı: İklimden kaynaklı
bir hastalıktır. Nemli ve soğuk havalarda artar; larvalar kireç gibi sertleşerek
mumya halini alır.
Ergin Arı Hastalıkları
Varroa; Arıların vücut sıvısını emerek
zayıflatan, kanat ve bacaklarda deformasyona yol açan en yaygın dış parazittir.
Tedbir alınmazsa tüm koloni çöker.
Nosema Sindirim kanalında yaşayan
tek hücreli bir parazit nedeniyle oluşur. Genellikle dışkı bulaşmaları ve
ishalle kendini gösterir; koloni zayıflar.
Arı Felci; Virüs kaynaklıdır.
Arıların tüysüz, parlak görünmesine ve uçamayarak titremesine sebep olur.
Bu tanımları, bu açıklamaları
yaptıktan sonra hikâyenin esas konusuna dönmek istiyorum. Arıcılık mesleğine başlayalı henüz üç yıl
olmuştu. Arıcılığı emekli olmadan önce işyerinde birlikte çalıştığım, yakın
arkadaşım Hasan Beyle birlikte yapıyorduk. Yaptığımız arıcılık ne sabit, nede
seyyar arıcılık yöntemine benziyordu. Arılarımızı ne seyyar arıcılar gibi
mevsimine göre yılda en az üç dört yere taşıyorduk. Nede sabit arıcılar gibi
bir yerde bekletiyorduk. Yılda bir kere şehir merkezindeki arılıktan alıp,
Maraş’a yakın yerdeki yaylalara götürüyorduk. Ondan sonra tekrar Maraş’a
getiriyorduk. Bizim yaptığımız arıcılığa ne sabit arıcılık, nede seyyar
arıcılık denilebilirdi. Bizim yaptığımız arıcılığa ancak yarı sabit arıcılık
yöntemi denilebilir diye düşünüyorum.
Benim arıcılıktaki
kısa vadeli hedefim geçim sağlamak değil, boş olan zamanlarımda meşgul olabilecek
bir iş sahibi olabilmek ve evimde tükettiğim balı kendim üretebilmekti. Bu
nedenlerle arıcılığı profesyonel bilgiler ışığında, amatör bir ruhla yürütmek
istiyordum.
Hasan Bey
kovanların içindeki çıtaları her hafta tek tek kontrol ediyordu. Şüphelendiği
durumlardaki tanılarını tecrübeli arıcılarla paylaşıyordu. Kovanları varroa
hastalığı başta olmak üzere bütün zararlılara karşı rutin olarak ilaçlıyordu.
Hatta körüğü yaktıktan sonra arılara zarar veren haşaratı kovalasın diye
körüğün içine defneyaprağı, portakal kabuğu gibi ürünler koyarak alternatif
tekniklerle de mücadeleyi güçlendiriyordu. Körüğün içinde bu ürünleri
yaktığımız zaman çıkan duman kokusunun farklılığını değil haşereler, bir insan
olarak ben dahi hissediyordum. Benim gözlemlerime göre arı hastalıklarına karşı
vermiş olduğumuz mücadelede bir eksiklik yoktu.
O sene karın
ve yağmurun çok fazla yağması nedeniyle kuş mevsimi çok ağır geçti. Şehrin
içindeki ağaçlar, üzerine yağan karı taşıyamayarak yıkıldı. Evlerin muslukları
buz tuttu. Şehrin içindeki caddeler ve sokaklar zaman zaman bir veya iki gün
kapalı kaldı. Çok sayıda zincirleme trafik kazası yaşandı. Buzlanma nedeniyle
araçlar kaydı. Bu felaket karşısında insanlar dışarı çıkamadı Okullar günlerce
tatil edildi. Tilkiler, kurtlar dağdan şehre indi. Doğal ortamında aç kalan
kuşlar karınlarını doyurmak için evlerin balkonlarını mesken tuttular. Kış
mevsimi çok uzun sürdü. Bahar mevsimi normal zamanından bir ay sonra kendini
gösterdi. Bu mücbir sebepten birçok meslek etkilendiği gibi, arıcılık sektörü
de olumsuz manada çok kötü şekilde etkilendi. Hava muhalefeti nedeniyle sezon
bir ay rötarlı başladı.
Havalar
ısınınca Hasan Bey ile arılığa gittik Kovanların üzerini örttüğümüz çadır,
strafor gibi yalıtım malzemelerini kaldırdık. Bana ait altı kovan arıdan üç
kovan, Hasan Beye ait on altı kovan arıdan altı tanesi zayi olmuştu. Yaşayan
arıların bakımını yaptık. Peteklerini kontrol ettik. Arıların durumunu görünce
moralimiz bozuldu. Canımız sıkıldı ama bu doğa olayı karşısında yapacağımız bir
şey yoktu. Bir hafta sonra arıları zayi olan kovanlar için arı satın alarak
doldurmaya karar verdik. Arı satan kişileri ve fiyatları araştırmaya başladık.
Arısının kaliteli ve fiyatının uygun olması münasebetiyle, arıları Arıcılar
Birliği Başkanı Niyazi Hocadan satın aldık. Boş kovanları Niyazi Hocanın
arılığına götürüp, aldığımız arıları içine koyduk.
Kovanlarımızın
hepsi arıyla dolmuş, boş kovanımız kalmamış oldu. Haftada iki gün arılığa giderek
arıların bakımını yapmaya devam ettik. Ben körükle arılara duman verirken,
Hasan Bey arıların her çıtasını ayrı ayrı inceliyor, analarını kontrol
ediyordu. Arıları hastalıktan korumak için ilaç vermeyi de ihmal etmiyordu. Kış
mevsiminde yağışın bol olması nedeniyle ilkbahar mevsiminde de memleketin her
tarafı çiçekle doldu. Çiçek bol olunca arıların keyfide yerindeydi.
Araziye
çalışmaya giden işçi arılar ayaklarıyla bol miktarda polen getiriyordu. Bizde
arıların güçlenmesi için elimizden gelen her şeyi yapıyorduk. Mayıs ayının
sonuna kadar arılarımıza en iyi şekilde baktık. Haziran ayı gelince çiçekler
kurumaya başladı.
Çiçekler
kurumaya başlayınca biz arıları Yeşilgöz’e götürdük. Arılar Yeşilgöz’de
karaçalı ve tesbi çiçeklerinden getirdikleri nektarla çok güzel petek
örüyorlar, bal yapıyorlardı. Bizim amacımız on beş gün sora arıları
Yeşilgöz’den alıp, Göksun’ün Ortatepe Mahallesine götürmekti.
Çok yakından
tanıdığımız ve sevdiğimiz Ahmet isimli bir arıcı abimiz vardı. Oda arılarını
aynı yere götürecek, bizim arılara da göz kulak olacaktı. Sahip çıkacaktı. Biz
bundan dolayı tarım müdürlüğünden Ortatepe Mahallesi için izin almıştık. Bize
bu şekilde söz veren Ahmet abimiz bizden habersiz olarak arılarını başka bir
yere götürmüş. Bizde bu ıssız bölgede arılarımız çalınır düşüncesiyle Ortatepe
Mahallesine gitmekten vaz geçtik.
Arılarımızı
götürmek için yer arayışına başladık. Uzun araştırmalar sonucu arılarımızı
Yenidemir Mahallesi hudutları içinde arıcılık yapan arkadaşımız Mustafa’nın
arılarının yanına götürmeye karar verdik. Hasan Bey hafta sonu gitti bölgeyi
inceldi. Arılarımız koyacak yeri tespit etti.
Bir akşamüzeri
arıları Ahmet’in pikabına yükleyerek Ağlı yaylasına gitmek üzere yola çıktık.
Tekir’den Döngel’den geçip Suçatına gelince Edebiyat Yolundan çıkıp rotayı eski
yola çevirdik. Bozoğlan tepesini Beşoluk’un sağ tarafından geçtikten sonra
Andırın yoluna döndük. Andırın yolunda beş kilometre kadar ilerleyince
Yenidemir Mahallesi yazan levhanın dibinden sağ tarafa kıvrıldık. Ben Yenidemir Mahallesine daha önce hiç
gitmemiştim. Yol ayrımından sonra ben kendi arabamla pikabı takip etmeye
başladım. Hava zihmiri karanlık olduğu için göz gözü görmüyordu. Mustafa benim
arabamda olduğu için yolda kaybolma ihtimalim yoktu. Çünkü Mustafa o yörenin
çocuğuydu. Bölgeyi elinin içi gibi biliyordu.
Yenidemir
Mahallesi yoluna döndükten on beş kilometre zorlu bir yolculuktan sonra arıları
bırakacağımız yere vardık.
Vardığımız
yerin her tarafı devasa büyüklükte sedir ağaçlarıyla kaplıydı. Kovanları
pikabın durduğu yerden elli metre kadar uzaktaki bir düzlüğe götürmemiz
gerekiyordu. Hasan Bey, Ahmet ve Mustafa kovanları düzlüğe taşırken, ben de
ilave, çadır ve körük gibi malzemeleri düzlüğe götürdüm. Kovanları bıraktığımız
yerin Ağlı yaylası Şahinkayası mevkii olduğunu öğrendim. Taşıma işi
tamamlanınca Hasan Bey kovanların ağzını açtı. Ağzı kapalı kovan kalmasın diye
bir daha kontrol etti. Geçmişte bu konuda kötü bir tecrübe yaşadık.
İşimiz
bitince yorgun bir vaziyette Maraş’a hareket ettik. Hareket ettikten hemen
sonra yolun ortasından karşıya geçmekte olan bir tilki gördüm. Tilkinin gözleri
fal taşı gibi parlıyordu. Tilki arabanın ışığını görünce biraz sendelese de bir
anda kendini toparlayıp ormanın içine doğru kaçtı ve saniyeler içinde gözden
kayboldu. Tilkiyi gördükten sonra eve gelinceye kadar kurt, ayı, tavşan gibi
yaban hayvanlar üzerine muhabbet ettik. Evimize geldiğimizde horozlar ötmeye
başlamıştı.
Bir hafta sonra
arıların bakamını yapmak için arılığa gittik. Arıların bakımını yapmaya
giderken Yenidemir Mahallesini gündüz gözüne görme imkânım oldu. Arıları
koyduğumuz Şahinkayası’n da tam bir yayla havası vardı. Çakşır, geven gibi bitkiler
yeni yeni çiçek açmaya başlamış, her taraf mis gibi çiçek kokuyordu. Hava
serinliğinden arılar saat dokuza kadar dışarı çıkmıyordu.
Şahinkayasın’dan
bakınca Sır Barajı ve Maraş’ın Önsen Fatmalı gibi batı mahalleleri adeta
ayağımızın altında kalıyordu.
Hava ısınıp
arılar kovandan çıkmaya başlayıncaya kadar kahvaltımızı yaptık. İstirahat
ettik. Hava ısınıp arılar çalışmaya başlayınca bakım işlerine başladık. Bütün
kovanların rutin bakımını yaptık. Her şey normaldi. Anormal bir durum yoktu.
Kovanlarda gayet güzel bal akımı vardı. Coğrafya güzel, hava serindi. İşimizi
kısa bir süre içinde bitirdik. Mutlu bir şekilde evimize döndük. Ondan sonraki
haftalarda da arıların bakımını aksatmadan rutin bir şekilde yaptık. Arıları
yaylaya geç getirmemizden kaynaklı kovanlarda yeteri miktarda bal yoktu ama bir
hastalık emaresi de gözükmüyordu.
Ağustos
ayının ilk haftası il dışında olmam nedeniyle ben arı bakımına gidemedim. Hasan
Bey tek başına gitti. Hasan Beyin tek başına gittiğinde de bir anormallik
tespit edememiş. Etse bana söylerdi.
Ağustos
ayının ikinci haftasının cumartesi günü arıların bal sağımını yapmak için
arılığa gittik. Sezona ben sekiz kovan arıyla başlamıştım. Arının bir kovanı
Yeşilgöz’e gittiğimizde geçmişti. Niye geçtiğini de bir türlü anlayamamıştık.
Şahinkayasına gittiğimizde yedi kovan arım vardı. Sayısı az olunca sağıma benim
arılardan başladık. Sağım yaparken çok anormal bir durumla karşılaştık. Benim
yedi kovandan üç kovanın içinde ne arı, nede bal vardı. Kovanın içinde arı
ölüsü de yoktu. Bal arıları gidince kovanları kızıl arılar işgal etmiş. Petekteki
balları yiyip tertemiz etmişlerdi. Kovanları bu durumda görünce çok üzüldüm.
Bütün hayallerim bir anda suya düştü. Ne yapacağımı bilemedim. Bir taşın
üzerine oturup ağlamak istedim. Gözlerimden yaş gelmedi. Derin bir oh çektim
ama karşı dağlar yıkılmadı. Oradaki her şeyi o haliyle bırakıp gitmek istedim.
Hasan Beye saygısızlık olur diye onu da yapamadım. Yapamadım ama an itibariyle
zihnimde arıcılıkla ilgili her şeyi bitirdim.
Benim
arıların sağımı bitince Hasan Beyin arılarının sağımına geçtik. Hasan Beyin
kovanlarında da zayiat vardı ama sayı çok olunca sonucu pek etkilemiyordu. O
gün akşama kadar süzülecek peteklerin bir kısmını seçtik. Götürdüğümüz plastik
sandıklara doldurduk. Götürdüğümüz plastik sandıklar yetersiz olduğu için sağıma
ara vererek şehre döndük.
Pazar günü
yardım etmesi amacıyla yanımıza Mustafa’yı da alarak arılığa gittik. Giderken
yanımızda yeni plastik sandıklar götürdük. Cumartesi doldurduğumuz plastik
sandıkları bizim arılığın yakınlarında bulunan Resul Hocanın arılığına
getirdik. Ben Resul Hocanın sağım çadırındaki bal süzme makinasıyla
peteklerdeki balları süzmeye başladım. Hasan Bey ile Mustafa sağımı yapılmayan
kovanların sağımını yapmak için bizim arılığa gittiler.
Ben bal süzme
makinasıyla çalışırken Resul Hocanın arıları içerideki balı yağmalamak için
çadıra büyük saldırı düzenlediler. Arıların bir kısmı çadırın
havalandırmalarını işgal ederken, bir
kısmı çadırın fermuarının altındaki boşluktan içeri girmeyi başardı. İçeri
giren arılar bal ile karınlarını doyurunca beni sokmaktan vaz geçtiler.
Yüzlerce arı ile aynı çadırın içinde iki saatten fazla zaman geçirdim. Benim o
halimi bir fotoğrafçı çekebilse, çektiği fotoğraf yılın en iyi fotoğrafları
arasında yer alırdı. Arılar benim başımda vızıldayarak dönerken, ben hiçbir
şeye aldırış etmeden, bal süzme makinasının çarkını çeviriyordum. İnsan her
şeye alışıyor. Ben de arılara alıştım
İki saat
sonra Hasan Bey ile Mustafa arılıktan geldiler. Hasan Bey peteklerin üzerindeki
sırı soyarken Mustafa makineyi çalıştırmaya başladı. Ben biraz dinlenmek için
dışarı çıktım. Mustafa yorulunca ben makinayı çalıştırdım. Öğle vakti olunca
çalışmaya ara verdik. Abdest alıp namaz kıldık. Namazdan sonra Resul Hoca bize
öğle yemeği ve çay ikram etti. Öğleden sonrada çalışmaya devam edip akşama
kadar bal süzme işini iyi kötü bitirmiş olduk.
Akşamüzeri eve
dönerken Hasan Beye “Ben bu işi
bıkıyorum başkanım. Arılarım kovanlarım senin olsun!” dedim. Hasan Bey pek
kabul etmek istemedi ama “Anamın ak sütü gibi helal olsun” diyerek zorla kabul
ettirdim. Bir gün sonra da evimde bulunan el demiri, mahfuz ve körük gibi temel
arıcılık malzemelerini iş yerine götürüp Hasan Beye teslim ettim. Arıcılık maskesi
bana hatıra kaldı. Böylelikle üç yıl önce büyük bir şevk, büyük bir heyecanla
başladığım arıcılık serüvenim sona ermiş oldu.
Bir hafta
sonra Hasan Bey arılığa üniversiteden uzman arıcılar götürmüş. Arı uzmanları bizim arılarda “yavru çürüğü
hastalığı” olduğunu tespit etmişler. Bizim arılar yavru çürüğü hastalığı yüzden
kovanı terk etmiş.. Yapacak bir şey yok.
Vermeyince
mabut neylesin Sultan Mahmut.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.