BİR GONCOLOZ HİKAYESİ/Nurcihan KIZMAZ

 



(BÜYÜKLERİMİZDEN DİNLEDİĞİMİZ, ONLARIN DA BÜYÜKLERİNDEN DİNLEDİĞİ ESKİ BİR MARAŞ HİKAYESİ)

  

 

   Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde; büyük-küçük çoluk-çocuk bir sobanın etrafına doluşur, anlatılan hikayeleri nefesimizi tutarak dinlerdik. Kimi zaman korkudan birbirimize sokulur, konuşulanları hafızamızdan silmek istesek de ne fayda, günlerce etkisinde kalırdık.

   İşte o hikayelerden biri de büyük dedemin başından geçmiş gibi anlatılan, belki onun da kendi dedesinden dinlediği bir goncoloz hikayesiydi. Ben de hatırımda kaldığı kadarıyla sizlerle paylaşayım:

 

“   Hikaye bu ya eskiden, kış aylarında ortaya çıktığı söylenen goncoloz adında varlıklar yaşarmış. Bunlar istediği kılığa girebilir, çoğu zaman da insan kılığına girer, akıl almaz işler eder, insanları korkuturlarmış. Zehmeri soğuklarının hüküm sürdüğü zamanlardan birinde dedem evde otururken damdan patır kütür sesler gelmiş. Kulak vermiş ki, bacadan “Mehmet Efendii, akşam Çukur Hamamı’nda eğlence var, sen de gel mutlaka bekliyoruz” diyen hınık bir ses duymuş.

   Eskiden sokaklarda yeterince aydınlatma olmadığı için zifiri karanlıkta kimsecikler dışarı çıkmazmış. Çünkü bilinirmiş ki böyle soğuk ve karanlık gecelerde goncolozlar ortalıkta kol gezer…

   Fakat benim dedem bu durur mu? Durmamış tabii. Allah’tan gayrısından korkusu olmayan Mehmet Efendi hamamın yolunu tutmuş. Varmış bakmış ki bütün konu komşu, kahvehane arkadaşları çoktan gırgır şamataya başlamış bile. Sonra hazirundan biri çıkıp, “Haydi düğün yapalım, gidin etraftan gelinlik, duvak, takı, toka ne bulursanız getirin“demiş. Herkes bir tarafa dağılmış fakat çoğu da eli boş dönmüş. Çünkü goncolozlar besmele ile konulan bir şeye dokunamazlarmış. Besmele’nin be’sini duydukları an oradan kaçışırlarmış. Elleri boş dönen goncolozlar “demiş de gomuş, demiş de gomuş“ diye homurdanadursun bir tanesi ne bulduysa getirmiş. Anlaşılan sahibi besmelesiz vurmuş sandığının kilidini. Ortalarda öylece dolanan dellek, gelinliği giymeye hemen gönüllü olmuş. Bu bir garip düğün devam ederken Mehmet Efendi bazı garipliklere şahit olmuş. Mesela, bazılarını tanıdığı bazılarını daha önce hiç görmediği bu insanlar, kurnaları kaldırıp kaldırıp başlarından aşağı döküyorlarmış. E koca kurna bu bir bakır tas mı sanki. Konuşmaları da bir değişik gelmeye başlamış. Usulca elini külhandaki kömür isine batırıp oynayan gelinin sırtına çıkarmış beş parmağının izini. Sonra da sıvışmış hamamdan. Alel acele giyinip gallede oturan hamamcıya içerde olan bitenleri anlatmış nefes nefese. Hamamcı sakinlikle Mehmet efendiyi dinledikten sonra “şu hareketi de yapabiliyorlar mı?“ deyip ayağının birini havaya kaldırmış, hamamın kubbesine değdirmiş. Gelirkenki cesaretinden eser kalmayan Mehmet Efendi can havliyle kaçmış hamamdan. Koştukça arkasından tıkırtılar geliyor, hızını artırdıkça ses de hızlanıyor, yavaşladıkça ses de yavaşlıyormuş. En sonunda evinin kapısına ulaşıp elini cebine atınca bir de ne görsün ucuna anahtarını bağladığı şalvarının ipi yere sürünmekteymiş. Meğer o peşinden birileri koşuyor sanıyorken, anahtarıymış onu takip eden. Kapıyı açar açmaz eşikliğe yığılıvermiş. Sabah olunca, başına gelenleri bir bir anlatmış karısına. Karısı olan biteni anlamak için gelinliğin sahibi komşuya gitmiş hemen. Bir bahaneyle gelinliği görmek istediğini söylemiş. Bir de bakmışlar ki gelinliğin sırtında simsiyah Mehmet Efendi’nin elinin izi. “Estağfurullah” deyip donakalmışlar. “

 

   Bu hikayeyi torunuma anlattığımda gülmekten yerlere yattı. Bu kez de ben şaşırıp kaldım. Biz dinlerken kalbimiz yerinden çıkacak gibi olurdu oysa. Şimdiki nesil böyle uyduruk hikayelere inanmıyor çok şükür. Kendi saflığımıza mı yanalım yoksa böyle nice hikayelere maruz kaldığımıza mı? Yoksa bu karşımda gülen de mi goncoloz? Biz en iyisi euzubesmelemizi bol bol çekelim.

 

   ANNEANNE SÖZLÜĞÜ

ZEHMERİ: Kışın en soğuk günleri. Aralık ayının 20’sinde başlayıp Ocak ayının bitmesiyle son bulur. (Bkz: TDK’da zemheri)

GONCOLOZ: Kışın en çetin geçtiği, karın kapıyı aldığı karanlık gecelerde ortaya çıktığına inanılan hayal ürünü varlık.

DELLEK: Hamamın temizliğinden sorumlu ve müşterilere hizmet eden, ortalarda “acele edin, gımıldanın” diye gezen kişi. Erkek olursa dellek, kadın olursa natır denir. (Bkz: TDK’da tellak)

GALLE: Hamamın çıkış kapısına yakın yüksekçe bir yerde duran, hamamcının oturduğu ve kilitli çekmecesinin bulunduğu kısım. (Kasa)

HINIK: Burnu tıkanmış gibi genizden konuşan.

KÜLHAN: Hamamı ve suyu ısıtmak için ateş yakılan oda. (Kazan dairesi)

GURNA: Sıcak ve soğuk suyun birbirine karışıp ılıdığı tek parça mermer havuz. (Bkz: TDK’da kurna)

 

                                                                                                                                     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.