(BÜYÜKLERİMİZDEN
DİNLEDİĞİMİZ, ONLARIN DA BÜYÜKLERİNDEN DİNLEDİĞİ ESKİ BİR MARAŞ HİKAYESİ)
Çocukluğumuzun uzun kış gecelerinde; büyük-küçük çoluk-çocuk bir sobanın
etrafına doluşur, anlatılan hikayeleri nefesimizi tutarak dinlerdik. Kimi zaman
korkudan birbirimize sokulur, konuşulanları hafızamızdan silmek istesek de ne
fayda, günlerce etkisinde kalırdık.
İşte o hikayelerden biri de büyük dedemin başından geçmiş gibi
anlatılan, belki onun da kendi dedesinden dinlediği bir goncoloz hikayesiydi.
Ben de hatırımda kaldığı kadarıyla sizlerle paylaşayım:
“ Hikaye bu ya eskiden, kış aylarında ortaya
çıktığı söylenen goncoloz adında varlıklar yaşarmış. Bunlar istediği kılığa girebilir,
çoğu zaman da insan kılığına girer, akıl almaz işler eder, insanları
korkuturlarmış. Zehmeri soğuklarının hüküm
sürdüğü zamanlardan birinde dedem evde otururken damdan patır kütür sesler
gelmiş. Kulak vermiş ki, bacadan “Mehmet Efendii, akşam Çukur Hamamı’nda
eğlence var, sen de gel mutlaka bekliyoruz” diyen hınık
bir ses duymuş.
Eskiden sokaklarda yeterince aydınlatma olmadığı için zifiri karanlıkta
kimsecikler dışarı çıkmazmış. Çünkü bilinirmiş ki böyle soğuk ve karanlık
gecelerde goncolozlar ortalıkta kol gezer…
Fakat benim dedem bu durur mu? Durmamış tabii. Allah’tan gayrısından
korkusu olmayan Mehmet Efendi hamamın yolunu tutmuş. Varmış bakmış ki bütün
konu komşu, kahvehane arkadaşları çoktan gırgır şamataya başlamış bile. Sonra
hazirundan biri çıkıp, “Haydi düğün yapalım, gidin etraftan gelinlik, duvak,
takı, toka ne bulursanız getirin“demiş. Herkes bir tarafa dağılmış fakat çoğu
da eli boş dönmüş. Çünkü goncolozlar besmele ile konulan bir şeye
dokunamazlarmış. Besmele’nin be’sini duydukları an oradan kaçışırlarmış. Elleri
boş dönen goncolozlar “demiş de gomuş, demiş de gomuş“ diye homurdanadursun bir
tanesi ne bulduysa getirmiş. Anlaşılan sahibi besmelesiz vurmuş sandığının
kilidini. Ortalarda öylece dolanan dellek,
gelinliği giymeye hemen gönüllü olmuş. Bu bir garip düğün devam ederken Mehmet Efendi
bazı garipliklere şahit olmuş. Mesela, bazılarını tanıdığı bazılarını daha önce
hiç görmediği bu insanlar, kurnaları
kaldırıp kaldırıp başlarından aşağı döküyorlarmış. E koca kurna bu bir bakır
tas mı sanki. Konuşmaları da bir değişik gelmeye başlamış. Usulca elini külhandaki kömür isine batırıp oynayan gelinin
sırtına çıkarmış beş parmağının izini. Sonra da sıvışmış hamamdan. Alel acele
giyinip gallede oturan hamamcıya içerde olan
bitenleri anlatmış nefes nefese. Hamamcı sakinlikle Mehmet efendiyi dinledikten
sonra “şu hareketi de yapabiliyorlar mı?“ deyip ayağının birini havaya
kaldırmış, hamamın kubbesine değdirmiş. Gelirkenki cesaretinden eser kalmayan
Mehmet Efendi can havliyle kaçmış hamamdan. Koştukça arkasından tıkırtılar
geliyor, hızını artırdıkça ses de hızlanıyor, yavaşladıkça ses de yavaşlıyormuş.
En sonunda evinin kapısına ulaşıp elini cebine atınca bir de ne görsün ucuna
anahtarını bağladığı şalvarının ipi yere sürünmekteymiş. Meğer o peşinden
birileri koşuyor sanıyorken, anahtarıymış onu takip eden. Kapıyı açar açmaz
eşikliğe yığılıvermiş. Sabah olunca, başına gelenleri bir bir anlatmış
karısına. Karısı olan biteni anlamak için gelinliğin sahibi komşuya gitmiş
hemen. Bir bahaneyle gelinliği görmek istediğini söylemiş. Bir de bakmışlar ki
gelinliğin sırtında simsiyah Mehmet Efendi’nin elinin izi. “Estağfurullah”
deyip donakalmışlar. “
Bu hikayeyi torunuma anlattığımda gülmekten yerlere yattı. Bu kez de ben
şaşırıp kaldım. Biz dinlerken kalbimiz yerinden çıkacak gibi olurdu oysa. Şimdiki
nesil böyle uyduruk hikayelere inanmıyor çok şükür. Kendi saflığımıza mı
yanalım yoksa böyle nice hikayelere maruz kaldığımıza mı? Yoksa bu karşımda
gülen de mi goncoloz? Biz en iyisi euzubesmelemizi bol bol çekelim.
ANNEANNE SÖZLÜĞÜ
ZEHMERİ: Kışın en soğuk günleri.
Aralık ayının 20’sinde başlayıp Ocak ayının bitmesiyle son bulur. (Bkz: TDK’da
zemheri)
GONCOLOZ: Kışın en çetin geçtiği,
karın kapıyı aldığı karanlık gecelerde ortaya çıktığına inanılan hayal ürünü
varlık.
DELLEK: Hamamın temizliğinden sorumlu
ve müşterilere hizmet eden, ortalarda “acele edin, gımıldanın” diye gezen kişi.
Erkek olursa dellek, kadın olursa natır denir. (Bkz: TDK’da tellak)
GALLE: Hamamın çıkış kapısına yakın
yüksekçe bir yerde duran, hamamcının oturduğu ve kilitli çekmecesinin bulunduğu
kısım. (Kasa)
HINIK: Burnu tıkanmış gibi genizden
konuşan.
KÜLHAN: Hamamı ve suyu ısıtmak için ateş
yakılan oda. (Kazan dairesi)
GURNA: Sıcak ve soğuk suyun birbirine
karışıp ılıdığı tek parça mermer havuz. (Bkz: TDK’da kurna)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.