Ya düğüne ya da
rüyaya…
Aziz dostlar! Fakirin kaleminin aslında akademiye açık
olduğunu bilirsiniz. Malum doktora tezimi yazıyorum ve oldukça akademik bir
metin. Dolayısıyla edebî kalemim epey kör. Yine bunları düşünürken istikameti
gurbet ele olan bir otobüs seyahatinde “Yav hazır vakit varken Ejderha Emmimin
buyruğu niteliğindeki arzusunu da yerine getireyim bari! Hem de Doktor
gücenmesin şimdi…” şeklindeki duygularla anlatacağım meseleleri. Sadrlara şifa
olması niyeti ile…
Efendim, bu sene Keklikçi Emmimin gönlünden kopan “Yahu bu
yıl da düğün yılı olsun bari, bekar genç kalmasın Dükkân’da!” cümlesinden de
aldıkları gazla bir bir izdivaç ediyor Dükkâncılar. Bu sözün sarf edildiği gün
itibariyle Genç Dükkâncılar, Dükkâncıların genç olan ama Dükkâncı olmayan
evlatları ve onların Memleketteki düğünlerini de sayarsak on adeti geçen bir
izdivaç sayımız var, bereketli olsun. Bunlardan biri ve şu ana kadarki
sonuncusu Dağcamızın düğünüydü. Ama ne düğün? Ama ne muhabbet Yâ Rabbi! Aylar
öncesinden tarihi öğrenirken başlamıştım dua etmeye. Çünkü Südürüm gibi
haftanın tam ortasında Çarşamba gününde yapmamış, her gurbetçinin sılasına
rahatça gelip, dinlenip, katılım sağlayabileceği Cumartesi gününü tercih
etmişti. Zamanında Türbedâr, sırf bu sebepten Dostlar gelebilsin diye fazladan
para vermişti düğün salonuna. Efendim düğünden önceki gece malum Cuma’ya denk
geldiğinden “Kına Dükkânı” gerçekleşti. Yine gurbet gurbet dost gelmiş
muhabbetin şifasından nasiplenmişti. Öyle nasipli bir Dükkân’dı ki konteynırdan
yeni yerine geçişin ilk Dükkânı’ydı. Yani gurbetten gelenler için iyi bir imkân
olmuştu. Efendim Dükkân anlatılmaz yaşanır o yüzden bunları teknik bilgi olarak
aktarıyorum. Gönül dünyanızda nasıl şekil aldığı siz ilgilendirir. Düğüne
dönersek merasimin ilk aşaması gelin alma operasyonu ile başladı. İnci Sitesi
(gelin evi)‘ne Dağcamız önde, arkada meşaleler davul ve zurna eşliğinde
girildi. Epey kurt döktükten sonra Büyücümüz beliriverdi bir yerlerden.
Büyüledi, büyü aldı, büyü verdi, büyütüverdi gönlümüzü, Şahin oldu uçtu gitti.
Fakir adına düğünün en kritik noktalarından biriydi. Âh Büyücümüz… Sonlarına
doğru yağmurun da ferahlık kattığı seremonimizi Damadımızın içimi tatlı, saf,
berrak ve soğuk suyunu da alıp tamamladık.
Bu düğündeki tek vazifem damadın arkadaşı olup oynamaktı.
Diğer düğünlerde verilen sağdıçlık gibi görevlerin hiçbiri yoktu. O yüzden
şifaen kendimi rahat hissediyordum. Fakat fikren hiç yalnız kalmadım. Her nereye
baksam gönlümde taşıdıklarımı gördüm. Düğün salonuna geldiğimde ne geç ne de
erken değildi. Tam zamanı mıydı onu bilmiyorum. Ama gördüklerimden dolayı içim
çok rahattı. Gönlümdekilerden dolayı daha da rahattı. Efendim misafirlerimiz
çoktu. Kalabalıktı, doktor olunca heralde. Seher Yeli’nin “İsminin önü
kalabalık adamlar” tabirine uyacak adamlar da vardı misal. O kadar kalabalıktı
ki oynamak için damadı ortamıza aldığımızda karşısına geçmeye sıra bulamayanlar
oldu. Oynamak deyince de âh! Âh Üç Ağabey! Ne de güzel oynadılar öyle. Oyun
havaları onlar oynasın diye icad edilmiş sanki. Ellerini attıkları her şeyi
güzelleştiren bu insanlar maharetlerini bu alanda da konuşturdular. Şifa
bulduk, bahtiyar olduk, vecd olduk. O kadar ki! Bekarlar bu dediklerimi de
hesap ederek planlasınlar düğünlerini. Düğünler onlar oynasın diye yapılsın. Âh
Üç Ağabey! Fakat damadın uzunu da ayrı bir meseleymiş efendim. Fakirin boyu
kısa, bilirsiniz. Dağcanın karşısında barışmaya çalışan tavşan gibi kaldım.
Oynamayı da pek beceremeyen biriyimdir. Dolayısıyla görsel olarak da komediye
dönebilecek bir performansımız oldu. İyi de oldu. Oynamak da lazımmış, gönlümüz
doydu. Er kişi usulünce oynamayı da bilmeli. Tıpkı Üç Ağabey gibi.
Efendim düğün merasimini de tamamladıktan sonra artık
Dağcamızı yuvasına teslim etme zamanı geldi. Muazzam kalabalığın oluşturduğu
güzel bir konvoyla evin önüne geldik. Destebaşımızın müthiş şoförlüğüyle
sitenin bahçesine gelin arabasından önce yetişerek önünü kesmeyi başardık.
Afik, Ozan Yufus, Şen olan Ozan Arif, Destebaşımızın kerimesi Ayşe ve fakir
hemen bahşişlerimizi koparıverdik Dağcamızdan. Yanlış hatırladığımı
zannetmiyorum ama sanırım hayatımda ilk defa bir düğün konvoyundan bir bahşiş
kaptım. Ardından gelin hanımı yuvasına uğurladık. Dağcamızı aramıza aldık.
Hayırlı olsun, Allah bir yastıkta kocatsın ve bir ömür mutluluklar gibi
dileklerimizi Dağcamızın sırtına okşayarak iletip aramızdan ebedi
mutluluklarına uğurladık.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.