Dağca Bir Sevgi/Melih ERDEM

 



Ya düğüne ya da rüyaya…

 

Aziz dostlar! Fakirin kaleminin aslında akademiye açık olduğunu bilirsiniz. Malum doktora tezimi yazıyorum ve oldukça akademik bir metin. Dolayısıyla edebî kalemim epey kör. Yine bunları düşünürken istikameti gurbet ele olan bir otobüs seyahatinde “Yav hazır vakit varken Ejderha Emmimin buyruğu niteliğindeki arzusunu da yerine getireyim bari! Hem de Doktor gücenmesin şimdi…” şeklindeki duygularla anlatacağım meseleleri. Sadrlara şifa olması niyeti ile…

 

Efendim, bu sene Keklikçi Emmimin gönlünden kopan “Yahu bu yıl da düğün yılı olsun bari, bekar genç kalmasın Dükkân’da!” cümlesinden de aldıkları gazla bir bir izdivaç ediyor Dükkâncılar. Bu sözün sarf edildiği gün itibariyle Genç Dükkâncılar, Dükkâncıların genç olan ama Dükkâncı olmayan evlatları ve onların Memleketteki düğünlerini de sayarsak on adeti geçen bir izdivaç sayımız var, bereketli olsun. Bunlardan biri ve şu ana kadarki sonuncusu Dağcamızın düğünüydü. Ama ne düğün? Ama ne muhabbet Yâ Rabbi! Aylar öncesinden tarihi öğrenirken başlamıştım dua etmeye. Çünkü Südürüm gibi haftanın tam ortasında Çarşamba gününde yapmamış, her gurbetçinin sılasına rahatça gelip, dinlenip, katılım sağlayabileceği Cumartesi gününü tercih etmişti. Zamanında Türbedâr, sırf bu sebepten Dostlar gelebilsin diye fazladan para vermişti düğün salonuna. Efendim düğünden önceki gece malum Cuma’ya denk geldiğinden “Kına Dükkânı” gerçekleşti. Yine gurbet gurbet dost gelmiş muhabbetin şifasından nasiplenmişti. Öyle nasipli bir Dükkân’dı ki konteynırdan yeni yerine geçişin ilk Dükkânı’ydı. Yani gurbetten gelenler için iyi bir imkân olmuştu. Efendim Dükkân anlatılmaz yaşanır o yüzden bunları teknik bilgi olarak aktarıyorum. Gönül dünyanızda nasıl şekil aldığı siz ilgilendirir. Düğüne dönersek merasimin ilk aşaması gelin alma operasyonu ile başladı. İnci Sitesi (gelin evi)‘ne Dağcamız önde, arkada meşaleler davul ve zurna eşliğinde girildi. Epey kurt döktükten sonra Büyücümüz beliriverdi bir yerlerden. Büyüledi, büyü aldı, büyü verdi, büyütüverdi gönlümüzü, Şahin oldu uçtu gitti. Fakir adına düğünün en kritik noktalarından biriydi. Âh Büyücümüz… Sonlarına doğru yağmurun da ferahlık kattığı seremonimizi Damadımızın içimi tatlı, saf, berrak ve soğuk suyunu da alıp tamamladık.

 

Bu düğündeki tek vazifem damadın arkadaşı olup oynamaktı. Diğer düğünlerde verilen sağdıçlık gibi görevlerin hiçbiri yoktu. O yüzden şifaen kendimi rahat hissediyordum. Fakat fikren hiç yalnız kalmadım. Her nereye baksam gönlümde taşıdıklarımı gördüm. Düğün salonuna geldiğimde ne geç ne de erken değildi. Tam zamanı mıydı onu bilmiyorum. Ama gördüklerimden dolayı içim çok rahattı. Gönlümdekilerden dolayı daha da rahattı. Efendim misafirlerimiz çoktu. Kalabalıktı, doktor olunca heralde. Seher Yeli’nin “İsminin önü kalabalık adamlar” tabirine uyacak adamlar da vardı misal. O kadar kalabalıktı ki oynamak için damadı ortamıza aldığımızda karşısına geçmeye sıra bulamayanlar oldu. Oynamak deyince de âh! Âh Üç Ağabey! Ne de güzel oynadılar öyle. Oyun havaları onlar oynasın diye icad edilmiş sanki. Ellerini attıkları her şeyi güzelleştiren bu insanlar maharetlerini bu alanda da konuşturdular. Şifa bulduk, bahtiyar olduk, vecd olduk. O kadar ki! Bekarlar bu dediklerimi de hesap ederek planlasınlar düğünlerini. Düğünler onlar oynasın diye yapılsın. Âh Üç Ağabey! Fakat damadın uzunu da ayrı bir meseleymiş efendim. Fakirin boyu kısa, bilirsiniz. Dağcanın karşısında barışmaya çalışan tavşan gibi kaldım. Oynamayı da pek beceremeyen biriyimdir. Dolayısıyla görsel olarak da komediye dönebilecek bir performansımız oldu. İyi de oldu. Oynamak da lazımmış, gönlümüz doydu. Er kişi usulünce oynamayı da bilmeli. Tıpkı Üç Ağabey gibi.

 

Efendim düğün merasimini de tamamladıktan sonra artık Dağcamızı yuvasına teslim etme zamanı geldi. Muazzam kalabalığın oluşturduğu güzel bir konvoyla evin önüne geldik. Destebaşımızın müthiş şoförlüğüyle sitenin bahçesine gelin arabasından önce yetişerek önünü kesmeyi başardık. Afik, Ozan Yufus, Şen olan Ozan Arif, Destebaşımızın kerimesi Ayşe ve fakir hemen bahşişlerimizi koparıverdik Dağcamızdan. Yanlış hatırladığımı zannetmiyorum ama sanırım hayatımda ilk defa bir düğün konvoyundan bir bahşiş kaptım. Ardından gelin hanımı yuvasına uğurladık. Dağcamızı aramıza aldık. Hayırlı olsun, Allah bir yastıkta kocatsın ve bir ömür mutluluklar gibi dileklerimizi Dağcamızın sırtına okşayarak iletip aramızdan ebedi mutluluklarına uğurladık.

 

Böylesine bir düğün oldu. Düğün gibi düğünlerdendi. Huzur vardı, mutluluk vardı, sevinç vardı, muhabbet vardı. Seher Yeli, Başkomutan, Derviş Ali, Doktor Mahmut, Güllü, Mazı vardı. Maksat hasıl oldu. Gönüllerimiz, kalplerimiz, sadrımız sevgiyle doldu. Dağca bir sevgi. Allah daim etsin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.