Bir Duruşu Olmalı İnsanın / Halit Dilipak


Bir duruşu olmalı insanın. Hayata durup baktığı bir yer olmalı. Omuzları dik olabilmeli insanın şu dünyada. Değerlerinden taviz vermeden eğilip bükülmeden, amalara, fakatlara, lakinlere sığınmadan, ödünsüz dimdik durabilmeli. Acaba dememeli insan. Kişilikli bir yoksulluğu, kişiliksiz bir varsıllığa tercih edebilecek yüreğe sahip olabilmeli. Muhabbeti huzur vermeli, varlığı güven telkin etmeli insanın. Yoksulluğunda bile tebessümüyle cömert olabilmeli insan. Tiryakilerin sigarasıyla dostluğu gibi bir nefesle dertlere ortak olabilmeli. Özlenmeli yokluğunda, aranmalı, hasret duyulmalı. Bir yudum çaydaki sıcaklığı hissettirebilmeli ve çayla birlikte anılmalı insan.Değerleri olmalı herkesin bildiği. Özlemleri, hasretleri, hüzünleri, sevinçleri, öfkesi, nefreti velhasıl Allah’ın insana ihsan ettiği insanî özellikleri olmalı insanın. Aşkı, sevgiyi, muhabbeti bilmeli. Öyle ki, onun kalbi bir gün duracaksa aşkının, muhabbetinin, sevdasının ziyadesinden duracak denmeli. Öyle sevebilmeli birini. Öyle bir an gelmeli ki kalp yerinden fırlayacak gibi olmalı. Kalbin ritmine zaman yetişememeli. Cezbesi olmalı insanoğlunun dostlar. Hani o Allah dostları, Peygamber efendimiz aleyhisselat ü vesselamın adı zikredildiği zaman kalpleri öyle bir aşka ve şevke gelirmiş ki, mâzallah kalp yerinden fırlamasın diye sağ ellerini kalplerinin üzerine koyarak teskin ederlermiş ya. İşte öyle.

Bir yol olmalı, bir yolda olunmalı, bir yolu olmalı insanın. Bazen düz, bazen engebeli, bazen dik bir zirveye çıkan, bazen de dik bir inişi olan. Bazen bir ovadan geçmeli, bazen kurak bir çölden, bazen ormanlıklar içinden, bazen zifiri karanlık, bazen aydınlık. Bu yolda, bazen çöl güneşinin kavurucu yakıcılığı olmalı, bazen kutup soğuğunun donduruculuğu. Boran olup fırtına kopmalı yolda, ama ılık bir meltemin bir buse kondurur gibi yanağına esmesi de olmalı.

Yolda yürüyebilmektir önemli olun. Onca müşkülü, engeli katlanabilir kılan bir gaye, bir amaç, bir hedef olmalıdır. Kızıl elması olmalıdır insanın. Hiçbir zaman ulaşılamayacak ama her zaman hayali kurulan, mücadelesi verilen bir amaç. Ulaşıldığı hevesi ve ümidine kapılındığı anda gelinen yolun daha başlangıç olduğu şuuru idrak edilebilmeli. Onca emeğe ve zahmete rağmen bir "of" bile diyebilinmeyecek kadar yüce bir amaç

Başarıya giden her yol mubah olmamalı. Değerleri olmalı, manevi değerleri insanın. Elde edebilmek uğruna feda edilenlerle, elde edilenler karşılaştırılıp maneviyatın mihengine vurulabilmeli. Elde ettiğini zannettikleri ne kazandırdı, feda ettikleri ne götürdü. İnsan neyi önemsiyorsa önceliği ona verir. İnsanlar vardır, ailesi için gece gündüz çalışır ama ailesinden bîhaberdir. Bazıları vardır "dindar" olan ama hayatı dine göre değil; dini hayata göre yaşayan. Bir özü olmalı insanın. Özü köklerinden kopanın ömrü kısa olur.

Kaybedilenin acısı çok olur. İnsanın kaybetmekten korktuğu değerler olabilmeli. Kaybedince düzenin çarkları içerisinde çiğneneceği bilmeli. Bir değerler silsilesi olmalı insanın. Hiçbir sınır zorlanmamalı. Sınırlar aşıldığı an ar damarı çatlar insanın. Ar damarı çatlayan insanda ne hayâ kalır ne utanma.

"Ar etme" diye bir deyim vardı bir zamanlar. Ar ve arsız kelimelerinin manaları vardı. Arsız kelimesi az kullanılırdı. Çünkü bu özellikte kişi az çıkardı. Arsızların bile bir ar damarı vardı. Çünkü toplumun ar damarı daha çatlamamıştı. Bir yerde çatlak veya kaçak varsa orayı onarmak gerekir. Eğer dikkate alınmıyorsa o çatlak büyür ve tamiri mümkün olmaz

Öncelik, ne olman gerektiğinin farkına varabilmek galiba. Bize kim veya ne bu imkanı sağladı? Kimine göre Allah, bazılarınca tanrı, bazılarınca doğa, bazılarınca tamamen tesadüf. Eğer Allah diyebiliyorsa gönül, bir kapının eşiğine gelmiş oluyor insan. O kapıdan girebilmek teslimiyet gerektiriyor. Sorgulayarak gelinen kapıdan içeri girildiği zaman teslimiyet hırkasıyla örtünmek. Sormak ama sorgulamamak gerekiyor. Derununa inebilmek, cevabını bulduklarına tam teslimiyetten geçiyor. Teslimiyet zordur. İnsan çocuğuna, malına, mülküne, makamına teslim olarak huzursuzluk ve kölelik sisteminin bir ferdi olabiliyor. Ama yaratıcısına tam teslimiyetle sonsuzluk âleminin bir neferi olamıyor...

Toplumun da bir tasavvur evreni, ortak bir düşüncesi olmalı. Onu millet kılan değerlerini yitirmemeli. Ortak kutsalları, saygıları, sevgileri olmalı. Görüş farklılığı olsa da vatan, millet, din, iman gibi dokunulmazları olmalı. Birine olan kin, öfke ve nefret adaletten şaşırtmamalı. Ya da birine olan sevgi, muhabbet gözleri kör etmemeli. Ortak değerler ve kutsal kaybedilmemeli...

Kutsallarımız vardı. Değerlerimiz, ortak bir noktada hep birlikte mutlu ve huzurlu olabiliyorduk. Mutluluk ve huzur denilen kelimelerimiz vardı. İçten gelen, samimi, göstermelik olmayan kelimeler. Manevi bir atmosfer vardı. Ortak düşünebiliyorduk. Mesela ekmek kutsalımızdı. Yere elimizdeki somunu düşürsek anında panik olurduk, çok büyük bir günah islemişçesine. Onu alır üç defa öper başımıza koyarken içimizde pişmanlık, acizlik fırtınaları kopardı. "Ben ne yaptım, nasıl böyle bir gaflette bulundum" hissiyatı. Çünkü öyle öğrenmiştik. Ekmek nimetti ve Allah'ın verdiği her nimet kutsaldı. İbadette, taatte geri kalmış, günahkârımızın bile manevi değerlere saygısı vardı. Büyükler sayılır ve sevilirdi. Yolda bir büyükle karşılaşılırsa baş öne eğilir en masum ve saygılı hâl alınır, edepsizlik edilmekten sakınılırdı. Baba beklenirdi dört gözle. Rahmetli babam gelince tüpte satırla su ısıtılırdı. O suyla rahmetli başını yıkardı. Rahmetlinin başına su dökmek bizim için bir mutluluktu. Biraderimle o suyu tasla dökebilmek için sen ben kavgası yapardık. Her şeyimiz yoktu ama mutluyduk.

Asırlardır İslam’ın bayraktarlığını yapmış ve Türk demenin Müslüman demek olmasına sebep olmuş, bu uğurda hiçbir dünyevi gayesi olmadan hedefine kızıl elmayı alarak Allah rızası için mücadele etmiş atalarımızdan Allah razı olsun. Mekânları cennet, yerleri önderimiz, liderimiz, yol göstericimiz, bize İslam’ı tanıtan, anlatan Allah ile olan bağımızı kuran, Allah’ın kulu, Resulü, sevgilisi Hz. Muhammed s.a.s efendimizin sohbet halkası olsun. İslam uğruna can almış ve can vermiş cümle Muhammed ümmetine Allah rahmet etsin. Onlara yaraşır bir nesil olabilmeyi Allah bizlere nasip etsin. Allah’ına kul, Peygamberine ümmet, atalarına yakışır torunlar olabilmek nasibimiz olsun.

 

1 yorum:

  1. MaşaAllah. Derdinde dermanı bulan yüregine sağlık... Kalemine kuvvet...

    YanıtlaSil