Gölbaşı Meslek Yüksekokulun çalıştığım zaman aynı okulda Mehmet Akça isminde öğretim görevlisi olarak görev yapan bir arkadaşım vardı. Mehmet Akça kabına sığmayan, aktif ve çok çalışkan bir insandı. Koştuğunu tutar, attığını vururdu. Yüksekokuldaki uhdesinde bulunan resmi görevleri en iyi şekilde yerin getirmesinin yanında, fahri olarak ta Gölbaşının gelişip kalkınması için kafa yoran, emek sarf eden bir adamdı. Üniversiteyi Kıbrıs’ta yabancı dille eğitim yapan bir bölümde okuduğu için ana dili gibi İngilizce konuşurdu. Memuriyete başlamadan önce özel sektörde çalışmış, dış ticaret müdürlüğü yapmış uluslararası tecrübeye sahip bir yöneticiydi. Dünyayı elinin içi gibi bilirdi.
Mehmet Akça ile ailecek görüşür, birbirimizin evine gider gelirdik. O Gaziantepli ben Kahramanmaraşlı olunca aramızda kültür farkı yoktu. Mutlu günlerimizde birlikte güler, kederli günlerimizde beraber ağlardık. Sosyal yönden aynı duygulara sahiptik. Mehmet Akça vatanını milletini seven duygusal bir insandı. Ülkemizin kalkınması için hayalleri olan, memleketin sıkıntılarını kendisine dert edinen genç bir entelektüeldi. Görev kapsamı alanında olmadığı halde Gölbaşı Organize Sanayi Bölgesinin kurulmasına öncülük etti. Öncülük etmekle kalmadı, gecesini gündüzüne katarak organize sanayi bölgesinin kurulup, üretim faaliyetine geçmesi konusunda önemli katkılar sağladı. Bu işi yaparken karşılaştığı sorunların, yaşadığı sıkıntıların en yakın tanığı benim.
Mehmet Akça bu kadar hareketli iş hayatı içinde bir taraf tanda sağlık sorunları ile de boğuşuyordu. Genç yaşta bel fıtığı hastalığına yakalanan Mehmet Akça’nın derdine tıp ilmi bir türlü çare bulamıyordu. Mehmet Akça bel fıtığı hastalığından dolayı çok rahatsızdı. Bel fıtığı hastalığı onun günlük yaşamını olumsuz yönde etkiliyordu. O günkü şartlarda yirmi beş yaşında bir genç olduğu halde seksen yaşındaki bir ihtiyar gibi beli bükük vaziyette geziyordu. Rahatsızlığı için Gaziantep, Adıyaman ve Kahramanmaraş’ta gitmediği doktor uğramadığı hastane kalmamıştı ama hiçbir hekim onun derdine çare bulamamıştı. Mehmet Akça bu rahatsızlığı tedavi olmadan vatani görevini ifa etmek üzere Konya’ya askere gitti.
Konya’da askerlik temel eğitimini tamamladıktan sonra asteğmen rütbesiyle İzmir’in bir ilçesine askerlik şube başkanı olarak görevlendirildi. İzmir’de şube başkanı olarak çalışırken İzmir’deki gelişmiş hastanelerin birinde bel fıtığından ameliyat oldu. Ameliyat olduğu sene biraz rahatlar gibi oldu ise de askerlik dönüşü bel fıtığı hastalığı yeniden nüksetti. Ben başta olmak üzere okulumuzun bütün çalışanları Mehmet Akça’nın rahatsızlığına çare aramak için seferber olduk. Bel fıtığı hastalığına yakalanıp alternatif tıp teknikleriyle şifa bulan insanlarla görüştük. Denize düşen yılana sarılır misali tıp ilminde çare bulamayınca bel çekme işi yapan sınıkçılar başta olmak üzere koca karı ilaçları yapan herkesten çare aramaya çalıştık. Alternatif tıp yöntemiyle Kayseri’de, Ceyhan’da Kahramanmaraş’ta tedavi olan şahıslarla temasa geçtik. Görüştüğümüz insanlardan birçoğu gitmiş olduğu sınıkçıdan fayda gördüğünü söylese de bir kısmı hastalığının daha da arttığını dile getirdi. Gölbaşına yakın olmasından dolayı Mehmet Akça’yı ilk önce Kahramanmaraş’ta masaj yöntemiyle bel fıtığı hastalarını tedavi eden Sınıkçı Ökkeş’e götürmeye ikna ettik.
Sınıkçı Ökkeş’in telefon numarasını aldık. Telefon ederek cumartesi günü için randevu ayarladık. Kabataslak olarak evinin yerini öğrendik. Sınıkçı Ökkeş’in bu tedaviyi yapacağına yarı inanır, yarı inanmaz vaziyette cumartesi günü sabah erkenden yola çıktık. Randevudan dört saat önce Kahramanmaraş’a vardık. Kapalı Çarşıyı, Çarşı Başını, Ulu Camiyi dolaştık. Gezdiğimiz yerlerdeki Attarlarda evlerin biber, ekşi, nane gibi ufak tefek ihtiyaçlarını satın aldık. Fidan Kardeşler Lokantasına gidip karnımızı doyurduk. Lokantadan çıktıktan sonra Sınıkçı Ökkeş’in evinin olduğu semte gittik. Uzun aramalar sonunda Kahramanmaraş Kalesinin arka taraflarında çıkmaz bir sokak içerisinde Sınıkçı Ökkeş’in evini bulduk. Ev dıştan bakıldığında metruk bir vaziyette görünüyordu. Çatı sacı paslanmış, mavi renkli dış cephe boyası tarif edilemeyecek başka bir renge dönmüştü. Saçak altından görülen tahtalar susuz kalmış toprak gibi yüz yerinden yarılmıştı. Ev dışarıdan bakıldığında insan yaşamayan boş bir ev gibi görünüyordu. Zili çaldık. Kapı açıldı. Kapıdan içeri girdiğimizde küçük bir avlu karşıladı bizi. Avludan sonra evin ikinci katına çıkan ahşap merdivenden çıkarak Sınıkçı Ökkeş’in muayenehanesine ulaştık. Mehmet Akça merdivenden çıkarken bayağı zorlandı. Elinin biriyle merdivenin korkuluğunu tutup, bir elini de benim omuzuma atarak zorla çıkabildi merdiveni. Evin zemini ahşaptı. Tahtaların yarığından baktığın zaman zemin katın toprağı görünüyordu.
Kapıdan içeri girdiğimizde evin salonu ağzına kadar hastalar ve refakatçilerle doluydu. Selam verdik. Salondaki görevli bize birer tane ahşap sandalye getirdi. Salonun bir köşesine sandalyelerin üzerine oturduk. Merhaba faslından sonra salonda bekleyen insanlarla tanıştık. Hastaların kimi otuz kimi kırk kimi seksen yaşındaydı. Anlayacağınız salonda her yaş gurubundan hasta vardı. Oradan bulunan hastaların bazısı Diyarbakır’dan bazısı Şanlıurfa’dan bazısı ise Hatay’dan gelmiş bizim gibi derman bulamadıkları dertlerine çare arıyorlardı. Salonda beklediğimiz yarım saatlik süre içerisinde bir sürü hastalık hikâyesi dinledik. Mehmet Akça bu hikâyeleri duyunda kendi hali için Yarabbi şükür dedi.
Evin salonundan kapısı sol tarafa açılan odada kadınlar, kapısı sağ tarafa açılan odada erkekler tedavi ediliyordu. Sıra Mehmet Akça’ya gelince Sınıkçı Ökkeş kapıdan başını uzatıp davalıları mahkeme salonuna çağıran mübaşir edasıyla elindeki not defterine bakarak “Mehmet Akça” diye seslendi. Biz bu çağrı üzerine Mehmet Akça ile birlikte tedavi odasına girdik. Memleketim Kahramanmaraş olunca tanıdık bir insan mı diye ben Sınıkçı Ökkeş’i ben dipten başa kadar süzdüm ama tanıyamadım. Sınıkçı Ökkeş’e “ Amca Maraş’ın neresindensin “ diye sordum. Ökkeş Amca “Gaziantepliyim. Haftanın bir iki günü burada, bir iki günü Gaziantep’te hasta bakıyorum hocam” dedi. Mehmet Akça üzerini çıkartırken ben Sınıkçı Ökkeş’i süzmeye başladım. Ökkeş Amcanın sakalları beyazlaşmış, başparmakları elli yıldır masaj yapmaktan dolayı ahşap yontmakta kullanılan keskiye benziyordu. İlerleyen yaşına rağmen atletik bir yapısı vardı. Mehmet Akça üzerini çıkarttıktan sonra Sınıkçı Ökkeş’in işaret etmesiyle oradaki bir minderin üzerine yüzükoyun uzandı. Sınıkçı Ökkeş uzman bir doktor edasıyla Mehmet Hocanın belini elleriyle baştan sona muayene etti. Fıtığın yerini buldu. Mehmet Akçaya “Ağrıyan yer burasımı” diye sordu. Mehmet Akça ”evet” deyince adam bir krem sürerek başladı masaj yapmaya. Mehmet Akça Sınıkçı Ökkeş’in yaptığı masajın ağrının etkisiyle bağırmaya başladı.
Ökkeş Amca Mehmet Hocanın isteğiyle masajı bıraktı. Bize tedavide kullanmak üzere iki çeşit merhem, siyah kına, bel kuşağı gibi bazı ürünler verdi. Nasıl kullanılacağını anlattı. Mehmet Hocada ürünlerin ve tedavinin ücretini ödedi ve kıyafetlerini de giydikten sonra tedavi odasından çıktık. Orada çalışan bir genç kapıyı açarak bizi yolcu etti. Mehmet Akça korkuluklardan tutarak ve benim omuzuma yaslanarak çıktığı merdivenlerden yürüyerek indi. Ökkeş Amca Mehmet Akça’yı tedavi etmiş, maksat hâsıl olmuştu. Mehmet Akça’nın iyileşmesinden dolayı sevinçli bir haleti ruhiye içinde arabamıza binerek Gölbaşına döndük.
Mehmet Akça’nın hastalığına çare bulunmasından dolayı bütün arkadaşlar sevindi. Okulda bayram havası esti. Okulumuzda temizlik işçisi olarak çalışan Vakkas isminde bir arkadaşımız vardı. Vakkas çok dürüst, terbiyeli ve çalışkan bir insandı. Bu özellikleri nedeniyle Vakkas’ı okulumuzda görev yapan bütün memurlar, bütün öğretim elamanları ve yöneticiler sever ve sayardı. Vakkas’ın benim yanımda da ayrı bir yeri vardı. Vakkas’ta bel fıtığı hastasıymış. Mehmet Hoca Sınıkçı Ökkeş’ten fayda görünce Vakkas bir gün benim yanıma gelerek “Hocam bendede bel fıtığı var. O adamın yanına beni de götür “ dedi. Söylediği anda randevu alarak hafta sonu Vakkas’ı da Sınıkkçı Ökkeş’in yanına götürdüm. Sınıkçı Ökkeş’in tedavisinden Vakkas’ta fayda gördü. Bana ve Mehmet Akça’ya dinin döndüğü kadarıyla dualar etti. Beli bükük vaziyette Sınıkçı Ökkeş’in evinden yürüyerek inince mutluluktan gözyaşlarını tutamadı.
Sınıkçı Ökkeş’in hem Mehmet Akça hocayı hem de Vakkas Bağlantı’yı tedavi etmesi bizim kendisine olan güvenimizi artırdı. Kendisine gönderdiğimiz başka hastaların şifa bulduğunu öğrendik. Sınıkçı Ökkeş bizim arkadaş çevresinde beli ağrıyanlar için sigorta gibi görülmeye başladı.
Beli ağrıyan, doktorlardan şifa bulamayan tanıdığımız her insanı Sınıkçı Ökkeş’e göndermeye başladık. Bir gün benim de belimin ağrıyacağı Sınıkçı Ökkeş’in yanına gideceğim hiç aklıma gelmezdi. Ekim ayının son günleriydi. Okulumuzun bahçesinde bulunan söğüt, çınar ve pavlonya ağaçlarının yaprakları dökülmüş, kuzeyden güneye doğru esen rüzgârlar ıslık çalıyordu. Son bahar mevsimi iyice kendisini göstermişti. Okulun kaloriferini yakmak için hazırlık yapıyorduk. İş yerindeki odalarımızda ceket, mont, kaban gibi kalın bir giyişi giymeden oturma şansı kalmamıştı. İşte böyle bir soğuk günde odamda oturmuş Rektörlüğe gidecek evrakları imzalıyordum. İmza işi bittikten sonra oturduğum koltuktan kalkmak isterken kalkamadım. Sanki bir insan elindeki kamayı belime saplamış gibi hissettim kendimi. Hissettiğim acı nedeniyle gözlerimden yaş geldi. Bu arada “Annem! Ölüyorum” diye bağırmaya başladım.
Benim bağırtımı duyan memur arkadaşların hepsi birden odama geldiler. Beni önce sekreter hanımın odasında bulunan üçlü koltuğun üzerine yüzükoyun yatırdılar. Belime biraz masaj yaptıktan sonra Gölbaşı Devlet Hastanesinin aciline götürdüler. Acilde doktor muayene ettikten sonra ağrı kesici iğne vurdular. Serum taktılar. Serumun ve iğnenin etkisiyle belimdeki ağrı biraz hafifledi. Serum bittikten sonra reçetemi yazarak taburcu ettiler. Reçeteyi eczaneye götürdük. Eczaneden bana bir tüp merhem, bir kutu kas gevşetici hap, bir kutu ağrı kesici iğne verdiler. Eczanede işimiz bitince beni eve götürdüler.
Bana refakat eden arkadaşların yardımıyla, merdiven basamaklarını yarı yürüyüp yarı emekleyerek evime vardım. Serumun etkisi bitince şiddeti ağrı kaldığı yerden devam etmeye başladı. Hanım hemşire olunca eczaneden aldığım ağrı kesici iğnelerin ikisini birden vurdu. Aç olduğum halde yemek, yemek için mutfağa gidemedim. Yemeği hanımın yardımıyla yattığım yatakta yedim. İğnenin hapın etkisiyle sabahı zor ettim.
Sabahleyin tatil olunca hanımı çocukları arabaya bindirip Sınıkçı Ökkeş’e muayene olmak için Kahramanmaraş’a hareket ettim. Hareket ettim ama belimin ağrısından araç sürmekte zorlanıyordum. Sağlıklı olduğum zaman bir saate gittiğim yolu ancak bir buçuk saatte tamamlaya bildim. Maraş’a varınca çocukları kayın pederlere bırakıp hızlıca Sınıkçı Ökkeş’in evine gittim. Sınıkçı Ökkeş ile evinin dış kapısında karşılaştık. Elinde bir çanta vardı. Yatalak bir hastaya bakmak için hastanın evine gidiyormuş. Randevum olmadığı için bana bakmak istemedi ama il dışından acil geldiğimi öğrenince bakmaya razı oldu. Birlikte evine çıktık. İki eliyle belimin her tarafını kontrol etti. Bende fıtık değil siyatik romatizma hastalığı olduğuna karar verdi.
Belime bolca bir merhem sürüp başladı masaj yapmaya. Yarım saat kadar belimi masaj yapınca gözlerimin önü ışıdı. Belimde hiçbir ağrı kalmadı. Anamdan yeni doğmuş gibi oldum. Bana soğuk havalarda kullanmam için bir adet lastikli kuşak ile belimi masaj yaparken sürülmesi için bir tüp merhem verdi. İlkbahar ve sonbaharın soğuk günlerinde kalın elbiseler giyerek üşümemi tavsiye ederek beni uğurladı.
Evin merdivenlerinden inerken hiçbir zorluk yaşamadım. Sınıkçı Ökkeş’e dualar ettim. O günden sonra ne zaman belimde bir rahatsızlık hissetsem Sınıkçı Ökkeş’in evine koştum. Yanına gönderdiğim onlarca hastada şifa buldu. Sınıkçı Ökkeş on binlerce hastayı tedavi ederek gönüllerine taht kurdu.
Geçen gün beli ağrıyan bir arkadaşımı Sınıkçı Ökkeş’in yanına götürdüm. Eve vardığımızda Sınıkçı Ökkeş’in evi terk edilmiş, herhangi bir yaşam belirtisi olmadığın fark ettik. Telefon ettim. Telefonu oğlu olduğunu söyleyen bir bey efendi açtı. Babasının altı şubatta yaşanan Maraş Depreminde vefat ettiğini söyledi. Sınıkçı Ökkeş’in öldüğünü duyunca gözyaşlarımı tutamadım.
Ruhu şad mekânı cennet olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.