YOL UZUN, UZUN YOL/Şeyhşamil EJDERHA


  

H. Ahmet ERALP Ağabey’e

Yol uzun
Evlerin bacasından çıkan ince alevler
Hava soğuk, dualarla ısınıyor ümitler
Arkada set çekmiş nefsime dağlar
Yüreğimi dağlar

Otobüs uzun
Hızla içiyor ufka kanat açmış yolu
Ağaçlar selam salıyor yol boyu
Selamları işaret ediyor
Güneşin yorgun kolu

Yol uzun
Günah işlediğim günün ertesi
Tatlı bir ses dostun sesi
Gel diyor dünün ertesi
Gidelim yollar bize dar gelsin
Bu cihanda misafiriz, misafirler bizimle gelsin

Yol uzun
Misafir miyim bu yolda?
Yoksa ev sahibi mi gelecek umutlara
Ak bulutlar arkamda
Misafirliğe gidiyoruz Fahr-i Cihan dostuna
Uzun yol çağırıyor sohbete
Sohbet kaçınılmaz sor sualleri suallere

Dağlar sıra sıra uzanmış göğe
Gökleri tutuyorlar dualar ile
Ey dağlar! El açın göklere
Bırakın bensizliğimi benimle

Tekbir getiriyor bülbüller güle
Salâvatlar bu yolda bizimle
Dostun dostuyuz gönülden gönüle
Uzun yol... Çabuk bit ne olur?

Düşünceler sıra sıra bizimle
Sıralanıyor nefsim günahlarım ile
Allah'ım affet beni dualarım ile
Gidiyoruz nur yüzlü sevgiliye




TÜTÜN KÂĞIDI KABUĞU ŞİİRLERİ/Fazlı BAYRAM



            Sözcü çıktı geldi bir akşam; yanında canını cümleden aziz bildiği ile.
İçildi çaylar türküler kanatırken yaraları pençe pençe vururken kalplerimize mızrabını zülfü yüzüne dökülenler, zülfü yüzlere dökenler…
Tütün içilmedi mi bu âlemde?
Yandı döndü, döndü yandı, söndü sonra şahadet parmaklarımız şahit. Tütün ha! Sigara sanılmasın sakın. Bağrımızdaki tahtada ekmek açar gibi açıp kâğıdını kundaklayıp sarmalayıp içinde tütünü dinamit gibi ciğerlerimize saldığımız şu bizim altın kalpli tütün…
İçildikçe içildi.
Serden de yardan da geçildi.
Sırdan da geçildi.
Sözcünün kâğıdı bitti; Canı cümleden aziz bilinen memnun ayağındaki tozdan… Şair sanılan şiir dermede derdi dert bilmeye çalışarak bilemekte kalemini.
Ben dedi: “Bir dağ şiiri yazmalıyım dağları çok severim.”      
Uzattı sözcü tütün kâğıdı kabuğunu: “Buna dedi benim için bir şiir yaz”
Şair: “Ben de sana şuna rubai yazayım” diye tütün kâğıdının ortasındaki ayıraç kağıdını işaret etti. Koydu kâğıt kabuğunu şair sanılan gönlüne, gömleğinin döş cebi hizasındaki gönlüne. Kim bilir dostunun bu ricasını ne zaman yerine getirebilirdi. Hiç ihtimal vermedi kendi kendine. Neden sonra kalktı masadan ocağa gitmek üzereydi ki mısralar üşüşmüştü bile gönlüne, başına düşer gibi.
Ocaktaki kâğıt kaleme dar düştü. Dökülüvermişti kalemden bir çırpıda sözler:

Zalım sözcünün gül sesinden mermiler şiir gibi çarpar kalbe
şimdi bana yaz mı diyorsun
şiirini yaz da okuyayım
ben değil miyim okuduğun her şiirinde
maksus muzdarib pür sancıyım karşında
böyleyken aşka meftun sandıklarındanım
oysa bezirganıyım ancak dergahının
beni hor gör
beni ertele
beni kına sözcü
hakaretine mazharım ancak iltifatına değil
şairliği sesinden öğrendim
gül sesinde kalem kağıda düşürdü beni
kulağımdan çekildiğin gün bir bulut gibi
o zaman yazarım yazabilirim şiiri
buncasını sayma ben okurken değil
sen söylerken güzel sandım
şiir mi diyorsun hâlâ
onun da bezirganıyım ancak
neşvedarım seninle sözcü
ama uzak şairliğe sayende hissiyatım

Sözcü şairliğini belli etmez rubai yazardı. Şair sanılanın yazdığı bu şiiri görmeden aşağıdaki rubaiyi yazmıştı o da:  

DAĞ

İçimde bir dağ büyür, dağın içinde bir dağ
İçinde kasırgalar, içinde acun, uçmağ
Şu dağlar nispetince bütün seyyiatımı
Hasenata çevirir tövbe denilen çerağ

Daha sonra önceden kararlaştırılan buluşma yerine şair sanılan gidememiş, yazdığı şiiri canı cümleden aziz bilinenle göndermiştir. Zalım sözcü yaman sözcü şair sanılanın kendine yazdığı şiiri buluşma yerinde okur okumaz oracıkta hemen anında bir rubai daha zımbalayıvermiştir kalplerimize:
  

EY ŞAİR!

Kelimelerle geldim, şair, beni dizele
Ve gizle mesneviye, kasideye, gazele
Gizle ki en bilinmez, en mahrem mazmun olam
Sonra da sun, okunsun bu şiir 'En Güzel'e

Dipnot                                             :
Şair sanılan : Fazlı Bayram
Söcü : Mehmet Yaşar
Canı cümleden aziz bilinen : H.Ahmet Eralp
 Editörün Dipnotu                            :
Tütün Kâğıdı Kabuğu: Sigara kâğıtlarının topluca içine konulduğu kalın kağıt. Ebatı üç sigara kağıdı ebadına yakın, dış tarafında sigara kağıdının reklamı olup, sigara kağıtları ile kucaklaştığı yüzü yazısızdır. Bu yazısız bölüm şiir yazmak için uygun olup, içindeki kağıda tütün sarıp içmek kadar etkilidir.
Tütün Kâğıdı Kabuğu'nun Hikâyesi: Tütün kâğıdı kabuğuna Fazlı Bayram yazısını ve şiirini yazdıktan sonra. Sigara Kâğıdı kabuğunun içindeki sigara kâğıtlarının bir başında, bir de sonunda sigara kağıdı ebadında iki kağıt bulunmaktadır. (Bilgi: H. Ahmet ERALP) İşte bu kağıtlara Mehmet Yaşar rubai yazmaktadır. Meraklıları için: Fazlı Bayram tütün kağıdı kabuğuna yazı ve şiirini yazarken içindeki küçük kağıdı Mehmet Yaşar'a veriyormuş. Bu arada Fazlı Bayram sigara kağıtlarının baş tarafındaki kalın kağıdı veriyor, sonundaki ikinci kağıttan habersiz miş. Bunu Mehmet Yaşar tespit etmiş ama iki rubai yazmak zorunda kalacağından Fazlı Bayram'a söylemiyormuş. Ama nihayetinde Mehmet Yaşar yukarıda yayınlanan iki rubaiyi yazıyor. Ancak bundan sonraki Fazlı Bayram'ın her şiir ve yazısına karşı iki rubai borçlanmış oluyor.

BİR KÖFTENİN ANATOMİSİ/Can MUTLU



Dönüp Kıbleye’ye, Kıblem AVM’ye
Durdum divana, uydum CONİ’ye

Hatırlar mısınız?

Kredi kartından önce, insanların birbirinde kredisi vardı…
Olursa ödemek hesap kesim ve görünce istememek son ödeme tarihli,

Önce bu krediler tükendi, sonra olmayan paraya alıştık en sanalından…
Varsa da aldık yoksa da, yoksul çocukluğumuza inat, sonradan görmeliğimize tüy diktik el birliğiyle,

Çoğumuzun doğup büyüdüğü evler iki gözdü
Ama 4+1’ lere sığamadık, gönüllerimiz küçüldü evlerimizin büyümesine paralel ve aynı
oranda.

Tüketim dinine iman ettik toplu halde,
Tek kol aralığı hizaya geldik, hatırdan gönülden tövbe edip, hesaba kitaba yöneldik;

Ev alınacak al, tatile gidilecek git, ekonomik olunacak ol!

Konut Kredisi;  Zekâtı,
Kredi Kartı;  Namazı,
AVM’ler Camisiydi bu yeni inancın,

Hangi yaş aralıklarında hangi tüketici davranışları göstereceğimize de bu din karar veriyordu aslında,
Ve biz hiç yanıltmıyorduk, boşa çıkarmıyorduk beklentilerini aziz kapitalizmin

MIS, CRM, Capital Market, Fosil Yakıtlar, Yenilenebilir Enerji, Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazlar…
Üfürükten, püsürükten şeyler kafamızı bulandırırken zikir niyetine,
First level; “cepler dolu kalpler boş”
Bla, bla, bla…
next level; “cepte boş kalpte bomboş”
hoop “cambaza bak”

“the müslim you have called cannot be reached at the moment, please try again later”

Sonunda köfteyi çaktık çakmasına da,
Hem geç oldu biraz ve hem de içli değildi köftesi sekülerizmin.

Allahümme ecirna minnennar . . .


KASABA TERİ/Mustafa Alper TAŞ














geçmişin bakırdan heykeli
çürüyen kıvrımlarında gülüşlerin
ne söylense yetmeyen
haller gibi

konuşuyorsun
kara bulutlarla boyanmış
bir deniz seriliyor aklıma
ve orada esen rüzgarın serinliği

uzak bir yere varacak
ve oradan yüklenip yeni kimseleri
gemiler geliyor
beyaz gövdelerinde ışıldayan
balık hevesleri

sesin
uzakta patlayan bir tüfeği andıran sesin

II

alnından
henüz ıslanmış çimenlerin
o tuhaf gölgeleri
gelip geçti belki
sesinin aslanlarıyla yüzleştiğim vakit

hayır korku değil sevgilim
çeşmede kalan sıcaklığı ellerinin
yeşili bu yüzden
çok sevdim

üşüterek bir odayı
tahtadan ve karanfillerden
bizim bu yenilenen sevgimiz
her açılışında
ikindidir
kollarında çürümüş yaprakların
eskimez kokusu

bilmiyorum daha ne kadar
pembeleşen bir anda korkusuz sözlerle
yüzünü saklamakta
siyah saçlarını yalnız
hatırladığım bir kadın

o günler hep serinliğin peşindeyim

III

seyrek konuşmalarından hatırladığım
bir kadın nedense geceleri
yemyeşil elleri
günün oyduğu trenlerden çok
sularla çevrili ve dağlara yaslanmış
bir kasabayı sevdi

ışıklar örtmez ölüleri

ağzında gelinciklerin acı ve kırmızı tadıyla
kokusuyla yeni uyanmış ahşabın
gerinir tavanda bekletilen cenazesi
orada günün

öyle uzun
bir uçtan uca inanmak akşam masallarına
kuşlar konar ve kalkar adamlar eve
bir çocuğun perdeyi boyayan pembesi
durur boğazlarında

yine yaşamak
güzel

BENİ ŞURACIKTA BIRAKIVERSEN‏/Metin ACAR

     
                      


Mehmet YAŞAR 'AĞABEY'E     







Beni şuracıkta bırakıversen
Yolum uzak değil
Kaybolmam merak etme
Zaten herkes ne tarafa
Ben tam tersi yönden gideceğim
Yolun izinin tozuna kadar farkındayım
Başıma bir bela gelirse
İşte bununla yaşayamam
Bana öğretmediler
Diri ile ölüm arasındaki farkı
Sonuç diride ölecek
İstemese de ölüme karşı

Doyumsuz bir duygu var içimde
Alevlere karşı geliyormuşçasına
Yürüyorum
Sokağın başında her zamanki gibi
Yere bakan ve uyuyor mu uyanık mı belli değil
Veya kendince zikre dalmakta
Sessiz bir amca
Yavaşça kaldırdı kafasını ve baktı
Bir bakış bile
Çizgilerin yolunu gösteriyor gibi
Selam verdim amcaya
Sadece oturaklı bir şekilde
Başını salladı ve cevap verdi
Evladım sen kimsin,
Hangi kapının tokmağından
Ve hangi ağacın altında gölgeledin de
Geldin meczup bir şehre
Amca başını tekrar eğdi
Dikkat et evlat dikkat et
Yanlış bir şey de yaparsan
Tövbe et

Uzaktan kocamış bir araba görüyorum
Tabiî ki de bu bizim kocamış
Ve için de biri var
Yolun kenarında duranı alacak
Alacak ve fikrin ve zikrin örtüştüğü yere
İşte tam oracıkta bırakacak
Geliyor işte
Elimi uzatmaya gerek var mı görmen için
Veya çal bir korna
Ben koşa koşa geçerim karşıya
Sonra uçur bizi gönlümüzden geçen
Sazın, sözün ve mananın var olduğu yere.

AYYAŞ/Can MUTLU













Hokkada kanım var mürekkep niyet,
Kayboldu divitim bulamıyorum.
Bu son meyhanenin sarhoşuyum ben;
Hancı doldur hele ayılmayayım,
Kazara, adamdan sayılmayayım.

Arşın burda, “Halep” yangın içinde,
Savaşçılar sahte cennet peşinde,
Veresiye defteri pavyona düşmüş,
Müflis ayyaş üzüm suyu düşünde…

Esrarkeşleri de toplamış polis,
Tokatlar peş peşe yüzümde patlar,
Ben de içtim ama meşhur değilim,
Ne işim var artistlerin içinde . . .

Puslu ve heybetli Perşembe’lerde,
Cesedimi “süslüman”lar kemirdi,
Uçmağa mı vardı Bozkurt’un soyu,
Köpek salyasında yiğit boğuldu,

Hancı doldur hele, çabucak doldur,
Nihayetinde ayyaş’ta kuldur,
Zembilim dopdolu yüküm çok ağır,
Topal hafızım ya,  kulağım sağır,
Boş kalmasın kadeh, söyletme beni,
Söz verdiğimiz şişeler bekler,
İçi boşalmış kardeşlerinden,
“Neyimiz eksik te içmedin” derler . . .

Daha ciğer satmam, yevmiyem tamam,
Bu sarhoş kulunu affeyle mevlam . . .


NOKTA / Şeyhşamil EJDERHA











Paragraf başından başladı hayat
Zaman geçti paragrafı unuttun
Virgülü arayıp durdun günlerce
Sözler uzadı kelimeleri unuttun
 
Elindeki tek şeydi soru işareti
Kıymetini bilemedin virgül gibi
Vazgeçtin
Yaşamaktan vazgeçtiğin gibi

Noktaya verdin kendini
İki noktayı üst üste koyamadın
Bir parantez açtın hayata her şeyi oraya sığdırdın
Sığdırdığını sandın kapatamadın parantezi 

Ağladın günlerce ALLAH'a el açtın 
Gökyüzüne baktın bulutlar toplandı
İnce bir yaş süzüldü yukardan aşağı bulutları ağlattın
Sonra bağırdın göklere, yere, geceye ve gündüze
Haykırdın kaybettiğin zamanı kendince

Birden sustun hatırladın ünlem koydun
Tire çektin hayata son noktayı koydun
Çok şükür ALLLAH'ım sen varsın
Sonunda bulmuştun noktayı noktaların bittiği yerde
Ama hiç bir şeye nokta koymadın noktaların yanında
Son olarak bulduğun üç noktaydı yan yana...

28/10/2013 12:40

Metin ACAR/TAŞ DUVAR YÜZLER‏










Taş duvar yüzler
Dört duvar neresi
Dünya
Kabullenemediğim köşesi

Daldırıyorum elimi
Yolum hangisi
Sesler
Duymadığım çilesi

Bir ekmek düşüyor
Kırıntıları hangisi
Toprak
Bakamadığım gölgesi

Bir damla yuttum
Yağmur silsilesi
Ben
Aşamadığım kendisi

Gemisini kurtaramıyor
Kaptanın ümidi
Su
Boğulmamak düşüncesi

Yerlilerin karmaşası
Kentlinin yeisi
Hak
Kiminin yemesi

Kimliksiz yaşayamıyor
İnsan kime bağlı
Çare
Kul olma becerisi

Taş duvar yüzler
Dört duvar neresi
Dünya
Kabullenemediğim köşesi

BİR GELSEN…/Ufuk TÜRK


Bir yokluk içimizin damarlarını sökmeye başlar. 
Kanımız çekilir kaldırımlardan. 
Bir yılan geceye sokulur usulca, 
Koşarak gelen güvercin 
Kanatlarında müjdeyi taşır, 
Kaybolan güvercine ağlar bir çocuk, 
Yıldırımlar âh’ındandır. 

Dağ taş dile gelir sen gelince, 
Bir şenlik boşalır gözlerimizden, 
O aşk bütün semâyı yakar 
Yıldızlar o gün bir başka bakar. 

Bir bir gelirsin sen hep birden değil 
Yavaş yavaş kanarız hepimiz. 
Toprağı tırnak tırnak kazar bir karınca 
Ölenleri bir bir gömeriz. 

Senin kokunu rüzgâra koysak 
Ağırlığından tuz buz olur dünya. 
Hayalimize alsak seni kaldıramaz tavanı çöker. 
Bir gelsen bir görünsen kör olmaya razıyız. 
Bir âh’ınla yıldırımlar belirir 
Bestekârlar dize gelir. 
Bayılsak sonra hiç uyanmasak 
Kalbimize adını sarsak. 

Yüreğimizin üzerindedir yelkovan 
Saniyede bin tur atar akrep. 
Bütün yürekler sana kurulu nerdesin? 


YEDİ ADAMA GÜZELLEME/Sibel KÖK










Şiir kokulu, türkü dokulu adamlar 
dağların sessizliği ayak uçlarında 
kehribar renkli yollardan geçerek 
gelip durdular kentin kapısında 
-kent ki çınar yaprağının damarlarına kazınmış iz 
kent ki buğulu camların ardında kalan giz 
yitirilmiş coğrafyaların kadim tanığı 
saklı kalan isyanların son sığınağıdır- 

yürüyüşlerinden tanıdı yeryüzü onları 
toprağın gergefine işledikleri adımlarından 
''yürürüm 
Irmaklar yürür ardım sıra'' deyişlerinden 
önce ırmağı ardından yürüten yürüdü 
ve yürüdü ardından ırmak ırmak  
altı ağrılı yaşamak 

Şiir kokulu, hüzün dokulu adamlar 
zamana devşirilmiş içlenmeler ellerinde 
zifiri bir sessizlikle haykırarak 
varıp durdular kentin orta yerinde 
durup sustular 
susup tebessüm ettiler 
omuz başlarında asılı duran yaralı kırlangıç sürüsüne 

gülüşlerinden tanıdı kuşlar onları 
acısı derinde gizli sancılı gülüşlerinden 
sonra yüreklerinden akan 
ve göğün gözlerine ağan yakarışlarından 
''Rabbim ne çok acı var'' deyip 
kederlerini ve hüzünlerini  
yalnız Rablerine arz edişlerinden 

Şiir kokulu, isyan dokulu adamlar 
''Kayaları kelimeler olan  
gamdan kurulu dağların'' yüreğinden  
öfke dolu naralar attılar  
kuşandılar bütün mısraları 
söylenecek ne varsa söylediler zamana 
gidişlerinden tanıdı gökyüzü onları 
kanatlanırcasına yepyeni diyarlara 
akarcasına delisi derin yatağına 
yeryüzünü yırta yırta gidişlerinden 

Şimdi,tanıyın sizde onları ey insanlar! 
çehrelerine kümelenmiş hüzün bulutlarından 
teslimiyetin acziyle bükülen boyunlarından 
ve secde duvağıyla Rahman'a süsledikleri alınlarından 

onlar,  
hamuru türküden, hüzünden ve isyandan yoğurulu adamlar 
çağa meydan okuyan yedi adamdılar 
öfkesi de sevdası da şiirden olan 
Yedi Güzel Adam'dılar 

                                                                    

KİTAP KURUMAZ/ Metin ACAR










Yağmurluydu hava 
Korumadım kendimi 
Kitabı korudum iç cebimde 

Benim param birikmez 
Kitaplarım birikir 
Cebimin bereketi 
Kitaplardan bellidir 

Parasız yaşanmıyormuş 
Kapital emretmiş 
Bu emre itaatsizim 
Ve ben çay içerim 
Kitap okur 
İnsan dinlerim 

Yarama tuz basıyor düzen 
Düzen düzensiz bir klişe 
Devlet kadar yalnız bırakıyor 
Devlet kadar hayal kuruluyor 

Bir hayat kur diyorlar 
Cebimde metelik yok 
Olunca hayal kurup 
Hayat satın alıcam 

Biriktir para biriktir 
İnsan biriktirme 
Para biriktir 
Yarının hesabını 
Şimdiden yap 
Sen komşu alma 
Şimdiden ev yap 

Yağmurluydu hava 
Korumadım kendimi 
Kitabı korudum iç cebimde 
Hayat buradan baktı bana 
Bir metelik yok yine cebimde. 

RÜZGÂRIN SIRTINDAKİ ÇOCUK/Hüseyin Cenk ŞAVKILI










Rüzgârın sırtında geçer çocukluk 
Anlayamadan varlığını, yokluğu geçip gider  
Kimine siyahlar içinde kapkara, 
Kimine kardan ak, kardelenler içinde. 

Kiminin dizleri yaralı bereli, 
Kiminin düşleri  harabe’li 
Anlar, ne güzel şeydir çocukluk  
Anlar da, ama dönmez ne o sokak nede o kucak 

Kısa şortlu, lastik ayakkabılı dostlar  
Birer bey olmuş artık bilyeleri yok  
Düşünmekten kaçınır artık  
O çamurlu sokak aralarını, 
Kimsede dönüp bakacak yürek  yok  

Ama o yatağa düştü mü insan  
O çamurun kokusu gelir aniden 
Keşke çare olmaz, anlar birden 
Hasretlik çökse de geçmişe birden 
Merhem olmaz ne kadere ne de Azrail’e…  


SUDAN HALKALAR/Hilal EJDERHA














Sabrın sınansın
Hüznün orta yerinde
Sözlerin kaybolmasın
Bir kır çiçeğinin narin dalında.

Başla sayfanın ortasından yazmaya
Sonra tuttur bir türkü
Bütün dertlerini diz inci inci
Sızlasın yürekler, gözyaşları gökyüzüne ulaşsın.

Ümitlerini dök sayfa sayfa yüreğine
Şu uçan kuşların hayalini dinle
Gökyüzünün maviliğini sil gözünden
Sandığa kilitlediğin yaşanmışlıkları ser önüne.

Sudan halkalara yaz düşlerini
Taştan kulelere as hayallerini
Sen yüreğinin mabedine ışık tut ki
Parlasın kaleminin ucundaki düşüncelerin.

Kaldır bütün bilinmeyen sırları
Kopar at bütün yıldızları gökyüzünden
Uçur kelebekleri bilinmeyen ülkelere
Sonra, bunlara yine sen itiraz et
Gökyüzü yıldızsız, yer kelebeksiz olmaz de
Bulmaca gibi çöz kelimeleri yüreğinde.

DESTİN YAZILIRKEN/Burak KARLANGIÇ














Düşüncelerimin sessizliğinde kaybolurken
Karşımda beliriyor cismin
Bir söz, hatta sadece bir kelime
dökülmesini isterken dilinden
Sensizlik şakaklarımı zonklatıyor aniden

 
Tekrar dalıyorum
Sanki deprem oluyor hayallerimde
Her şey belirsiz, anılar sığınacak yer arıyor köşe bucak
Neler oluyor bu serüvenin sağlam temelinde
Sensizliğin enkazı düştü aniden üstüme
Ne olur, ne olur diye yalvarıyorum sana
Giderken bari anıları bırak

 
Deprem sonrası anıları bulamadım Destin!
Tek tek enkaz altlarına baktım
En azından onlara ait bir kaç kelimenin harfi için
Kimsesizler mezarlığına götürüyorlar tabutlarda
Salâları çoktan okunmuş meğer, duymamışım, duymamışım 


YANGIN/Fazlı BAYRAM

 












nümunesi ateş gözlerinden payesidir
ırmaklarca çöl evrene uzanan
bahtiyarlığın
gerekmez çıra
yaradır merhemi yine yaranın
aşk gözetmez
tutuşturup kül olmustur içinde yangının

yangın
yangın!
nerdesin
şurası hep buzdan demirden
erirse eğer lütfunden
gene senden senin zerrinden
seyrime endam
bin geceden
in geceden
yan geceden
yan gelip yattığım
dün geceden…