ÇÖL UYANDIRAN YAĞMUR/Yasin MORTAŞ

I
Sıcak su
                        buza keser mi?
Ey Nebî
bu ne garip bir ateştir
kalbim, kendi çölünde ateş ateştir!...

Kendi kavıyla yanan kibrit
ve suyu çekilmiş sünger gibiyim
40 dereceyle duruyorum hayat ortasında.

II

Saatler ateş aldı yine Ey Nebî!...

Hangi gözümle baksam yüzlere, putperest
Sağımda kâhin panayırları
solumda şeytan kabileleri/iyilik cesetleri.
Karaya oturmuş bir deniz gibi kalbim
denize tutunmuş bir dağ gibi ellerim.

Bir kandil rüzgârı
büktü de boynumu
gelmedin Ey Nebî!...

Kanımda ateşgede süvarilerin nal çıngıları
günümü tutuşturur ve üstüme döker gece küllerini
sesimi içer kinim/rengimi tutar çöl
yatsılara yaslanan ay saklar ışığını
Sen, ”açıl!” dediğinde açılan ay
“kapan!” dediğinde kapanan ay
şimdi gözlerimde
gece lekeleri
(Yoğun aşk yağmurları özetliyorum sabrıma
rengim yıkandıkça açılıyor Habil yanlarım)

Gel desem
kalbime ışık tut desem
gelir misin Ey Nebî?...

Beni kurtar Ey Resûl!

Gök bir yağmur kasidesi gibi hüzün içiyor
“O” kâinata güneşten bir elbise biçiyor
bir çocuk anne sütünden geçiyor
anne çocuğun aşkından geçiyor
ırmak deniz küskünü
yol kendine uzak bir menzil
güneş üzerine güneş çekiyor
ağaç baharı özlüyor
çöl
Medine kuşuna su oluyor
Mekke
bir hurmanın dalında
Peygamber ağlamaları saklıyor.

(Ey kalbimde Hacerü’l Esved dokunmaları büyüten Mekke!
Seherin melek kanatlarından incinmiş yel!
ütülenmiş şafak gibi takıl sızılı tüllerimize
bir Medine tebessümüyle açılsın Ensar pencereleri.)

Sen
İkindi gölgesini tutmadan
ve akşam geceye tutunmadan
niçin gelmiyorsun
Ey Nebî?...

Bir gözümüz diğerine muhalif
aynalarda uzayan yalnızlık gibi elif
Hıra aydınlığında sertliğini unutan taş metaneti
Cibril yağmuruyla telaşlaşan çöl harareti
dağlarda bir peygamber titremesi
bir Hatice sessizliği yağmurlarda
soğumamış azığın ahret çözülmesi
gözlerimizden sağanak bulut terlemesi
kalemlere sonsuz mürekkep çekilmesi.

(İçimde taşan hayatı
bir balçık özetiyle kuruttum toprakta
aynada tozlanan bakışları not tuttum
öyle baktım alnıma sıvanmış utançlara.)

Sen
Allah’ın elçisi
rüzgârsız yapraklarımız döküldü
neden gelmedin Ey Nebî?...

Bu çağda
mumu kurutmuş ateş, bu ateş nasılsa?
taşa dadanmış bir acı, bu acı nasılsa?
şeytana akan bir kan, bu kan nasılsa?
çıngıya dokunmuş bir bulut, bu bulut nasılsa?
gölgeye tutunmuş ikindi, bu ikindi nasılsa?
kuşa tutulmuş cıvıltı, bu cıvıltı nasılsa?
kelime çağıran bir lügat, bu lügat nasılsa?
kaşıntı tutkunu bir yara, bu yara nasılsa?
harf unutan bir kalem, bu kalem nasılsa?
anne büyüten bir çocuk, bu çocuk nasılsa?
rüzgârı eğen bir başak, bu başak nasılsa?
sesini arayan bir ses, bu ses nasılsa?
kurdu çağıran bir kuzu, bu kuzu nasılsa?
geceye seğirten bir gün, bu gün nasılsa?
olta çağıran bir balık, bu balık nasılsa?
aslana bürünmüş bir ceylan, bu ceylan nasılsa?
akbaba çağıran bir leş, bu leş nasılsa?
bulutu unutan bir yağmur, bu yağmur nasılsa?

Nasıl olursa olsun EY RESÛL!

Bir bakraç aşk çektir bize
Yusuf kuyusundan
bir Yakup içer
bir ben içerim nasılsa...

Bu bozkırda tanrı tanımazların bakışını
Şifreleyen o kötülük çıkmazı tuttu fırtınaları

Yüzümde Kudüs kalaylarından bir sıcaklık
erittikçe “esselatu hayrun minennevm” çağırışını
ben, taşı ipek, çeliği pamuk yapan
ve geceyi gündüze emdiren dağın duruşuyla
kanını bedenine kışkırtan hapşırma gibi
çelik dürtülerin bükülmez direnciyle
seheri düğüm yapıp ipince vaktin belleğine
iç depremleri emen boşluğuna dolan suskunluklardan
yollara nal öptüren atların köpüren düşünden
kenger tadıyla ağzını gevişleyen koyundan
bir deniz soluğundan, bir keşif rıhtımından
kanımdan hırıltıyla geçen şeytan hışmından
gövdeme gürültüyle devrilen söz eyleminden
gözlerimde elenen uzağın tozlu haritasından
Seni metheden yağmur gibi siliyorum kara bulutu.

Sabah ile
akşam ile
hıçkıran nehirler akıyor
bulanık içimize
gelsene
Ey Muhammed!...

(Gözlerimiz bir güvercin üşümesi Ebubekir bakışıyla
saatlere baktıkça çözülüyor göç yanığı kanatlar.)

Her gün
bir Mekke gülü açılıyor göğün tebessümüyle
Mescid-i Nebevî yağmur uykuları saklıyor
Şefaât çiçekleri kokuyor
        Yeryüzü
              Gökyüzü.


                                          



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder