ZÜLÜF / Mustafa Alper TAŞ
















Kırmızı çiçeklerle süslü fistanı rüzgârda onu binlerce ağacın ve meyvenin ve çiçeklerin süslediği bu dağ yolunda, çok da özenilmemiş bir korkuluk gibi sallıyor. Alnının esmerliğinde erken bir gelincik gibi kınalı bir tutam zülüf ifildiyor.

Akşam olmadan, ışıklar kısa bir süreliğine de olsa yakılıp sofraya oturulmadan yetişmek derdinde.

Elindeki sepetin üzeri kocaman incir yapraklarıyla örtülmüş. Ucundan, namazlığın birbirine ulanmış renkleri görünüyor. Adımları gittikçe düzensiz, gittikçe hafif…

Arada bir eliyle belini tutarak, aşağıda henüz kirece bulanmış damların akşama sarkan telaşlarını görerek gülümsüyor. Alnında kınası gelmiş bir tutam pembe zülüf.

Aşağıdan gelen ve kendi gibi kuru, esmer bir kadınla iki dakika sohbet ediyorlar. O iki dakikada görüşülmeyen uzun zamanların bütün hikâyeleri, büyüyen torunların sevgileri, buçuklu verilen ineğin durumu, bütün marazlar, akrabalıklar konuşulup bitiriliyor. Yollara devam ediliyor.

Kırmızı çiçekli fistanının gittikçe koyu örtüsünde ne erkekliğin getirdikleri, ne kadınlığın getirdikleri, dilinde yalnız belki dünyaya sarkan bir türkünün asla yaşanmaz hasretleri, torunların meraklı dinleyişlerinin gülümsettiği içinin eski bir sızısından başka. Ve onlar da Namazlığı gibi dürülüp koyulmuştur. Ancak onun kadar bir iştir.

Elinde yukarıdan, yayladan verilmiş yeşil bir elma var. Avucunda, ara sıra fistanının eteğine sürterek torunun dişlerindeki ilk sesini düşünerek elmayla kalbinin arasında bir yol açıyor. Sallanan o kupkuru eli ve yeşil elma ve eline henüz vurulmuş kınanın kesif kokusu, yeryüzünü kanatlarını havayla doldurup gökyüzünde durakalan büyük kuşlar gibi didikliyor, bembeyaz evlerin damlarını, torunların kalplerini ve komşuların ve bilinmedik insanların o anlarını dolaşıyor hep birlikte.

Alnında kınası gelmiş, beyaza yaklaşmış pembesiyle ifildeyen bir tutam zülüf…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme