DÜKKÂN MEKTUPLARI-15 / Mohamud Mohamed Sheikh Ali

Somali den (Mogadişu’dan) Türkiye’ye ( Kahramanmaraş’a )
“Mahmudum şu anda Somali’de dükkân faaliyette mi? Somali’deki dükkâna Kahramanmaraş dükkândan selam olsun”.
 (05.04.2019 Emmim Hasan EJDERHA)

Doğum günümden bir gün sonra emmimden bu soru ve Selam gelince, fakire yaşını ilerlediğini sorumluluk ve yükümlülüklerin artığını hatırlattı. Emmime ne cevap vereceğim diye kara kara düşünürken bu yazıyı kaleme almış bulunmaktayım. Selam vermek sünnettir almak ise farzmış. “Mış” diyorum çünkü ilim ehli değilim. Neyse yine bildiğim ile amel edeceğim Vealeyküm selam emmi.

 Yaklaşık bir ay oldu Somali’ ye geri geleli. Somali dükkânı için şimdiye kadar altyapı hazırlıkları yapmaya devam ediyorum. Çalışmalarla birlikte dükkânla alakalı tasavvur ettiğim ve hayal kurduğum bazı olaylar Müsaadenizle kağıda dökmek istiyorum. Belki gönlümdeki hasret bir nebzede olsa dindiririm.

Dükkânın açılışı…

Cuma gününe denk getirmek, Kahramanmaraş’tan bütün dükkâncıların teşrifleri ile birlikte önce Cuma namazı eda etmek. Tabi o güne kadar dükkânın ak saçlısı ve başkomutanı Ahmet Doğan İlbey ağabey tarafından düzenlenmesi ile birlikte hatim indirtilip, ayrıca hatimin geri kalan kısmı Cuma namazından sonra dükkânın önünde tamamlanmasıyla bu feyz ile dükkânın açılışını gerçekleştirilecek.

 İçeriye geçildikten sonra, hocamgillerin açılış konuşmaları ile birlikte Dükkânı resmi olarak açılmıştır ve bu saatten sonra faaliyete hazırdır. Somalilerin en çok ihtiyaç duydukları ve  kavramaları gereken en başta Ümmet, millet, ve medeniyet kavramlarıdır. Medeniyetin inşası için insanın ihyası başlığı altında değerli hocam İsmail GÖKTÜRK icra edecekler . 
Bu konudan sonra Türkiye’den, payitahttan ve bütün Anadolu yörelerinden bahsolunur, özellikle Kahramanmaraş’tan. Bırakalım bu konu Hasan EJDERHA emmim anlatsın, emmim anlatırken az sonra bir uğultu ve tartışma başlar, biz sizden Türkiye’den, kendi köyünüzden bahsediniz dedik, siz kalkıp bizim köyden bahsediyorsunuz.! Bilmiyorlar ki fakir de daha önce  emmisine anlatırken, orada dur hele sen benim köyden bahsediyorsun derdi. Ama hem fikir olamadığımız  bir konu vardı, lavaşın üzerine şeker zeytin yağı döktüğümüze kadar hemfikirdir, fakat  lavaşın üzerine çay dökülmesine karşı çıkmasına şaşırmıştım. Dur orada Mahmut ne yapıyorsun bu çay ne işi var niye döküyorsun lavaşın üzerine yapma derdi. Emmi göreceksiniz buradaki dükkâncılar fakire hak vereceklerdir ve size sorulacak soru şimdiden söyleyeyim, eee zeytinyağı tamam, şeker tamam, çay dökmeyi unuttunuz galiba. Sizde hemen hayır bizim oralar çay dökmüyoruz lavaşın üzerine. bizimkiler Allah, Allah kuru kuru yiyorsunuz demek ki diyecekler.

 Daha önce söylediğimiz gibi, Somali Anadolu’nun yöresindendir. Ondandır ki dükkânda Anadolu şiirlerinden okunması lazım Gelir.  Ahmet ağabeyin ifadesi ile Uzman Mehmet YAŞAR abim okursa orada bulunanlar dükkânı ayrıyeten sevecekler.

Elbette Necip Fazıl ve Mehmet Akif Ersoy şiirlerini okunmazsa dükkân tam olarak açılmış sayılmaz. Dükkânın âdabı ve usul gereği dükkâncıların şiirlerini okunmaz ise insanlar dükkân kavramını eksik anlarlar.  Ancak o şairlerin şiirlerini okunduğu vakit, dükkânın açılışını gerçekleştiğine dair bütün Somali vilayetlerinden duyulacaktır. Bir husus daha altını çizmek isterim, yeni açılacak olan dükkânın selameti ve devamlılığı için Mehmet Yaşar Abinin piyasa şiirini okumamasını şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü 2014’tan beri süre gelen pıyasa şiir tartışmaları unutmuş değilim, hâlbukı bizde Somali’ye yeni tartışma konusu getirmek istemiyoruz.

 Söz Mehmet Raşit abinin, tabii Ahmet abinin ifadesi ile iyi yazı niteliğinde, edebi bakımından zengin, sadece bir tek kusuru olan o da şifası az olandan bir mektup ya da bir yazı okumaya başladığında, bizimkiler Türk edebiyatına merak sarmaya başlamışlar bile, hem de Mehmet abinin giriş kısmını okurken.  Raşit abi dertli, haliyle Somali Nasıl yeniden kurtarırız, bu vahim durumdan nasıl kurtaracağız diye söze başlar, “Gerçi fakire daha önce 4 evlilik yapmasını söylemişti bahanesi de siyaseten evlilikmiş, işime gelmez de değil Şahsen” ondandır ki o gün dükkânda bulunanlara buna benzer tavsiye vereceğinden korkuyorum. Neyse ki tercümanlık fakirde olduğu için işime gelmeyenleri başka şeylerle dolduracağım. Raşit abinin Gönül adamlığını görmüşlüğüm da var, ondan dolayı tercümana gerek kalmaz, çünkü gönüllere hitabet kabiliyetini daha önce şahit olmuştum.

 Tercümanlıktan söz etmişken, Ferhat AĞCA o günler dinlenecek istirahat edecek, Gerçi kendisine bir tercüman tahsis etmem gerekir.  Ferhat kardeşim, kardeşim diyorum saçlarında ak görmediğimdendir, vekaleten tercümanlık yapıyorsun Ahmet abiye, ücret konusu nasıl anlaştınız gömlekleri saymazsak? ona göre sana tahsis edeceğim tercüman ile görüşmeleri ilerleteceğim.

Somali hem coğrafya hem de gönül bakımından yemene yakındır, Ahmet abinin 1000 miligramlık türkülerinden olan Yemen Türküsü orada söylenmezse yemen bize küser. Türküdar Fazlı abim sazın tellerini vurdukça bizimkiler de dizlerine vura vura, tabii diz vurmada Ahmet abiye bakarak taklit ederler.  Daha sonra türkü dinleme şartlarını sayınız diye sual olunursa, dizlere vurarak dinlemek . Diye cevap verirler. Tabii ilim ehli olmadığım için 1000 miligramlık ağır mı gelir dersiniz her şeyin fazlası zararlıdır derler. Siz ayarlayın bana bırakmayınız yoksa bizimkiler Allah korusun o kadar dozu kaldıramazlar.

Dükkân denildiğinde akla aleyh gelir, aleyh olmadan manalı ve gıdalı  bir dükkân günü geçirdik desek kendimize yalan söylemiş ve kandırmış oluruz. Fikirli, nükteli ve şifalı, tabii ziyaretçi görüşmeler bir süreliğine askıya alınacak, tek tek konuşulacak, geçerli bir aleyh olması için şapırdatma konusunda iyi derecede dikkat edilmesi gerekiyor.

 Hasılı kelam o gün dinleyeceğimiz aleyhler, Kahramanmaraş’tan Somali’ye gelişiniz olacak. İlk başta hocamgillerin projesi olan tüplü uçak inşa süreci, toplanmasından hazır hale getirilmesinden Somali’ye gelirken yolda geçenler ve nasıl geçtiğine dair anlatacaksınız.

 Zaten Enver abi yine bir köşeye çekilip çoktan uyumuştur, ara sıra uyanır saat daha iki olmadı mı derecesine daha Somali’ye varmadık mı diye sorar sonra yine uyur.

 Ahmet abi pilota iyi bir şekilde tembihliyor efendi önce bir hatim indirmeyi unutma, sakin türkü dinlemeyesin sonra vecde kapılıp bizi hedeften şaşırtmayasın ha!

 Bir de pilot anons vermez mi? Türkçe’den sonra İngilizce, keşke İngilizce konuşmasaydı İsmail hocamın elinde kalacak zavallı pilot, o da biliyor oradaki hepsi dükkâncılar ama pilot bey âdet yerini bulsun diye Ingilizce konuşmuştu başkaca art niyeti yoktu.

 Bu arada uçağının selameti için yol boyunca hocamgillerle birlikte Tayfun abi Tesbihattı icra ederler. 

Bu tüplü uçağın diğer uçaktan ayırt eden en önemli özellik tütün içilebilir olmasıdır.

Hocamgiller inşallah keçi vardır değil mi İsmail? Raşit Mahmut ile konuştun mu teyit ettin mi?. Yeşil soğan da vardır değil mi Mehmet Yaşar, sordun mu Karaoğlan’a. Mehmet Yaşar abi de hemen, Evet hocam sordum hatta çay varmış, Mahmut’a söylemiştim cay yoksa  ağzımdan bir tek şiir dahi duymayacaksın.  Çay demişken çay ikram edilecektir, misafirlere ayıp olmasın diye iki kat daha fazla şeker ile demlenir. Somali’de çay demleme şekli daha önce sözlü olarak anlatmıştım ‘merak edenlere eski dükkân başkatibi ve müdürü olan günümüzün Alplerinden Hacı Ahmet ERALP’tan izin alınarak dükkân arşivlerinden bulunabilir”.

 Fakir Türkiye’den ayrılmadan önce Payitahttan dükkâna geliş sebeplerinden birisi her şeyden önce büyüklerin duası almak ve yurtdışına çıkarken insanlar aşı oluyorlar, fakir aşı yerine dükkân çayını tercih etti, hakikaten şifalıymış. haddim olmayarak size nasihat verir gibi de görünmek istememek ile birlikte siz de o çaydan içiniz öyle geliniz.

Genç dükkâncılar size büyük vazife düşüyor Somali’deki genç dükkâncı harekâtına iyi örnek olmanız gerekir, onlara şifalı çay nasıl yapılır anlatmanız gerekir, meslek sırrıdır deyip de öğretmemezlik yapmayasınız ha.

Sonra ertesi gün kılavuzluya gider gibi, Hint okyanusuna gidip balık tutacağız. Birde orada Türkü dinlemek nasıl bir duygu muş hep birlikte keşfedeceğiz.
Her şeyin başlangıcı olduğu gibi sonu da var, sıla-ı rahimden vuslata ermek üzere sefer hazırlıkları başlar.  “Nede olsa tüplü uçağımız var ben de emekliyim, yolu da öğrenmış oldum sık sık geleceğim” diyor Hassan KEKLIKCI emmim.
Birden hüzün dolu bir şiir duyuyoruz, arkamıza döndük Mehmet YAŞAR abım, bir de Dostlar beni hatırlasın şiirini okumaz mı? Havalimandakiler bize bakıyorlar halımızı anlamaya çalışıyorlar ama nafile.
***
Gün ikindi akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Dükkâncılar gider adı kalır
Dostlar bizi hatırlasın.

 



***


İLMİN MAKSADI

Hani şairi âzam,  mütefekkir Necip fazıl bir mısrasında “Ve ayrılık, anneden,  vatandan, arkadaştan.”  Diyor ya! Sene 2011’in sonlarındayız, liseden yeni mezun oluyoruz, etrafımdakiler de benim gibi üniversiteye gidecekleri için sanırım heyecanlıydılar. Türkiye de olduğu gibi üniversiteye gitmek için ağırlaştırılmış bir sınavımız yok. Malumunuz Somali uzun vakittir iç savaşa maruz kaldı, bu da aşiretler arasındaki anlaşmazsızlıktan kaynaklanıyor; yanı güçlüyü güçsüze, zenginlerin fakirlere küvetlerini gösterdikleri mekân oldu Somali. Olay orada kalmadı her dönem olduğu gibi bu sefer de dini İslam adına kuranı ve sünneti seniyye’yi kendilerine göre yorumlayan işlerine geleni kabul eden, işlerine gelmeyeni görmemezlikten gelen bir grup ortaya çıktı. Yine olay daha vahım oldu demek istedim ki birbirlerini vuruşurken her iki taraf Allahu ekber diyor. Kim doğru yolda, kim yanlış yolda millet epeyce kafası karıştı, öyle duruma geldik ki kardeş kardeşten şüphelenmeye başladı Evden dışarı gideni sağ mı ölü mü nasıl döneceğini herkes Fatihalarla, dualarla bekler oldular. Belki sağ gelir ona bir kurban kesmek isterler ama ne yazık ki kurban kesmek aklından geçse de bunun için kimsenin takati yok…
Aslında benim anlatacaklarım bunlar değildi, varmak istediğim nokta ise: Biz o haldeyken; Türkiye’nin reisi cumhuru (tabii o dönemde başbakandı), Somali’ye gerçekleştirmiş olduğu ziyaret, Somali halkına bir diriliş, dünyaya da örnek dolu bir ziyaret oldu. Evet, Türkiye’den birçok yardım geldi, batılılar gibi sadece gıda dağıtmadılar, Somalilerle kardeş olduklarını gösterdiler, öyle kaynaşma oldu ki, daha önce batılılar tarafından sömürülen Somaliler, beyaz tenlilere karşı bir korku, bir direniş içindelerdi. Hata eskiler: “bu beyazlar var ya, topraklarımıza girerlerse, kadınlarımız hamile kalmaz, gökten rahmet yağmaz.” gibi ifadeler kullanırlardı. Nitekim sömürgecilerin keşif amacıyla Somali’ye geldiklerinde kıyıdan geçmeden bir kaçı bıçaklanarak öldürülmüştü. Evet, büyüklerimiz  “bir beyaz adam yolda gördüğümüz zaman pencereden bakıyorduk”  dediklerini unutmadım. Eskiler böyleydi, şimdi Türk kardeşlerimiz Somali’ye geldiklerinde o bakışlar değişti, hatta yoldan geçen batılı biri olsa, gâvur olsa da Milet kendi aralarında “ha bak orada bir Türk!” var demeye başladılar. Neredeyse gidip “aselamun aleyküm” diyecekler. Türkiye, Somali’ye her türlü yardımda bulundu, yardımlardan biri de ilim yardımı. Hem hükümet hem de çeşitli hayırsever kuruluşlardan eğitim desteği geldi. Aziz Mahmut Hüdayi vakfi, da o kuruluşlar arasında yer alıyordu. Bir gün öğlenvaktinde benim lise okul müdürümden telefon geldi, Mahdudum, sınav var, kazanırsan Türkiye’ye gideceksin. Girmek ister misin? Ben de memnuniyetle diyerek yanıt verdim. Sınava girdim önce yazılı, sonra mülakat, mülakatta yaklaşık yirmi kışı vardık, benden önce girenler hemen çıkıyorlardı. Sıra bana geldi içeri girdim bir tek adam var, nasıl anlaşırız diye endişe duyacaktım, ama hemen ilk sorusu da hangi lisan konuşmaya arzu edersin dediğin de Arapça ya da İngilizce ikisi de dedim. Epeyce sordu bende cevaplamaya çalıştım. Benden önceki arkadaşlar benim kadar kalmamıştı salonda. Öyle muhabbet içine girdik ki hatta oradayken dünya ahvalinden de konuştuk, hatta öyle güzel sohbet ettik ki senin buraya gelmenin kim tesviye etti?. diye sorunca, “benim lise okul hocalarım sağ olsunlar, onlar tesviye etti” dedim, üstelik bir öğretmenim de şimdi benimle bu mekanda hazır dedim. Hemen hocan çağır dedi. Hoca aramıza iştirak etti, biraz konuştular, hemen onun vazifesine döndü yani bana sorular sormaya tekrar başladı. Unutmuyorum hatta sorulardan bir tanesi hocam bana kopya vermişti, tabii Veysel bey anlamıştı, gülüştük, yani o ortam mülakat ortamına benzemiyordu. Sanki kırk yıldır ahbaptık.; öylesine hoşbeş ettik. Ertesi gün sonuçlar açıklandı, yirmi kişiden beşi isteniyordu biri de bize kısmet oldu.
 İmtihandan sonra yaklaşık iki ay süreli diğer işlemler sürdü. O zaman esnasında biraz kendimce Türkiye hakkında düşünmeye başladım. Türkiye’den gelenlerle görüştüm onlardan bilgi edindim. Ama yetmiyordu, daha sağlam bilgi elde edeyim diye, dünyada da olduğu gibi Türk diziler Somali’de de meşhurdur. O dönemde de Somalıcaya tercüme edilmiş “Asi” dizisi vardı, ben de seyretmeye başladım, Türkiye’ye gelince, gerçek Türk kültür ve medeniyetini tanıyıp anlayınca, baktım ki Türk dizisi diye seyrettiğim bu dizilerin gerçek Türk kültürü ile alakası yok idi..
Nitekim Türkiye’ye geldikten sonra, bazı arkadaşlarım, dizi oyuncular dün akşam İstanbul’a gittiler, sen onlarla görüşme şansın var mı diye soranlar da olmamış değil. Hal bu ki dizi 2007 senesinde çekilmişti.
Evet, “ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan”.
Türkiye’ye geldim. İlk gün Ankara’da kaldık, ertesi gün İstanbul’a geçtik, uzun yoldan geldiniz bir kaç gün istirahat edelim demeden Türk dili eğitimini almaya başladık. İstanbul’da bir hafta olmadan, hava aşırı derece de soğuktu. Belki de bana öyle geliyordu. Bir akşam yokuştan doğru aşağı inerken kaydım ve yere düştüm, aslında çok acıdım ama soğuktan dolayı hiç fark etmemişim. Kitaplarımı toplayıp sağıma soluma baktım ve yoluma devam ettim.
O dönemler yatsı namazına sabırsızla bekliyordum. Hemen namazımı kılıp uyumak istiyordum. Gecenin bir vaktinde sanki düş görüyormuş gibi, hüngür, hüngür  ağladığımı hiç unutamıyorum. 
Sadece Türkçe eğitimi görmüyorduk, Türkiye’nin sahip olduğu kadîm tarihî eserler ve mekânları da ziyaret ettik. Çanakkale ziyaretimizde ne kadar Türkçemiz az olsa da rehber ağabeyimiz öyle güzel anlatıyordu ki hiç Türkçe eğitimi görmemiş olan da anlardı, hal buki ben bir buçuk ay Türkçe eğitimini almıştım. Birçok yerlere ziyarete bulunduk. Vakit ilerledi ve geldik üniversite dönemine.
Kahramanmaraş diyarına geldim. Hemen okul başladı. Meğerse dışarıda kullandığımız Türkçe ile okuldaki Türkçe benzemiyordu. Sanki hocalar Türkçe değil de başka dil kullanıyorlardı. Tabii birinci sınıfta herkes düzenli olarak geliyordu, hatta devamsızlık hakkımız olduğunu bile sağ olsunlar hocalarımızdan öğrendik hani diyorlar ya dört haftadan fazla devamsızlık hakkınız yok diye. Ama öğrenciler olarak çok heyecanlıyız ve derse devamlı geliyoruz, ama benim durum farklı. Sınıfta herkes not tutuyor ben hariç. Yine not tutmaya çaba göstermekten usanmıyordum. Bazen de sanki kopya çekiyormuşçasına yanımda oturan arkadaşımın kâğıdına bakarak yazmaya çalıştığım anlar hiç de aklımdan çıkmıyor. Hatta her gün farklı yerlerde oturdum ki belki de bu arkadaş daha okunaklı yazar diye. Bazen de ders o kadar ağır geliyordu ki uykum dahi gelirdi ama hoca var diye de uyuyamıyordum. Dersten sonra bir arkadaşla kırtasiyeciye gidip onun yazdığı notları fotokopi çektiriyordum, ama aldığım notlar da okumakta güçlük çektim.
Epey bir vakit geçti şehr-i Kahramanmaraş’ı keşfettim. Öğrendim ki şairler şehridir.  Hem hocalarım hem de ağabeylerim olan kıymetli ve gönül dostlarla tanışma fırsatı nasıp oldu. Onların yazıları bana ilham kaynağı oldu. Hasan EJDERHA ağabeyim, (aslında baskıcı Hasan Ağabey) diyorum. Zira bani her gördüğünde “Yazı yaz! Yazı yaz!” Diyordu. Somali’ye döndüğün de elin kalem tutan biri olarak dönmelisin diye, öğütler ve nasihatler de bulunuyordu.  Velhasıl-ı kelam şimdi son sınıftayım ve yazı yazar oldum artık. En azından birkaç makale yazdım ve günlük tutmaya başladım Hasan Ağabey’in baskılarıtla. Birkaç öykü ve yazı projem  de var.
Elhamdülillah bu yola ilim için düştüm, inşallah bu vasile ile ve hiç bire şeyle mukayese edilemeyecek, Efendimizin müjdesine nail olanlardan rabbim nasıp eylesin. “İlim tahsil etmek maksadıyla yollara düşen kimseye Allah Teâlâ cennete giden yolu gösterir.

***
BU, ALLAH`IN LÛTFUDUR

Farklı bir şekilde hacdan bahsetmek istiyo- rum.
Tabii fıkıha dalamam çünkü haddim değil. Haccın faziletlerinden de bahset- meyeceğim çünkü hepimiz biliyoruz.
Size Abdullah Bin Mübarek hazretlerinin bir kaç kıssasından söz edece- ğim. Her şeyden önce Abdullah Bin Mübarek hazretleri büyük tabiinlerinden biri, Darul Fena’ya hicretin 118’inde geldi ve 181 de Darul Beka’ya irtihal etti.
Abdullah Bin Mübarek hazretleri Hem âlimdi hem de zahid, hem zengindi hem de cömert. Rivayetlere göre o bir sene hacca giderdi, bir sene de illahi kelimetullah’a (Cihad) giderdi. Abdullah Bin Mübarek hazretleri hac esnasında olan üç tane kıssayı size nakletmek isterim.
Birinci Kıssa: Günlerden bir gün Abdullah hazretleri Arafat’ta, dua ediyor ama sesli sesli Allaha yalvarıyordu. Yorulur ve kendini tutamaz hale gelir. Bir süre sonra da uykuya dalar. O haldeyken bir rüya görmeye başlar… Rüyasında iki melek konuşuyor…
Meleğin biri diğerine sorar: “bu sene hacca gelen sayısı kaç?” diye.
Diğer melek cevap verir: “Altmış bin hacı geldi” der.
Melek yine sorar: “Bunlardan Allah kaçını kabul buyurdu?”
Diğer melek yine cevaplar: “Altısı kabul buyurdu” der demez Abdullah Bin Mübarek hazretleri ağlayarak, korkarak uyanır.
Yine olduğu gibi, ağlaya, ağlaya dua etmeye devam eder. Bir süre sonra gene yorulur ve yine kendini tutamaz uykuya dalar. Yine rüya…
Melekler konuşmalarını devam ediyorlar…
Meleğin biri soruyor diğeri cevap veriyor: “Peki Allah diğer hacılara ne yaptı?” diye soran meleğe diğer melek şöyle cevap verir: O altı kişiden dolayı Allah diğer hacıların günahlarını af edip, haclarını kabul buyurdu. 
Bu, Allah’ın bir lütfüdür. 
İkinci Kıssa: Başta söylediğimiz gibi Abdullah Bin Mübarek hazretleri bir sene hacca giderdi, bir sene de cihada, o sene hacca gitme zamanıydı. Hazırlığını yapmak üzere beş yüz dinar ile deve almaya gider, yoldayken elinde kedi olan bir kadın görür.
Kadına dönüp sorar: “O kediyi yapıyorsun? der. 
Kadın da şöyle cevap verir: Dört kız çocuğum var. Babalarını yeni kaybettik. Çocuklarım yetim ben dul kaldım. Bu gün dördüncü günümüz bir şey yemedik, bu kediyi almak zorunda kaldım.
Abdullah Bin Mübarek hazretleri bunu duyar duymaz kahrolur ve kendisini suçlu hisseder. Elindeki bütün parayı da o muhtaç kadına verir.
O yıl hacca gidemedi. Sonra hac mevsimi bitti, hacılar gelmeye başladılar. Mahalle sakinleri hacıları karşılamak için yola çıkarlar, aralarında Abdullah Bin Mübarek hazretleri de bulunuyordu. Abdullah Bin Mübarek hazretleri onlara “Allah kabul eylesin” dedi. Hacılar Abdullah Bin Mübarek hazretlerine “seninkini de Allah kabul etsin, falan yerde görüşmüştük yanlış hatırlamıyorsam, herkes  öyle diyordu. Abdullah Bin Mübarek hazretleri çok şaşırdı. Eve döndüğünde hala şaşkın ama geçe uykuda, Resulullah (s.a.v) geldi ve Abdullah Bin Mübarek hazretlerine şöyle dedi: “hiç şaşırma garibana yardım ettiğin için ben de senin için Allaha dua ettim. Senin suratın bir meleğe vermesi ve senin yerine haccı eda etmesi için. 
Bu, Allah’ın lütfüdür. 
Üçüncü Kıssa: kardeşim bunu ben sana anlatamam, ya kalemi koyar bırakırım ya da Abdullah hazretleri bizzat kendileri anlatsınlar. Bence de anlatsınlar.  Abdullah Bin Mübarek hazretleri şöyle anlatıyor:
Hacca gitmek için yola düştüm, yol esnasında siyah bir şey gördüm, bir dönüp bakmak istedim meğerse yaşlı bir kadındı. Ona “selamun aleyküm dedim.”
O da سلام قولا من رب رحيم (onlara merhametli Rabb`in söylediği selam vardır.)yasın suresi 58.ayet.
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Burada ne yapıyorsun? 
Yaşlı Kadın: سبحان الذي أسرى بعبده ليلا من المسجد الحرام (Bir gece, kendisine ayetlerimizi gösterelim diye kulunu mescidi haramdan, çevresini mübarek kıldığımız mescidi aksaya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir, o gerçekten işiten ve görendir.) el-isra1.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Ben de anladım Beytullah’tan geldiğini mescidi aksaya gideceğini. Ne kadar zaman burada kaldın? 
Yaşlı Kadın: ثلاث ليال سويا(üç gün üç geçe)Meryemsüresi10.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: yanında da yemek yok ne yiyorsun peki?! 
Yaşlı Kadın: هو يطعمني ويسقين(beni yediren, içiren o`dur)şuara suresi 79.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Neyle abdest alıyorsun? 
Yaşlı Kadın: فلم تجدوا ماءً فتيمموا صعيداً طيبا (su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin…) Maide suresi 6.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Yanımda yemek var yiyecek misin? 
Yaşlı Kadın: ثم أتموا الصيام إلى الليل (sonra akşama kadar oruç tamamlayın) Bakara suresi 187.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Ama bu ay ramazan ayı değil!! 
Yaşlı Kadın: ومن تطوع خيراً فإن الله شاكر عليم (Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve yapılanı hakkıyla bilir) Bakara suresi 158.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Yolculuk haldeyken bize iftar mubah kılındı. 
Yaşlı Kadın: وأن تصوموا خيراً لكم إن كنتم تعلمون (Eğer bilirseniz “güçlüğüne rağmen” oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır) Bakara suresi 184.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Benim konuştuğum gibi neden konuşmuyorsun? 
Yaşlı Kadın: ما يلفظ من قول إلا لديه رقيب عتيد (İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın) Kaf suresi 18.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Cevaplarına hayran kaldım, sen kimlerdensin? 
Yaşlı Kadın: ولا تقف ما ليس لك به علم إن السمع والبصر والفؤاد كل أولئك كان عنه مسئولا ( Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.) İsra suresi 36.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: af edersiniz yanlış yaptım 
Yaşlı Kadın: لا تثريب عليكم اليوم يغفر الله لكم ( Bugün sizi kınamak yok Allah sizi affetsin!) Yusuf suresi 92.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Benim deveye bin hemen kafileye yetişelim 
Yaşlı Kadın:  وما تفعلوا من خير يعلمه الله(Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir)Bakara suresi 197.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Onun binmesi için Deveyi oturttum 
Yaşlı Kadın: قل للمؤمنين يغضوا من أبصارهم (Mümin erkeklere, gözlerini “harama” dikmemelerini…, söyle..) Nur suresi 30.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Gözlerimi kapattım, ama deve binmek istediğin de deve hareket etti ve elbisesi de yitirildi ve şöyle dedi: وما أصابكم من مصيبة فبما كسبت أيديكم ( Başınıza gelen musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.) Şura suresi 30.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Biraz bekle ben halederim 
Yaşlı Kadın: ففهمناها سليمان ( Süleyman’a biz anlatmıştık) Enbiya suresi 79.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Deveyi çözdüm bin dedim 
Yaşlı Kadın:  O da binerken şöyle dedi سبحان الذي سخر لنا هذا وما كنا له مقرنين وإنا إلى ربنا لمنقلبون ( Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa bunlara güç yetiremezdik, biz şüphesiz rabbimize döneceğiz.) Zuhruf suresi 13.ve 14.ayetler. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Yola çıktık ben önde gidiyorum bağırarak ve hızlı bir şekilde 
Yaşlı Kadın: واقصد في مشيك واغضض من صوتك ( Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt) Lokman süresi 19.ayet. 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri:  Hızımı kestim yavaş, yavaş gitmeye ve şiir okumaya başladım. 
Yaşlı Kadın: فاقرؤوا ما تيسر من القرآن ( Artık kur`andan kolayınıza geleni okuyun) Müzzemmil süresi 20.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Sana pek çok hayır verilmiş 
Yaşlı Kadın:  وما يذكر إلا ألو الألباب ( Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar) Bakara suresi 269.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Biraz yürüdükten sonra eşin var mı? Diye sordum 
Yaşlı Kadın: ياأيها الذين آمنوا لا تسألوا عن أشياء إن تبد لكم تسؤ كم ( Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın) Maide suresi 101.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Sesim kesildi kafileye ulaşana kadar  onunla konuşmadım. Sonra kafileye ulaştık kimlerin var diye sordum 
Yaşlı Kadın:المال والبنون زينة الحياة الدنياً ( Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür) Kehf suresi 46.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Onun oğulları olduğunu fark ettim hacda ne işi vardı dedim 
Yaşlı Kadın: وعلامات وبالنجم هم يهتدون (Daha nice alametler. Onlar yıldızlarla da yollarını doğrultular ) Nahl  suresi 16.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: bende fark ettim onun çocukları bize yakın olan kafilede oldukları ve adları ne? Diye sordum. 
Yaşlı Kadın: واتخذ الله إبراهيم خليلاً (Allah İbrahim`i dost edinmiştir) Nisa suresi 125.ayet.                   
وكلم الله موسى تكليما  (Allah Musa ile gerçekten konuştu) Nisa suresi 164.ayet 
يايحى خذ الكتاب بقوة ( Ey Yahya kitab`a vargücünle sarıl) meryem suresi 12.ayet 
Abdullah Bin Mübarek hazretleri: Bende anladım ki onun çocuklarının adları İbrahim, Musa ve Yahya olduğunu. Ve onları çağırdım, hemen koşarak iki genç geldi. Hep birlikte oturduk, sonra  Yaşlı kadın فابعثوا أحدكم بورقكم هذه إلى المدينة فلينظر أيها أزكى طعاماً فليأتكم برزق منه (şimdi siz, içinizden şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin) Kehf suresi 19.ayet. Sonra gençlerden biri çıktı ve yemek getirdi, benim önümde koydular ve bana şöyle dedi  كلوا واشربوا هنيئاً بما أسلفتم في الأيام الخالية (Geçmiş günlerde işlediklerinize “iyi amellerinize” karşılık, afiyetle yiyin, için.) Hakka suresi 24.ayet  Ben de onlara anneniz neden böyle yaptığını anlatacağınıza kadar yiyemeyeceğimi söyledim. Onlar da şöyle dediler annemiz kırk yıldır kuranı kerim dışında konuşmadı, rahman bana kızmasın diye, günaha düşmemek için böyle yapıyor.  
Ben de bunu duydum de  ذلك فضل الله يؤتيه من يشاء والله ذو الفضل العظيم (Bu, Allah`ın lütfüdür. Onu dilediğine verir. Allah büyük lûtuf sahibidir.) dedim. 
            Tabii bu da Allah`ın lütfüdür.  

***


HATA NEREDE ACABA?

Yıllardır aynı şeyi söyleyip duruyorlar. 1991’de Somali’de askeri iktidarın sona ermesi ile kargaşa başladı. Devlet hazinelerini ailece paylaştılar, grup grup, aşiret aşiret, cemaat cemaat, ükeyi param parçaya böldüler. Herkese haklı olan sensin dediler. Biz biliyoruz ki Somali bağımsızlığını 1960 yılında kazandı gibi görünse de fikir ve zihni olarak sömürgeciler devam ediyorlardı.
Nasıl mı?
Dünyada az ya da bu zamanda hiç bulmazken Somali gibi bir ülke, yanı şöyle diyelim aynı din, aynı mezhep ve aynı dil bir arada olan Somali halkı neden birbirleri ile anlaşamadıklarını anlamış değilim. Geçmişi gözden geçirirsek Somali’nin bu durumu i.ö dokuz bin yılarına kadar uzanıyor.
Eskiden beri Müslüman olan bir ülkedir Somali. Ashabi Resululahı (sav) ilk Habeşistan topraklarına hicrete giderken Somali’nin bazı bölgelerini de geçtiler,  geçerken de İslamı yaydılar; yanı biz Medine-i münevere o zaman ki adıyla Yesrip. İslam daha Yesrip’e ulaşmadan Somali Müslüman olmuştu. Ecdadımıza bakarsak gazi İmam Ahmet Gürey. O zamanki Somali’yi sömürmek isteyen Abbisinyalarla, Burtıgıslerle mücadele etmedi mi? Sayıd ve şairimiz Mohamed Abdulle Hasan onun ve derviş ordusuyla İngilizlerle mücadele etmediler mi? Çanakkale’de verilen bir savaşın, bir benzeri, Somali dervişleri İngilizlere karşı verildi. Şeyh Hasan Barsane bu ülke için canını feda etmedi mi? Birinci dünya savaşında Osmanlının yanında yer aldı Somali. Emperyaliste karşı verdiği çetin mücadeleden dolayı hiçbir zaman sömürge devleti olmadı. Afrika kıtasında batılı sömürgesi olmayan tek Müslüman ülke Somalidir. Bu duruşundan dolayı hala saldırılıyor ve bunu acısını hem geçmişte hem de bugün çok kötü şekilde çekiyor.
İngilizler 1920 yılında karadan, havadan ve denizden Somali’yi bombalamaya başladı. Müslümanlara, Osmanlı devletine ait ne kadar tarihi eser var ise yok edildi.  Bildiğimiz üzere Afrika’da sömürge altında kalan diğer ülkeler bağımsızlıklarına ulaşmaları için hep birlikte mücadele vermedik mi?  Bize Afrika aslanları diye adlandırmadılar mı? Hiç düşündünüz mü? Neden sömürgeciler diğer Afrika ülkelerini sadece İngiltere sömürge yaptı ya da sadece Fransa veya İtalya? Lakin Somali’ye geldiğimizde bir sömürgeci değil binlerce sömürgeciler Somali’yi sömürmeyi istediler, mesela güney Somali’de İtalya, kuzeyde İngiltere ve kıyı bölgeleri ise Fransızlar işgal etti. Bu da yetmezmiş gibi Portekizliler sömürmeye kalkışmadılar mı? Bunu sebebi nedir? Şöyle ifade edeyim: Eski Firavun memlukları Somali’ye geldiklerinde o kadar hediyeler verdik ki hata bu toprak tanrının toprakları kendi inançlarına göre ya da ecdadımızın toprakları demişlerdi? Öncelikle Somali anlamı “zu,malin” mal sahibi anlamına gelmiyor mu? Afrika boynuzu olarak adlandırılan Somali, kıtadaki en uzun sahil şeridine sahip… Arazisi genel olarak platolar, düzlükler, dağlar ve yaylalardan oluşur. Kadim dünyanın en önemli ticaret merkezlerinden olan Somali, günümüzde halen aynı özelliğini korumaktadır. Tarihi İpek Yolu'nun Afrika kolu Somali'den geçiyordu. Bu kadar sömürgecilere hep birlikte mücadele verdik, gördüğünüz üzere şimdiki Afrika ülkelerine bakarsak resmi dilerini ya Fransızca ya da İngilizce değil mi? Somali olarak kendi öz dilimizi kullanmıyor muyuz? Bu da emek vererek ulaşılan bir mücadeledir.
O zamanlar böyleydik de şimdi hata nerede?
“Bir kardeş insanin omuzu gibidir” diyen atasözümüz unuttuk mu?  El ele kol kola birlikle beraberlikle yan yana kardeşçe bu dinimiz için ülkemiz için aynı hedefe koşturan ecdadımızın emanetlerine neden sahip çıkmıyoruz?
Acaba hata nerede?
Birlikle dostça hareket etmemiz lazım. Allahu Teala bize şöyle buyuruyor: “kafirler birbirlerinin dostlardır! Böyle yapmasanız yeryüzünden fitne ve büyük fesad çıkar” (enfal süresi 73 ayet).
Bahsetmeme gerek duymuyorum ama bir örnekle yetinmek isterim. Bütün İslam âlemi hemen hemen gördüğümüz gibi Müslüman, Müslüman kardeşine öldürmesi,  her bir taraf “allahü ekber” diyip birbirlerini vuruyorlar. Nerede birliğimiz? Herkes dini adına belirli bir amaca ulaşmak istiyor. Burada Resullullahı, (sav) hadisini hatırlayalım “iki Müslüman savaşırlarsa ölen ve öldüren cehenemede” demedi mi?
Şimdi 1991-94 yılında neden 34 ülke Somali’ye saldırı düzenledi ona bakalım. BM ve ABD 34 ülke ile Somali’ye müdahalede bulundu. Çünkü Somali’nin yeniden İslamcıların eline geçmesin diye… Ayrıca ABD meşhur Hollywood her zamanki gibi Somali’ye de el attı ve “black howk down” filmini çekti. Böylece zihinler de yine Somali ile ilgili olarak bu filmin bıraktığı kırıntılar kaldı.
Ve son olarak kesinlikle onlardan örnek almamızı gerektiğini düşünüyorum, Somali’nin bağımsızlığına ulaşması için 1940’lı yıllarda gencecik 13 kişiden oluşan  (çoğu da okumu, tahsil görmüş değildi) Onlar o halleri ile çalışırken Allahın izniyle, onların takdiriyle, bugünlere geldik ve eminiz ki oların hedefi iktidara gelmek, iktidar nimetlerinden faydalanmak değildi başkaları gibi. Onların hedefi istiklali getirmekti. Önemli olan ülke için güzel bir şey yapmaktır, iktidara gelmek değildir. Tüm sevgili gençlere buradan sesleniyorum. Sözüm her ülkedeki Müslüman gençlere. Biz de onlar gibi olmalıyız, fedakârlık yaptılar biz de yapmalıyız. Bugün bize ne oldu?
Bir yerde bir hata var.
Acaba hata nerede?!
Son sözüm de İsmail GÖKTÜRK hocamın ifadesiyle son nokta koymak isterim:
 “biz medeniyet çocuklarıyız”
              Saygılarımla

              Buleer83@hotmail.com

2 yorum:

  1. Yüreğine sağlık Dostum !!

    YanıtlaSil
  2. Acı ama gerçekler bunlar maalesef. Çok güzel içten bir yazı olmuş.. Kalemine, kalbine sağlık. Tebrikler...

    YanıtlaSil