HIZIR VE EHLİYET/Şeyhşamil EJDERHA








''Hikmeti gayet çok, amma rüya zor
Kanım donuyor bakınca, esrarın rüyana denk bir müşamba
Korkmadan tırmanmak kelimelerin ortasına
Buyruklar karanlığa düştü, kül düştü il düştü gün ortasına
Şimdi şafak yalnız, bahara daha çok, ansızın uçacak kuşlar''

Son mısrayı söylerken gökyüzüne baktı ve tekrar etti sesini yükselterek: '' Şimdi şafak yalnız, bahara daha çok, ansızın uçacak kuşlar''
            
Gökyüzü bugün çok güzel görünüyordu. Dağların yükselişiyle birleşmiş, açık mavi rengiyle ağaçların yeşilliğine uyum sağlamıştı. Manzara gerçekten çok güzeldi.
            
''Evet Şimdi şafak yalnız bende yalnızım. Bahara istediği kadar vakit olsun yeter ki sen yanımda ol'' dedi. Karısına dönerek. Ve devam etti:
           
'' Alkışlar, yalvarışlar, bin içimlik su kırbamda
Hadi, kumanda et de göreyim dil, aya
Bin aya kadar bayram uzak, hedef şurada
Hurdam sevda yüklü, çirkin ne varsa kırık dökük 
Aşk, kırılgan bir Meryem, sırrı bir gerçek
Sevecek ne varsa bakir bir dolunay, çiçek daha uzak''
           
            
''Aşk, kırılgan bir Meryem..'' dediğinde karısı gülümsemişti. Bir kez daha artmıştı ona olan sevgisi.
            
Yüzünü tekrar ileriye döndürdü. Gözlerini kapattı, bir süre öyle durdu. Sonra açtı ileriye baktı, gördü, izledi... Sanki baktığı her şeyi hafızasına kaydetmek istiyordu. İlerideki iki kavak ağacını, aşağıda boylu bayunca uzanan Sır Barajını, dağların gökyüzüyle olan ahengini, güneşin içine girdiği bulutu, güneşi sanki beynine resmetmek istercesine baktı, her şeye... Sonra tekrar kapadı gözlerini karısına döndü, açtı. '' Hikmeti gayet çok,  amma rüya zor/ Kanım donuyor bakınca, esrarın rüyana denk bir müşamba ''

''Meryem '' dedi karısına. '' Rüyanın... Rüyaların hikmetleri gerçekten çok ama gel gör ki o rüyadaki esrara bakınca kanım donuyor. İşte o zaman, o rüya insana nasıl zor geliyor biliyor musun?''
            
Karısı yine gülümsedi ona ve elinden tuttu: '' Bilmem '' dedi. Başını kocasının omzuna yaslayarak... ''Anlatsana''

            
Kocası gözlerini barajın üzerine çevirdi. Sanki barajın üzerinde bir şey görmek istiyordu. Gözlerini bir noktada sabitledi. Sanki baktığı şey barajın üzerinde dalgalanan su değil de gözlerinin içinde akan geçmişiydi.
Ve anlatmaya başladı:
            
'' Bir gün köyde nenem gilin evine gitmiştim... Evde bir kardeşim Fazlıalp vardı. Annem, nenem ile birlikte eşki kesmeye gitmiş. Fazlı da evde televizyon izliyordu. Beni gördüğünde  '' Abi tam zamanın da geldin ben de çay demlemiştim. Artık birlikte içeriz '' dedi.
            
Ben de : '' Tamam '' dedim. '' Hele bir elimi yüzümü yıkayayım birlikte içeriz.''
Elimi yüzümü yıkadıktan sonra evin yan tarafında bulunan toprak dama vardım. Buraya nenem gil ayaz dam diyorlardı.
            
Nenem gilin evi köyün diğer evleri gibi iki katlı, altı ahır üstü evdi. Ayaz dam ise alt katta bir oda fazla bulunmasından kaynaklanıyordu. Nenem de burayı bir nevi balkon olarak kullanıyordu.
            
Ayaz dama vardığımda Fazlı çayımı doldurmuş beni bekliyordu. Sandalyeyi çektim masaya oturdum. Rüya hali işte tam masadan çayı alıp arkama yaslanacaktım ki bir kurşun kulağımın dibinden geçip masaya saplandı. Kurşunun geldiği tarafa çevirdim yüzümü o anda evin penceresinde lise arkadaşım Elif'in elinde tuttuğu silahın namlusunu bana çevirip ateş ettiğini gördüm hemen eğildim neyse ki yine kurşun masaya denk geldi, gerçi masaya değil de bana isabet etseydi kurşun bir şey olmazdı ya, sonuçta bir rüyaydı ama rüyanın hikmeti değişir miydi bilmem? Neyse, ben hemen kaçmaya başladım bir anda kendimi nenem gile giden yokuşun ucundaki köprüde buldum. Arkama bakmamla bir kurşunun, köprünün taşlarına saplanması bir oldu. Ben hemen köprüden aşağı atladım ve koşmaya başladım birden hava karardı, derenin içi bana yabancılaşmaya başladı. Elif ise hâlâ beni takip ediyordu elindeki tabancayla. Ben koştum, kaçtım, yoruldum bir anda Elif'in arkamda olmadığını fark ettim hemen ileride sarmaşıkların arasına saklandım. O anda Elif'i elinde silahla beni aradığını gördüm. Ve bir sarsıntıyla gözlerimi açtım. Gözlerimi açtığımda nenem gilin çardağında yatıyordum... ''

*  *  *
         
Gözlerini açtığında kendisini odasında buldu. Saat sekize on beş vardı. Okullar kapandığından beri ilk kez bu kadar erken kalktığını fark etti, gülümsedi. Pencereye gidip dışarı baktı. Karşı evin duvarındaki delikte kendilerine yuva yapmak isteyen serçelerin çabasını izledi, bir süre sonra gözlerini kapadı serçelerin söylediği türküyü, ana caddeden geçen bir arabanın sessini,  annesinin evin içindeki adım seslerini, kapı gıcırtılarını dinledi. Ufak tefek seslerin dışında şehirden, başka ses gelmiyordu kulağına. Bir an, yaz boyunca şehrin kendisiyle aynı anda uyuyup, uyandığını düşündü. Gözlerini açtığında aklına iki gün önce köyde gördüğü rüya geldi. Lise arkadaşının kendisini bir silahla kovalayışı ve kendisinin kaçışı... Rüyanın hikmetini çözmeye çalıştı. Ama olmadı.
''Hayırdır inşallah '' dedi.
           


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder