ZAMANDA YOLCULUK: BURSA / Murat TÜRKMENOĞLU

 Hava yarı aydınlık… İnce ince bir yağmur, bir rahmet yağıyor dua ile korunan o ulu şehre, Ulucaminin şehrine.

Bursa Ulucami, tüm islam coğrafyasının beşinci en önemli ibadetgahıdır. Bunun çeşitli sebepleri olsa da, tarihi caminin üç girişinin herhangi birinden girip içerdeki havayı solumak, hissetmek size her şeyi anlatır; yirmi adet kubbesi, kalın duvarlara, on iki adet yığma fil ayağa bağlı kemerlere ve pandantiflere dayanır. Özellikle tek bir çivi çakılmadan, birbirine geçirilerek inşa edilmiş ahşap oyma minberi gerçek bir şaheseridir. Minberin bir yüzünde Güneş sistemi , diğer yüzünde ise samanyolu galaksisi tasvir edilmiştir. Caminin tam ortasındaki şadırvan müminlerin abdest almaları için yapılan ve kışın sıcaklık; yazın serinlik veren etkileyici bir yapıdır.

Hikaye odur ki, zamanın hükümdarı Yıldırım Beyazıt Han Niğbolu seferinden zaferle dönmesi durumunda Bursa' ya yirmi tane cami yaptırma sözü verir. Seferden zaferle dönünce de bu sözünü tutmak ister, fakat zamanın alim ve velilerinden Emir Sultan (k.s) hünkâra şu öneride bulunur:

“Keşke yirmi ayrı cami yaptırmak yerine yirmi kubbeli tek bir Cuma selamlığı yaptırsanız hünkarım.”

Bu fikri uygun bulan Yıldırım Beyazıt Han inşaanın başlaması emrini verir. Öncelikle caminin yapılacağı arazide yer sahibi olanların topraklarının kamulaştırılması gerekir. Bu amaçla cami için uygun görülen arazi üzerinde, o beldede  kimlerin yeri varsa izin istenir. Müslüman imtihan üzeredir, elhamdülillah bunu bilen bir ümmetin nesliyiz. Bir rivayete göre on altı köşeli o meşhur şadırvanın olduğu yerde bir gayrimüslim kadının evi vardır. Kadın yerini vermek istemez. İkna edilir denilerek inşaata başlanır. Bu sırada kadına paralar teklif edilir, ikna edilmeye çalışılır, fakat o bir türlü ikna olmaz. Bir taraftan da inşaata devam edilmektedir ve şadırvanın olduğu yer boş kalmıştır. Sonra bir gece o kadın rüyasında mahşer meydanını görür. Onlardan birinin önünde vakur bir şekilde yürüyen Emir Sultan hazretlerini görür ve tanıdığı herkesin de onun pesinden gittiğini… Kendini Emir Sultan'a göstermeye çalışır, ona yanaşır; fakat Sultan ona dönüp bakmaz. Bunun nedeni olarak da şu sitemde bulunur:

“Sen bize bir cami yerini çok gördün der.”

Kadın uyanır uyanmaz Emir Sultan hazretlerinin yanına gelip rüyasını anlatır ve şöyle der:

“Ben yerimi vakfetmeye hazırım ve eğer kabul ederseniz bunun için bedel de almayacağım.”
Osmanlı Devletinin bu kadar uzun süre ayakta kalmasının sırlarından en önemlisi belki de tebaasına gösterdiği adalettir ve din kurallarını uygulamada gösterdiği hassasiyettir. Evet işte burada da bunun en güzel emsallerinden birine şahit olunur.

Kadının bu sözleri üzerine toprağı kabul edilir ve parası da ödenir. Lakin hassasiyeti belli etmek adına o bölgeye şadırvan yapılmasına karar verilir. Maksat şudur ki, gönülsüz verilen yerde en azından namaz kılınmaması, secde edilmemesidir. Aynı rüyada olduğu gibi kadın nasıl suda temizlendiyse buraya gelen müminler de burada abdest alsın ve temizlensin istenir.

Evlerin kocaman gözleri tek tek yanarken gökyüzü kara yorganını üzerimize çekiyor şimdi. Evler ışıkla aydınlanır da, insanlar nasıl haya eder, nasıl aydınlanır? Zahiri olan karanlıktır belki, lakin Şeyh Hamid-i Veli gönüller için bir ışıktır.

Hikaye odur ki, Şey Hamid-i Veli hazretleri Bursa'dan ayrılırken ,bugün dua çınarı denen yerde ona yetişir Molla Fenari. Molla Fenari , Şeyh Hamid-i Veli' ye şehirden ayrılmaması için rica eder ve çok yalvarır; ama Somuncu Baba kararlıdır, sırrı faş olduğu için Bursa’daki görevinin bittiğine inanmış ve yola öyle çıkmıştır. Molla Fenari ne kadar dil döktüyse ikna edememiştir onu. En nihayetinde şöyle der:

“Madem gitmekte kararlısınız o halde Bursa’mıza dua buyurunuz.”
Somuncu Baba bunun üzerine Bursa' ya yönünü dönerek feyizli, bereketli bir şehir olması ve yeşil olarak kalması için dua eder. Bugün Bursa'da bu çınarın bulunduğu yere “Dua Çınarı” denir.

Bursa, güzel Bursa, yeşil Bursa, canım Bursa. Bu şehir toprağında ecdadı, kutsalı, tarihi barındırır. Eski Bursa’nın sokaklarında gezerken geçtiğiniz her yerde, bastığınız her toprakta içiniz bir duygu selinde gezinir. Ruhunuz bazen Osman Gazinin adına hutbe okutup beyliğini ilan ettiği gün gibi coşkuludur, bazen onca fethe mazhar olup da gururun zerresini göstermeyen Orhan Gaziyi anlamaya çalışır, bazen o büyük cengâver, korkusuz hünkâr Yıldırım Hanın Emir Sultana gösterdiği tevazu altında ezilir, kimi zaman kanatlanır bir kuş olur nöbet tutar Çelebi Mehmet’ in Yeşilinde, kimi zaman çıkar bir Hüdavendigar mamur olur şehr-i Bursa gibi. İçinize bir sakinlik çöker, manevi bir huşuya bürünüp huzur bulursunuz.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme