Hidayet Bağcı'nın TAŞLARA DOKUNAN SESLER Kitabı / Hasan KEKLİKCİ

Yoldaki Kalemler internet sitesinde yazıları yayınlanan ve şahsen tanıdığım Hidayet Bağcı kardeşimiz, ilk kitabı olan “Taşlara Dokunan Sesler” adlı eserini imzalayıp göndermiş. Nazik düşüncesi için teşekkür ediyorum.

Her ne kadar yazılarının birçoğunu Yoldaki Kalemler İnternet sitesinde, ekrandan okumuş olsak da tüm yazıları baştan sona bir kitapta, kâğıttan okumak apayrı bir duygu. Teknoloji okura; kitabın kokusunu verecek, sayfa çevirmenin zevkini tattıracak bir icat bulamadı hâlâ.

İlâhiyât Yayınlarından çıkan kitap; iki bölüm, on sekiz hikâye olmak üzere toplam seksen yedi sayfadan oluşmaktadır. Edebiyatın başkenti Kahramanmaraş’tan çok güzel eserler çıkıyor son yıllarda. Bunlardan; Hasan Ejderha’nın Sokakbaşı romanı, Ali Avgın’ın Han Duvarları/Kalbe Düşen Kor romanları, Mehmet Gözükara’nın Seyyah Yazar/Gezeken Gördüklerim ve Alın Çıkını, Abdulhakim Eren’in Kendi Penceremden/Beş Ünlü Ozan; Hüseyin Burak Us’un şiir kitabı Kim Geldi Penceresi ilk aklıma gelenler. Tabi ki bunların dışında çok güzel kitaplar da okuyucuyla buluştu şehrimizde.


Kapağı açıldığı andan itibaren araya ayraç konmadan, geri kapatılmadan zevkle okunup bitirilecek güzel bir eser meydana getirmiş Hidayet Bağcı.

Taşlara Dokunan Sesler’i okurken; Ali Ayçil’in Yenilgiden Dönerken, Şükrü Erbaş’ın İnsanın Acısını İnsan Alır, Filibeli Ahmet Hilmi’nin A’mâk-ı Hayâl, Ferîdüddîn Attâr’ın Mantıku’t Tayr’ı gibi kitaplar gelip geçiyor insanın aklından. Nurullah Genç çıkıyor bir anda karşınıza: “Çatlıyor da mezarım dışa vuruyor beni, /Terâzi, rüveydaya divân kuruyor beni…” diyor. Ve “Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına/bir güvercin uçurup kıtalar arasından…” diye en baştan başlamak istiyorsunuz o an. Bir bakıyorsunuz elinizde doksan dokuzluk bir tespih, bir bakıyorsunuz parmağınızda firuze taşlı altın bir yüzükle şükür tespihi çekiyorsunuz otuzüçlük. 

Tabi ki kitabı baştan sona anlatmak olmaz ama öyle güzel cümleler var ki buraya aktarmadan geçmek haksızlık olur. Sonra; biz bu müstesna cümleleri yazalım ki siz kitaptan okuyunca, daha önce tanışıp sevdiğiniz bir dost bulmuş gibi mutlu olasınız. “Biraz olsun uyumak dinlendirirdi, zihnindeki başı ağrıyan cümlelerini.” diyor Hidayet Bağcı ve bir anda kendinize geliyorsunuz. Başınızı neyin ağrıttığını aslında başınızda ağrıtacak bir şeyin olmadığını, ağrıya sebep olanın “başı ağrıyan cümleler” olduğunu anlıyorsunuz. “Ben de otobüse binerken kalbimin bir cebine evimi diğer cebine ise zamanı aldım. Tek kişilik mi kart geçirmeliyim yoksa üç kişilik mi?” Otobüse kaç kişiyle bindiğinizi çözmeye çabalıyorsunuz bir an. “Kimi camlarda gözyaşı varken mutluluk gelmiş silmiş o hüzünlü lekeyi, kimisi azimle elde ettiği başarıyı diğer camdaki lekelere anlatırken bir diğeri “o kadar sevinme sadece koru başarını!” diyerek takdir ediyordu.” diyor Camdan Hikayelerde.

Camdan Hikayeler; Ferhat Ağca’nın İki Kapılı Bir Otobüs hikayesini hatıra getiriyor ilk anda. Aklınız bir şehirde bir halk otobüsüne gidiyor. Fakat Ferhat Ağca gördüklerini, Hidayet Bağcı düşündüklerini, daha doğrusu hayal ettiklerini kaleme alıp yazıya dökmüş. Henüz yayınlananı görmedim ama inşallah Camdan Hikayeler yazılmaya devam eder ve günün birinde kitap olarak önümüze gelir.

 “Her güzellik dua ile başlar” diyor Taşlara Dokunan Sesler -4’ün başında.

Oradan ilham alarak Taşlara Dokunan Sesler’in okuyucusunun çok olmasını ve yeni kitaplarının bir an önce okuyucusuyla buluşmasını can-ı gönülden temenni ediyoruz.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme