DÜŞE YATMAK (Alişarlı Emiş) /Teyfik KARADAŞ

Benim çocukluğumda dedem, babam, amcam ve yakın akrabalarımın hepsi hayvancılıkla uğraşırdı. Daha doğrusu köyümüzün tamamı hayvancılık yapardı. Hayvancılık (kara keçi) köyümüzün temel geçim kaynağıydı. Köyümüzdeki her ailenin az veya çok keçisi bulunurdu. Köy halkı keçilerin etinden, sütünden, kılından ve oğlağından yararlanarak geçimini sağlardı. Köylülerimiz keçilere kışın köyde veya köye yakın yerlerdeki kışla adını verdiğimiz barınaklarda bakar, yaz gelirse yaylalara göçerdi.

Ben on bir yaşındaydım. O sene mayıs ayının sonunda Mağaralı Yaylasına göçmüştük. Zaten Mağaralı Yaylası bize aitti. Bizden başka hiçbir sülale, hiçbir aile, hiçbir kimse konup göçemezdi. Mağaralı Yaylası; dereleri, tepeleri, esikleri, düzlükleri obrukları ve toprağında yetişen kenger, geven, çakşır, üçgül, kekik gibi binlerce tür bitkiyle ülkemizde eşine az rastlanan bir coğrafya parçasıdır. Aynı zamanda göklere yükselen karlı dağları, bu karlı dağlarda yetişen sedir, köknar, ardıç, meşe, şimşir gibi onlarca çeşit ağaç ile yörede adından söz ettiren önemli bir havzadır. Farklı bir pencereden baktığımızda bağrında yetişen sümbül, çiğdem, papatya, orkide gibi çiçeklerin kokusu ve yıl boyu kar kütlelerinin altından akan buz gibi soğuk sularıyla keşfedilmeyi bekleyen dünyanın saklı cennetlerinden bir köşedir. İşte kelimelerle tarif edilemeyecek kadar güzellikte olan Mağaralı Yaylasına göçtüğümüz sene babamla, amcam keçileri, amcamın oğlu İsmail ile ben de oğlakları güdüyorduk.

Bir gün babam ikindi vakti sürüyü otlatmaya gitmişti. Akşam dönüşte üç tane keçinin, dört tane dişi çebicin kayıp olduğunu sağım esnasına fark ettik. Havanın karanlık ve bölgenin sarp kayalıklarla kaplı olması nedeniyle kayıp hayvanları aramaya hemen gitmedik. Sabah ışıyınca amcam, babam ve ben keçilerin kaybolduğu Çatal İnlik bölgesine gittik. Sedir ve köknar ağaçlarının altlarını, bölgedeki her kayanın dibini, taşların deliklerini santim santim aradık, hayvanlarımızın ölüsünden de dirisinden de hiçbir emare bulamadık. Hayvanlarımızı ayı veya kurt gibi vahşi bir hayvan yese ayaklarından, boynuzlarından veya kemiklerinden mutlaka bir parça kalırdı. Hırsız çalacak olsa; sütlü keçilerin yerine daha iyi para edecek tekeleri veya kısır keçileri götürürdü diye düşünüyor, bu nedenle sütlü keçilerin kayıp olmasına bir anlam veremiyorduk. Karlık, Eşme, Keş Dağı gibi komşu yaylalarda oturan obaların çobanlarının da hepsine sorduk, sual ettik ama olumlu bir sonuç alamadık. Üç gün boyunca dağlar kazan biz kepçe yöremizdeki her yeri didik didik aradık, kayıp hayvanlarımızı bir türlü bulamadık. Sanki yer yarılmış, bizim hayvan içine düşmüştü. Hayvanları bulma konusun da umudumuz tükendi.  Sahip olduğun bir şeyi yitirmenin ne kadar zor olduğunu yaşım küçükte olsa böylelikle öğrenmiş oldum.

Akşam yemeğinden sonra çadırın önünde hem çay içiyor hem gelmişten, geçmişten sohbet ediyor, hem de kayıp olan keçilerimizle ilgili çeşitli yorumlar yapıyorduk. Babam birdenbire irkilerek “çözümü buldum” diye bağırdı.

Ben- “Nasıl bir çözüm buldun baba?” dedim.

Babam- “Alişarlı Ermiş’i buldum oğlum” dedi.

Ben- “Alişarlı Emiş ne yapar, bize nasıl yardımcı olur baba?” dedim.

Babam- “O uyursa, düşünde bizim keçilerin olduğu yeri veya başlarına ne iş geldiğini görür oğlum” dedi.

Ben- “Nasıl görecek baba, ben böyle işlere inanmam” diyerek itiraz ettim.

Babam- “Sen sabah erkenden Alişarlı Emiş’ in yanına gideceksin, selamımı söyleyeceksin, o keçilerimizi bulur” dedi.

Ben- (İtiraz etmeden) “Peki babacığım” dedim.

Sabahleyin kalkar kalkmaz güneş doğmadan önce düştüm Tekir’in yoluna. Balta girmemiş ardıç ormanların arasındaki patika yolda yürümeye başladım. Yolda yürürken adımlarımı hızlı hızlı atıyor, içimdeki korkuyu atmak için bazen türkü söylüyor, bazen şiir okuyordum. On beş dakika kadar sonra hava aydınlanınca, Tekir Köyü bütün ihtişamıyla uzaydan çekilmiş bir kartpostal gibi gözükmeye başladı. Benim ruhumdaki korku hissinin yerini mutluluk aldı. Ağaçların başında öten kuşların sesleri ruhumu dinlendirirken, geçtiğim yollardan bir öte, bir beri geçen tavşan, sincap gibi hayvanlar irkilmeme neden oluyordu. İşte böyle güzel bir halet-i ruhiye içinde Yeşilgöz çayının doğduğu yere indim. Yeşilgöz’ ün buz gibi sularıyla elimi yüzümü yıkadım. Biraz dinledim ve Alişarlı Emiş’in yanına gitmek için yola koyuldum.

Alişarlı Emiş önceden tanıdığım mütedeyyin bir insandı. Oğlu Osman annemin amcasının kızıyla evli olduğu için akrabalık bağımız da vardı. Bu nedenle ilkbahar mevsiminde zaman zaman bizim Kurt yurdundaki çadıra gelir namaz kılardı. Namazını kıldıktan sonra abdestini tazeler hayvanlarını otlatmaya giderdi ama ben o güne kadar düşünde yitik bulduğunu bilmiyordum. Yeşilgöz’ den sonra yoluma devam ederken Alişarlı Emiş’ in hayvanları düşünde nasıl göreceğini düşünmeye başladım. Benim mantığım bu işi kabul etmiyor, hurafe olarak görüyordum. Babamın isteğini geri çeviremeyeceğim için de mutlaka Alişarlı Emiş’ in yanına gitmeliydim. Karaağaç Gediğinden, Tilki Deliğinden ilerleyip Karınca Yolağına vardım. Karıca Yolağından sağ tarafa dönüp Alişarlıların Tahta Köprüsünden geçip Alişarlı Ermiş’in evine ulaştım. Alişarlı Emiş evinin önündeki bahçede yufka ekmek yapıyordu.

Alişarlı Emiş’e: “Bibi ben Yahya Mehmet’in oğluyum. Üç gün önce yedi tane hayvanımız kayıp oldu. Aradık, taradık bulamadık. Babam da beni senin yanına gönderdi. Keçilerimizi bulmalıymışsınız” dedim.

Alışarlı Emiş- “Hoş geldin Teyfik oğlum. Babayın selamı başım üstüne, bu işe de günahmış falan diyorlar ama babanla tuzumuz ekmeğimiz çok. Uyuyabilirsem inşallah bakarım” dedi.

Ben – “Sağ olasın Emiş bibi” dedim.

Alişarlı Emiş- “Oğlum açmısın? Bazlamama yapayım da ye” dedi.

Ben- “Teşekkür ederim Emiş bibi tokum” dedim. (Aç olduğum halde.)

Alişarlı Emiş- “O zaman oğlum sen şimdi git, değirmenin orada dut ye. Benim yanıma öğle namazından sonra gel” dedi.

Ben bunun üzerine Emiş Bibinin evinden ayrılarak Köse Kadirlerin evinin yanından Tekir’e gittim. Tekir’de Yayla Lokantasına giderek karnımı doyurdum. Fazlının Çay Ocağında çay içtim. Murat Remzinin Bakkalından ufak tefek alış-veriş yaptım. Öğle ezanı okununcaya kadar vakit geçirdim. Cemaat camiden çıkınca ben de Alişarlı Emiş’ in evine gittim. Alişarlı Emiş beni evin sofasında karşıladı. “Teyfik kuzum, hayvanlarınız Ali Babanın Taşının, Yoncalı tarafında bir aklana saplanmış, yukarı çıkamıyorlar. Sizinkiler keçileri aramak için taşın başına birkaç defa varmışlar ama o saatte keçiler aklanın arka kısmında küçük bir mağara var orada oldukları için görememişler. Kuzum keçiler açlıktan susuzluktan perişan halde hemen git, keçileri kurtarın” dedi.

Emiş bibi sözünü bitirir bitirmez “teşekkür ederek” geldiğim istikametten gerisin geriye yola revan oldum. Bir an önce hayvanlarımızın bulunması için bazen koşarak, bazen yürüyerek yıldırım hızıyla ilerliyordum. Vakit öğle üzeri olduğu için hava çok sıcaktı. Sıcağın etkisiyle sırtımdan çıkan ter, üzerimdeki elbiseleri iyice ıslatmıştı. Saman taşına varınca beş dakika mola verdim. Saman Taşının Pınarından su içtim, elimi yüzümü yıkadım, biraz nefesimi toplayıp aynı hızla yoluma devam ettim. İkindi ezanı okumadan yayladaki çadırımıza ulaştım. Nefes almadan Alişarlı Emiş ’in söylediklerini babam ve amcama anlattım.

Babam ile rahmetli Ali amcam zaman kaybetmeden ellerine bir ip alarak Ali Babanın Taşına gittiler. Keçileri Alişarlı Emiş ‘in söylediği yerde bulmuşlar. Amcam aşağı inmiş aklandaki keçilerin boynuza ip bağlamış. Babam yukarıdan ipi çekmiş, amcam aşağıdan keçiyi kaldırmış, sırasıyla bütün hayvanları çıkartmışlar. Ardan bir saat geçmeden keçileri alıp geldiler. Gerçekten de keçiler açlıktan ve susuzluktan perişan haldeydi. Sütlü keçilerin memeleri kör olmuş artık süt vermiyordu. Bütün keçiler zayıflamış, kılları dökülüyordu. Her şeye rağmen yitik hayvanlarımız bulunduğu için obamızda bayram havası esti. Hayvanlarımıza ot toplayıp yedirdik, su ısıtıp içirdik. Keçilerimiz bakımı iyi olunca bir hafta sonra iyileşti.

O günden sonra vefat edinceye kadar ne zaman Alişarlı Emiş’ i görsem önünde saygı ile eğildim. Ne zaman bir müşkülüm olsa duasını istedim. Alişarlı Emiş ‘in öldüğünü aylar sonra duyunca göz yaşı döktüm. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Ben Anadolu’nun her yöresinde bir Alişarlı Emiş olduğuna inanıyorum. Allah ülkemizden Alişarlı Emişleri eksik etmesin. Büyüklere saygı hem dini hem insani bir görevimizdir. Bütün büyüklerimiz başta olmak üzere, özelliklede Alişarlı Emiş gibi manevi büyüklerimize her zaman saygı göstermenizi diliyorum.


5 yorum:

  1. Teşekkür ederim. Emiş Bacı bizim için çok kıymetliydi. Allah'ım rahmet eylesin.
    Selamlar

    YanıtlayınSil
  2. Allah rahmet eylesin ruhu şad olsun

    YanıtlayınSil
  3. Emiş Bibi bir iman ve gönül insanıydı. Mekanı cennet olsun.

    YanıtlayınSil
  4. Alişarlı Emişler eksik olmasın

    YanıtlayınSil
  5. ALLAH ım Gani gani rahmet eylesin inşallah babama da alişarlı emiş bibiyede diline eline sağlık hocam o anı yaşamış gibi oldum 👍

    YanıtlayınSil