Onlar erdi muradına biz çıkalım
kerevetine…
Ey Azîzân! Ey Münrvverân! Ey Ârifîn!
Yüreklerimizi yanımıza alalım, saflarımızı sıklaştırıp kendimize en önden yer
tutalım. Çünkü anlatacaklarımın şahitliğinde elbet bir hikmet vardır. Çünkü
mahşer meydanında mizan terazisinin önünde “Ben buna şahidim Ya Râb!”
diyeceğiniz şey, Dükkânımız’ın Mesul Müdürü ve aynı zamanda Mayın Südür Hacı
Ahmet Deliboz Emiroğlu Abimiz’in izdivacı! Böyle bir şeye tanıklık etmemizi
nasip eden Rabbim’e şükürler olsun.
Efendim izdivacı an be an anlatsak
belki de küçük çaplı bir ansiklopedi çıkar ama biz yine de gönlümüze şifa
olmasını umut ettiklerimizden bahsedelim. Evvela belirtmek istediğim birkaç
husus var. Öncelikle biz yakın çevresi olarak Ahmet Emiroğlu’ndan Südürüm diye
bahsederiz. Şahsına münhasır hâlleriyle bizleri mest etmesi bu unvanı
doğurmuştur. Öte yandan henüz yazının başındayken hiç bekletmeden bu izdivacı
gerçekleşmesinde emeği bulunan ve düğün yazılarının ilkine konu olan Ruh
Şifacısı Uzdil ailesine de hürmet ve şükranlarımızı sunalım. Kendilerinin imar
ettiği P.T.T. halen bir fiil işliyor. Bir diğer mevzu ise bu yazıya konu olan
kişi, kurum ve kuruluşlar “İçeri”den anlaşılacak şekilde adlandırılmıştır.
Kültürümüzde ve inancımızda düğün
diye ifade ettiğimiz faaliyet iki gönlün evlilik müessesiyle bir araya
geldiğini duyurmasıdır. Südürüm de bu niyetle başta biz dostlarına bu yola
girdiğini duyurdu. Sevincimizden ne yapacağımızı şaşırdık bol bol dua edip
yüreğimiz yüreğinin üstünde sımsıkı sarıldık. Başta dedim ya Südürüm şahsına
münhasır bir insandır. Hallerine hazırlıklı olmak şöyle dursun ansızın
yakalandığınızda bilinçaltınızda olan tepkileri bile veremeyeceğiniz durumlarla
karşı karşıya kalabilirsiniz. İşte böyle bir süreçle karşı karşıya olacağımızı
düşünürken Südürümüz’ün metaneti ve feraseti bilhassa da sevgisi sayesinde
sağlıcakla günümüze kadar geldik.
Bilirsiniz bizim düğünlerimizin
bazı ritüelleri vardır. Bunlardan birisi damada yapılacak ufak çaplı bir
şakayla düğün merasimini renklendirmektir. Örneğin Fatmalılı Şair Kartal’ın
evinin kapısına tuğla ile duvar örülmüştü. Veya Ruh Şifacısı’nın su vanası
sökülmüş, doğalgazı kapatılmıştı, elektrik şarteli indirilmişti. Südürüm’de ise
hiçbir şaka yapılmadı. Çünkü kendiliğinden oluyordu zaten. Ritüellerimizden bir
diğeri ise merasimin zarafetine gölge düşürmeyecek ama okuyanı hem düşündürüp
hem de anlayanı gülmekten krizlere sokacak bir gelin arabası arkası yazısı
yazılmasıdır. Bunun için epey bir mesai harcadık. Birinci öneri Meczup
Muallim’in yani “Ardıç”ın kardeşinden geldi. ‘Hanım tapılması gereken bir
şeymiş.’ Bu laf aslında Südürüm’ün bekarlığında bir çay tütün içmek için dost
bulamadığı bir vakitte ‘Yav abi! Bunlar eşlerini tapılacak bir şey zannediyor herhâlde!’
diye serzenişte bulunduğu an ortaya çıkmıştı. Aslında bu laf Nahırönü ve
Edebiyatı çerçevesinde söylenmişti ama biz herkesin anlayacağı dilden yazalım
dedik. Diğer bir öneri ise fakirdendi. ‘Edem Hazret’. Kayınbabanın bizim
cemiyetimizdeki önemini önceki anlatılarımızdan bilen bilir. Temelinde kişinin
zevcesini yetiştirip büyüten kişiye hürmete dayanan bu sevgi zamanla mizah
literatürümüzde farklı boyutlara da ulaşmıştır. Sonuçta şapırdatmayı seven bir
topluluğuz. Bu çerçevede kayınbabalar bilgi dağarcığımızda ‘Hazret’ statüsüyle
anlamlanmıştır. Südürüm de bu usul gereği Hazret sevgisini epeyce yüreğine
koymuş, mayalamış, pişirmiş kıvamına getirmiş sanırım biraz da abartmıştı. O
kadar ki Kurban Bayramı’nda bayramlaşmaya gelmemiş, Dükkân’ı açıp çayı
demlemesi bile bir aceleyle olmuştu. Kendisini ‘Abi bugün günlerden Cuma, ben
garibim, gurbetten geldim, Dükkân’da ne kadar çay tütün içip dostlarla mülaki
olursam o kadar ruhum şifa bulmuş dönerim gurbete. Dükkânımızı açacak mısın?’
diye sormak için aradığımda henüz telefon bir kere çalmışken meşgule attı ve
ardından en fazla üç saniye sonra bir mesaj gönderdi: ‘Edem Hazret’.
Çocukluğumdan beri tanırım kendisini o mesajı en iyi en rahat halinde olsa o
kadar çabuk yazamaz. O yüzden ben de şu aleyhi öne sürdüm, Südürüm
telefonundaki aramayı mesajla yanıtlama özelliğine ‘Edem Hazret’ diye bir mesaj
ekledi. Ve her fırsatta büyük bir şevkle kullanıyor. Başka ihtimal aklıma
gelmiyor. Zatının bu mesajına karşılık ben de ‘Abi Dükkân’ diye cevap verdim.
Sonrası aktı gitti bin bir keramet ve bin bir şaşkınlıkla. Böylece ben de bu
kerametin ve sevginin meyvesi olan ‘Edem Hazret’ sayihasını önermiş oldum.
Ardından Türbedârımız’ın Südürüm’ü onca uzun bekleyişleri, nişanlandıktan sonra
Dükkân’ın yolunu unutması, bir var olup bir var olmayışından dolayı Südürüm’ün
işini kolaylaştırmak için ‘Evli adam için kesinlik bitmiştir!’ sözünü sarfetmesiyle
Türbedârımız o güne özel kırparak ‘Kesinlik Bitmiştir’ önerisinde bulundu.
Kamuoyundaki bu işte uzman kişilerin de onayıyla artık gelin arabası yazımız
‘Kesinlik Bitmiştir’ oldu. Böylelikle fakir nezdinde en önemli ritüellerden
biri tamamlanmıştı.
Düğün için Şehr-i Maraş’a geldiğim
gün düğünden önce ve hayatımızın geri kalanında Südürüm’ü görebileceğim son
Dükkândı. Hazirun toplanmış hararetli bir şekilde düğün gününün nasıl
yönetileceğine dair Destebaşımız’a bilgi verip fikir ve önerilerini alıyorlardı.
Cemaat epey kalabalık ve rahmet yüklüydü. Sabah Südürüm’ün kaçta uyanacağından
Selçuklu Palas’ın önüne teslimine kadar dakikası dakikasına planlanmış tedbir
bizden takdir Allah’tan denmişti. Bu plan uygulanırken beş asli üç yedek sağdıç
atanmıştı. Bunların ilki Çarşı Şeyhimizdi. Destabaşımız kendisini ‘Sağdıç’ ilan
etmişti. Başta nakdi olmak üzere tüm meselelerden sorumluydu. Ardından Ruh
Şifacımıza ‘Soldıç’ denmişti. Başta Südürüm olmak üzere tüm düğün sahiplerinin
istek ve arzularını karşılamak için görevlendirilmişti. Güllü’nün iki cihan
yoldaşı Lütfü’müz ‘Öndüç’ olmuştu. Çiftimizin izdivacına katkıda bulunmak
isteyen, çorbada bizim de tuzumuz olsun demek isteyen olursa onlardan
hediyelerini alıp listesini tutacak, düğün sonu Südürüm’e teslim edecekti. Her
ne kadar kendisi mikropluk edip görevini iki yaverine aktarmış olsa da görevini
layıkıyla yerine getirdi. Diğer bir görevlendirme ise ‘Ardıç’ namıyla Meczup
Muallim’e oldu. En basit tabirle görevi ardımızı toplamaktı. Her işe koşturdu,
başta Südürüm olmak üzere tüm salonu idare edip yönetti. Art olmak bunu
gerektirirdi. Son olarak da fakir ‘Zordıç’ olarak görevlendirildi. Net bir
görev tanımı olmamakla birlikte nefse ağır gelecek işlerin fakirin sırtına
yüklenmesi gerektiği mesajını almıştım kıt aklımla. Bu şekilde beş sağdıç
düğünün sağ salim hitama ermesi için hem gönlünden hem cebinden hem de ömründen
verdiler. Elbette Südürüm’e canımız feda, elbette Südürüm’ün emri başımız
üstüne, elbette Südürüm…
Çiftimiz salona tüm asilliğiyle
girişlerinin ardından misafirlerini selamlayıp yerlerine geçtiler. Ardından
hafızlarımızın Kur’an tilavetiyle gönüllerimiz bir daha ‘şen’ oldu. Daha sonra
nikah memurunun karı koca ilanıyla Destebaşımız, Ruh Şifacısı Ailemiz ve
Anahtar Başkanımız şahitliğinde resmen aile olduklarına tanıklık ettik. Bu
demde bazı kesimler tarhanalı bir eli böğründe faaliyeti gerçekleştiriyordu.
(Bu kısmı ciddiye almasanız da olur.) Ardından takı merasimleri, minik bir
Südürüm’ü oynatma operasyonu ve daha sonra kapanışla bu görkemli düğünü
sonlandırıp bir o kadar görkemli konvoyla yeni çiftimizi evlerine teslim ettik.
Elbette bu kadar kısa ve öz değildi
fakat anlatmaya benim lisanım ve haddim yetersiz kalır. Hem cennetten hem
gurbetten çok misafirli, her anı fikirli, bol gülünçlü, rahmetli, muhabbetli,
meleklerin gıpta ettiği düğünü Südürüm hanesinde, biz kaldırım taşında, sokak
lambası dibinde Seher Yeli ve Başkomutanla diz dize Türküdâr türküleri
eşliğinde yüreğimiz yanımızda hitama erdirdik.
.jpg)