MALUMATI MAHKÛM KALAN RUHUNA HİTABEN/Sadık ÖNKALALI













Gri rengine siyah çalmış hayat. 
Aklıktan yoksun, çaresiz, bir başına, 
Bedelsiz sandığın bu yaşam.
En ağır külfetin, yalnızlık nakşetmiş ruhuna.

Ve kalırken kaderinle bir başına,
Ağlayışlar unutturmaz yaşananları,
Sızın sızmaz oldu ruhuma. 
Hissetmez olduğum kadar seni,
Beldemin sana ayrılan toprağı, 
Hiç olmadığı kadar çorak.

Ne su tutar artık onu ne bir bakmak,
Ne de senin adını toprağa kazmak.
Tutmaz gayrı göğe, dağa, taşa,
Sevgini yazmak.
En makulü bu olur, senin yalnızlığa yaptığın gibi susmak.

Belli, bilirim ki konuştuğunda kelimelerin suskun,
Akan gözyaşın sana vurgun, biraz da yorgun,
Kimsesizliğinle ahvalin durgun, biraz da solgun,

Neydin be ilk zamanlarda da şimdi ne oldun? 
Bunca zaman sustun da sonunda kustun.
Sabra erdikçe muradın da geçinen bir kuldun.
Sen, aslında, yitip bitemediğin engebeli bir yoldun. 

Durduramadığın yasaklarının en büyük kefaletini,
Ödemiş kasvetinde, yalnızlığın bir bir.
Tahminim, tininde yaşadığın sefaleti,
Haris bırakır bir başka kişi,
Var ya o! Hani senin iliklerine işlediğim,
Ruhuna dokuduğum o manevi,
İşte o öyle bir şey ki, asla yoktur eşi,
Sanma ki sakın var benzeri!

Sandığın anda, işlersin bir yasak daha!
Dokursun gri rengine bir siyah daha! 



***


TÜRKÜN CEFASI HAK DAVAS












Can acısı canlar gider bir bir...
Her milletin sefası bin, Türkün cefası bindir.
Kılıç olmaz , dövülmez ise demir.
Her milletin sefası bin, Türkün cefası bindir.

Bu cefa Rabbinden Türk'e verilmiş büyük bir hediye.
Bir Allah kulu diyebilir mi Peygamber cefa çekmemiş diye.
Lütuf'a sakın ola isyan edilmeye.
Her milletin sefası bin, Türkün cefası bindir.

İbrahim'i ateşe atan nemrut ! kâfir !
Halilullah'ın cefası, ateşte cennet bahçesidir.
Kafirin sürdüğü sefa giderken bir bir.
Her milletin sefası bin, Türkün cefası bindir.

Haksız sefaların sonu hep hezimet
Haksızlık yerine milletime cefa yeğdir.
Durmaz Türk sürer hak yolunda hizmet.
Her milletin sefası bin, Türkün cefası bindir.

O cefa ki bizlere kutlu tek dava
Türk'ün kararı keskin, inancı birdir.
Cihan dar gelir "Allah Allah" nidalarıyla
Her milletin sefası bin, Türkün cefası bindir.
***HALEP SOKAKLARI















Yabancıydı mutluluk halep sokaklarına. 
Sıcak evlerinden muzdarip,
Nerde bir sıcak lokma ?

Evlerinde yanmaz sobaları,
İçlerinde tutuşmuş sobanın korları,
Ağlar minikler  çocukluk  uğramaz oralara.

Annesini kaybetmiş küçüğün gözyaşları,
Feryat mı? Figan mı?  Anlatılmaz yaşadıkları .
Kelimeler yitirilmiş oralarda,
Hayatına köşe kapmaca oyunları,
Döner durur Halep sokaklarında.

Ne yapacağını bilmez oranın halkı,
Kırmızı renge bürünmüş Halep sokakları,
O renge mühür olacak ay-yıldız !
Çıkartılacak bir bir  mazlumun ahı. 

Kökünden kopacak maşayı mesken tutan el
Dayan mümin kardeşim dayan,
Halep’in belinden çıkacak o yel .
Subhane rabbiyel aliyyil alel vehhab nidalarıyla duanı et .
Kulların yalvarır Yarab Halep'e Rahmet.
Kulların yalvarır Yarab Halep'e Merhamet.


***
VATANDAN BATAĞA














Sanma Türk'ün Töresi unutulur,
Unutulursun sandığın anda.
Yapma mazluma zulüm,
Türk'ün tokadı dört bir yanda.
Satma paha biçilemez kendini,
Biçilen ruhun dikilmez sonra.
Atma tohumuna nifakı,
Ararsın kaybettiğin aklı mumla.
Susma vatanına kirli emellerde her kimse,
Sular taşar sen sustukça
Katma haksızı haklıya sakın,
Kattığın zehir olur, ekmeğinde maya
Durma varsa Hak dışı eylem,
Rabbim yanındadır Hak yolunda.

Susturulanlardan olursan eğer 
Ne evlat, ne ana, ne de baba,
Bir bakmışın haktan muzdarip olmuş meğer 
Eş, dost, akraba!

Maşanın ucu kor tutuşu serin.
Türk’te inme gerçeği derin derin.
Türk'ün en büyük düşmanı senin,
Sattığın, o ucuz karakterin ...


***
SEN YOKSAN












Sen yoksan eğer ben de yokum
Sen yoksan eğer, içim sıkışır
Duygularımdan geçen ruhum kırışır
Karalanır bahtım, görülmez hülyalı deniz
Ufkum lanetim olur, her yeni doğan gün gibi
Sen yoksan eğer, gözüm bilmez 
Gönlümün görmediğini gözüm görmez
Kör olurum aklım ermez
Tükenmekte olan izmaritim sönmez.

Sen yoksan eğer, aşk üç harften ibaret
Sevgim, sevene ihanet
Yaşamak bana her an eziyet,
Eylemişim bir kere seni kendime meziyet.
Sen yoksan eğer, hayallerimin ziyneti gider
Gidenin yerine, gelir keder.
Senin yokluğun, beni sürükler
Kim bilir belki şimdi, belki sonra
Herkesin gideceği yere,
Erken giderim ben bu yolla
Görür müyüm seni gözünde yaşla
Farkına var ve ellerine bak sevgili
Boşken aramayasın sakın beni.
Kıymetini bilmediğin günden beri
Geri dön deme sevgili, dönemem. 

Vakit daha erken, zamanı yen 
Benim yolum sen, hasretim sen, özlemim sen
Satırlarım da sen, ömrümde sen, yaşama arzumda sen
Sen yoksan eğer, düşün sevgili, artık var mıyım ben.



BİN DOĞRUYA BİÇİLEN BİR YANLIŞ/Fazlı BAYRAM












kardeşlik yalanlarınızı nasıl örtbas edeceksiniz
artık inanmıyorum
biraz da doğru söyleyin
menfaat deyin mesela
ben de inanayım herkeste inansın

şimdi beni biraz yalnız bırakın
bir müddet ara vereceğim çok karıştı her şey
hatta şair diyenler bile var artık
bir barbarlık var bu işin içinde
hurdacı akıllı adamdır
iş görecekleri tamir eder
satar dört katına

azarlayıp azarlayıp attıkların var ya şair
kırıp kırıp kalplerini geçersin ya sen
işte armağanın tam da bu olacak
bu çirkinliklerin daha kaç kere maskenden düşecek
arkanda bu kadar kırık kalp varken
sen bu yolda duramazsın efendi


RENK/Mustafa Alper TAŞ












kendi baharıyla
bu camlar boyunca saçlarının gölgesi
savrulan suların serinliği
öyle bakıyorsun
darılmış boyunlarıyla
kuşların

kalbini biliyorum
ötede bir telaş

yolumuzda budanmış
dağ ölüleriyle
daha ne kadar kalırız
bir ses duyduğumuzda
şarkılarla karışan biz

o kesik anında
işte mavi bir duvarı var
ölümün.

"AŞK BİR YALNIZLIK ŞARKISIDIR"/Hasan EJDERHA

ÇAĞIRMA BENİ EY SEVGİLİ 

Çağırma beni ey sevgili
Özlem ve umutsuzluk arasında kalmaktan bıktım
Uzak düşler gibisin hep uzak,
Söğüt yeşili gözlerin türkü gibi sıcak
Bakıp bakıp hep kendimi yaktım 

Çağırma beni ey sevgili
Sen dağ dorukları gibi asi ve yükseksin
Ben dağ yamacında yalnız mezar gibiyim
An olur hırçın rüzgârlar gibi esersin
Bense bir yağmur sonrası gibi dingin 

Çağırma beni ey sevgili
Bir gül ömrü kadar bile olmaz düşlerim
Sen yoz kentlerin yaldızısın
Ben saf köylerin sızısıyım
Ellerinde yarım kalır gülüşlerim 

Çağırma beni ey sevgili
Senin anlatacak anıların olur
Benimse anlatamadığım yürek sızıları
Uçurum kenarı çiçek, netameli rüyasın sen
Sana neşeli an, bana acı yarın olur 

Çağırma beni ey sevgili
Gülüşlerimizi paylaşamadık hiç, bilirsin
Yaşayamadıklarımızı biriktiremem artık
Aşkın yalnızlığımı çoğaltıyor hep
Sen yaşanacak değil söylenecek şiirsin 


Bu şiiri size, Durdu GÜNEŞ'in "AŞK BİR YALNIZLIK ŞARKISIDIR" şiir kitabından sundum. Fark ettiniz değil mi ne dediğimi. "Durdu GÜNEŞ'in şiir kitabından" dedim. Niye buranın altını çizdiğimi anladınız değil mi. Durdu GÜNEŞ'i mizah ile biliriz.:
MEMUR OLDUĞUMU KİMSEYE SÖYLEME
BİTKİLERLE SOHBET
EMEKLİ MEHMET EFENDİDEN FIKRALAR

Can GÜNEŞ imzasıyla:
AŞK İNSANI KOMİK YAPAR
BEN HAKİMİM MASUM BEY
HAYVANCA ŞAKALAR
AŞK ÜZERİNE ÇEŞİTLEMELER Kitaplarından bazıları. Hepsi mizah, hep mizah. Gerçekten mizah konusunda dönemine adını şimdiden yazdırmıştır Durdu GÜNEŞ. Hem mizahının kalitesi, hem fikri yönü, hem de mizah ve kültür geleneğimiz açısından mizahımız için hem yeni bir nefes olmuş, hem de kendine ve bu millete özgü yeni bir çığır açmıştır.

"AŞK BİR YALNIZLIK ŞARKISIDIR" gibi güzel bir şiir kitabını konuşmak üzere başladık, mizaha kaydık. Elbette konu Durdu GÜNEŞ olunca şansınız yoktur elbette. Durdu GÜNEŞ, o mizah üretim merkezi gibi hep üreten Durdu GÜNEŞ ve şiir. Açık söyleyeyim ve hatta itiraf edeyim. Mizah ile bunca hemhal olduktan sonra Durdu GÜNEŞ'in adıyla şiir kitabı denince çok şaşırmıştım. "Eh canım benim de bir şiir kitabım bulunsun" babından bir şiir kitabı gelmişti aklıma. Bu arada yakından bilirim durdu Güneş'in şiirle alakasını ama o yıllar önceydi. Mizahta bunca yol almışken, şiirin taa arkalarda kaldığını düşünüvermiştim. Şiirleri okuyunca bunun böyle olmadığını anlamakta gecikmedim. 

Kitabın bir güzel özelliği daha var ki! Kitabın kapağını, Gurdu GÜNEŞ'in kızı sevgili yeğenim Bengisu GÜNEŞ yapmış.  

"ÇAĞIRMA BENİ EY SEVGİLİ" şiiri ile başladık. Seslendirilmiş şiirinin kaydını sunacağım sizlere.

Durdu GÜNEŞ mizahta da şiirde de eğip bükmeden söyleyen bir şair ve mizah ustası. Mizah kitaplarında Durdu Güneş'i okurken hem duygulanacak, hem düşünecek hem şaşıracaksınız. Biliyor musunuz, şiirlerini okuyunca da bu duygulara gark olacaksınız. Bazen nostalji, bazen tam gerçeğin ortası, bazen aşk ve bazen de üzüntünün, hüznün o kendine has tadını yaşayacaksınız.

Hadi Durdu GÜNEŞ'in bir şiiriyle noktalayalım yazımızı.


SÖYLE EY DENİZ! 

Söyle ey deniz!
Dalgaların neden böyle hırçın, neden köpürür
Kederden mi, sevinçten mi pek bilinmez
Sana bakan hep kendi kalbiyle görür 

Söyle ey deniz!
Neden bazen sessizleşir, durgunlaşırsın?
Bir şey söylemek ister ama söyleyemez gibi
Yoksa sende içinde gizli bir sevda mı taşırsın 


Söyle ey deniz!
Bazen suların ne güzel bulut olup yükselir
İmrenirim sana, ağır gelirim kendime bazen
İçimden, benim de hep bulut olasım gelir 

Söyle ey deniz!
Senin yüreğin bazen ısınır, bazen soğur mu?
Benim yüreğim hep sıcak, bazen dayanamam
Onu sana, ara sıra emanet versem olur mu? 

Söyle ey deniz!
Her vuslatın sonu hasret bileceğiz
Şimdi veda zamanı, bir gün kısmet olursa
Kaldığımız yerden devam edeceğiz 

AŞK 

Bir yakıcı büyü gözlerinde
Bakışların mızrak mızrak
Dolaşma kalbimin üzerinde
Nolur bırak 

Bilmezsin içimde kandil kandil
Duygular yanar, umutlar yanar
Bilmezsin bu gönül cahil
Birden kanar 


Sıralar arasında görünüşün
Bir ateş gibi içime dolar
Biçaresi olurum bu kızgın düşün
Rengim solar 

Bir duman olurum mısra mısra
Şiirlere sığınırım çaresiz
Sarılıp ölürüm kefen gibi sayfalara
Sessiz sessiz 

Sen bundan habersiz eğlencelerini
Sürdürüp zevk almaya bakacaksın
Kim bilir benim gibi nicelerini
Yakacaksın 

DURDU GÜNEŞ'İN KİTAPLARI
















BEN SENİ/ Murat TÜRKMENOĞLU









Ben seni…
Loş odayı aydınlatan titrek mum ışığında,
Bir dolmuş durağındaki yalnızlığında,
Yağmurdan kaçıp saklandığın o saçak altında,
Bir çocuğa duyduğun sevginin sıcaklığında,
Ansızın karşına çıkan eski bir dost gülüşünde,
Beraber arşınladığımız yolların keyfinde,
Üzerine giydiğin hatıralar tadında,
Gözlerinde yanan umut ateşinde,
Yüreğinde kopan fırtınalar içinde,
Sus pus kaldığın anların hepsinde
Tüm bunların üstüne;
Adımı duyduğun an
Seni esir alan heyecanların

Tam ortasında, seviyorum...

BİR GURBET, BİR MİLİTAN, BİR SULTAN/Fazlı Bayram









gidiyorum gurbetim içimde gidiyor
şu zifiri sermayenin ortasında
karları papatyalar deliyor
kar bile şaşkın
döş cebimde hüseynî bir armağan
kalbimin sıcaklığında
armağan sultanımın
sultanım şaşırmıyor

ben bu ufak tefek cesedimle
dev cüsseli adamların karşısındayım
dokunsam yığılacaklar

resmî ideolojileri bir türlü aklım almadı
belki çok resmî geldiler bana
oysa hep sivildim onları izlerken ben
gurbet hep içimde gittim
içinde olduğumu da gurbetin çaktırmadım hiç
Nizam-ı Alem’i toplantı yapmak sanırdım
Bosna’da  Ezan okumakmış oysa

bir öykü vardı eskiden
evlenip de giden ağabeylerin gittiği ülke
o ülkede de var mıdır?
genç militanların vatan sevdaları
yoksa somurtkan bir virjinya kedisi midir?
gözlerinden erzak sağılan

tüm cümleleri yeniden gözden geçirelim
öykünün başlığı
yatağına kırgın akan ırmak olsun mesela
anlamıyorum kalayı geçkin kazanı
niye satıyorlar artık
yeniden kalaylatmak yerine
efendiler ben diyorum ki kısaca
nefislerinizin üzerindeki örtüler kalktı

sultanıma dönelim
gün doğmadan sıratıma doğduğunda sen
biliyorsun bu benim sınavım
baştan daha en baştan kaybettim sultanım
geliyorum yine içimde gurbet
gidiyorum yine içimde gurbet
bu sınavı kaybedeceğimi biliyordum
dayanamıyorum hasretine

dikkat !
şarbon mikrobu değil bu
militan şerbeti
civarda görülen tüm şüphelilere içirin
bu şerbet aşka devadır
kınadıklarımızı yaşamadan ölmeyeceğimizi biliyorsunuz
başka müşkülatı olan var mı?


başka müşkül müşkülden sayılmaz
öyleyse konu kapanmıştır.


GÖZLERİMİ MIHLADIM DUVARA/İsmail SAĞIR












Gözlerimi mıhladım duvara, resmini astım
Saniyeler zehir, kendimedir kastım
Camdan bakmaya alıştım dünyaya
Dil çıkardım içimdeki korkunç mumyaya

Niye ve niçinler başucu kitabım
Her gece uykusuz, buhranlara hitabım
Dertler, bir tespih, birkaç kâğıt, bir kalem
Kazanda kaynattığım ağulardan ibaret bir âlem

Can çıkmaz gecelerin bekçisidir bu saat
Uğultular, araba vızıldamaları kulağıma en büyük kabahat
Gündüz soframın kırıntısından yiyen kuşlar
Gece pencereme ziyarete gelseler, işte o vakit bir türkü başlar…


HANÇER / Şeyhşamil EJDERHA









Hançer yüreğimin ortasında
Derinden derine
Bir türküdür dilimde dolaşan
Bilmediğim bir türkü.

Rüzgârın terkisinde yol alan
Gözlerde yaş yok
Ağlama vakti bu an
Rüzgâr sinirli
Rüzgâr hırçın
Rüzgâr güçlü
Ben güçsüzüm.

Ses tellerimin peşinde
Dalga dalga yol alan gelecek
Gelecek  olan sevgili…

Boşluk, sadece boşluk
Hissetiğim anda ölüm
Bülbül olmasaydı anlamı neydi gülün
Elemim, kelamım, anlatılan hikâyem
Virgülle biten tek hecem.

Hissetmek nedir?
Gökyüzünde uçan kelebeği
Düşünceyi, namaz vaktini…

Hançer yüreğimin ortasında
Derinden derine
Bir türküdür dilimde dolaşan
Bildiğim tek türküdür
Seccademin üstünde yol alan…
                                               23/02/2014 01:50
                                               PAZAR


ŞEHİR VE HATIRALAR/Ufuk TÜRK









Evler kül yığınları uzaktan
Güneş vurunca moraran bir sahra
Bir şehir sensiz de oluyor işte
Toprak çekiyor suyunu saklıyor bahara.

Denizler akıyor şimdi penceremden güneşe doğru
Bir yağmur süslüyor göğü baştan sona
İkindiydi vakit ve göç vardı
Kimsesiz bir çoban gibi uzansam dağlara.

Dağlar hep göğsüme göğsüme vuruyor
Ağaçlar yontuyor bakışlarımı
Duvarda yarım camlı babamın kırık resmi
Şimdi beni eski bir oyuncağın hayali avutuyor

Karşıki dağda olmasa
Yaslamasam başımı o dağa
Duramazdım buralarda.

Her akşam dolunca bahçemize ezan
Babamın ‘akşam ezanında evde ol’ tembihleri gelir aklıma
Sonra kırdığımız camlar,
Annemin yaralarımdaki kumları temizlemesi bazen.

Ben, tam da burada
Bitirip sözümü geçip gitsem geceye
Alnımda kalemin izleri durur.
Çocukluğumun masum köylüleri,
Tarlalar dolusu ırgat ve at arabaları.
Eskilerden bir hatıra beni avutur.

Bir rüya şimdi üstüme üstüme geliyor
Korkutuyor beni kurduğum dünyalı cümleler
Düğüm atıyorum acılarıma ve sesime
Hayat son yumruğuyla yere seriyor.

Savaşlar var geceler boyu
Kurşun bir çocuğu vurur şimdi Suriye’de
Çocuk ki çağa dimdik durur gözleriyle
Çocuk ki uçurtma uçurtmalı bahçelerde.

Hançer lazım şimdi, kızgın bir hançer
Dağlayıp gecelerin en kara yerini kanatmalıyım!
                                         
                                        16 Şubat 2014/Iğdır


TOPRAĞIN OĞLU SUDOKU/Fazlı BAYRAM










yetişkin bir sızı dört yanda
dört buçuk ağızdan
ıslak kulaklarla bu çağrı
bu çağda bu çağrı
noktalanır bir şemsiye tepesinden
pıtır pıtır cim karınlarına

sen olmasan yeşil pardesömün
iç cebinde kalırdı bu mektup
yetişkinliğe atılan ilk adımdı bu çünkü
şu kalbimizi kanatan rozetleri
iliştirme vaktidir vestiyerlere derken
derken sıkıcı bir birifing
ve ardından ilk yetişkin tavrı beklerken
asma kilitlerden
Tanrı aşkı yeniden yarattı
ben de ilan ettim elit bir toplantının orta yerinde
dev bir biblonun ardında
son sigaralar söndürülürken
(ben olsam södürülenlerden birisi tütün olurdu o ayrı)
aşkı kuşananlar kahraman ilan edildi
şimdi başka bir yetişkinin
bu konuya ilişkin bir fikri yok
kan içindeyim.

MODERNİZME BİR GEDİK; SÜKÛT/Bekir BÜYÜKKURT

"Bu şiiri, hikâyeyi ben yazmalıydım ya da bu sözü ben söylemeliydim!" dediğimiz halleri belki de sıklıkla yaşıyoruzdur. Bunu adavet ve kin ile değil de, gıpta ve hayranlıkla ifade ediyoruz tabi ki. Lakin bendenizin asıl meramı neden ben yazmadım ya da ben söylemedim değil. Sükût eden insanları gördüğümde hayranlıkla seyreder ve 'neden bende bu güzel insanlar gibi sükût edemiyorum' diye içten içe kendime kızarım.
            MODERN ÇAĞ; VİTRİN ÇAĞI    
Her şeyin görüntüye yani vitrine göre değer kazandığı bir zamanda manayı ve içe doğru derinlik kazanmayı, yücelmeyi esas alan sükût, ehli haricinde anlaşılamayacak ve kıymeti bilinemeyecektir. Efendimiz (SAV)'in 'Ey iman edenler, ya hayır söyleyin ya da susun' Hadis-i Şerif'ini 'Söylersen hak söyle, söylemezsen sükût eyle' şeklinde ifade eden medeniyetimiz elbette sükûtu, boş ve malayani konuşmaya tercih etmiştir. Lakin günümüzde bu durum tam tersi bir seyir takip etmektedir. Yalan ve malayani olup olmamasına dikkat edilmeden karşıdakini konuşmasıyla etkileyen insanlar toplumda maalesef kıymetli görülmekte ve tercih sıralamasında ilklerde bulunmaktadır. Halbuki hakikat sırrına vakıf olmak, çok konuşmayla değil, sükutu kendine şiar edinmekle olacaktır.
            HAKİKAT OLMADAN SÜKÛT OLMAZ
Yaşadığımız hayat her şeyi tek boyuta hapseden paradigmalar silsilesi haline büründürmüştür. Bu durum hakkı esas alan düşünceden mahrum olmamızdan kaynaklanmaktadır. Önyargılar, düşmanlıklar, basmakalıp bilgiler, putlaştırmalar... İşte bu ve benzeri haller düşünceden mahrumiyetin tezahürleri olarak ortaya çıkmaktadır. Düşünceden maksat salt aklı ve modern malumat yığınlarını esas almakta değildir. Hak olan düşünce, eşyanın hakikat sırrına vakıf olmak ve hakiki tefekkür sancısının neticesinde sadrımızın genişliğince düşünebilmektir. Eşyanın hakikatine mazhar olan insanların mantık sakatlığından kurtularak hayret makamına yücelmesi, tefekkür rahlesinden geçerek sükûtu kendisine şiar edinmesi kaçınılmaz olacaktır.
            YENİDEN 'BİZ' OLMAK İÇİN SÜKÛT
İçimizde küllenen hakikat ateşini yeniden harlamak ve alevlendirmek için sükût etmeliyiz. Derunumuzdaki uykuya dalmış ve unuttuğumuz hakikat aşkını uyandırmak ve hatırlamak için sükût etmeliyiz. Modern aklın cerahatini, gönlümüzün saf ve temiz suyuyla tertemiz etmek için sükût etmeliyiz. Malumat yığınlarının tıkıştırıldığı, adeta birer çöplük haline getirdiğimiz beyinlerimizi modern cahiliyenin türlü afet-adetlerinden kurtarmak ve hakikat pınarıyla pir-u pak eylemek için sükût etmeliyiz. Bu topraklarda yeniden taşa ruh ve mekâna mana vermek için sükût etmeliyiz. Dünya sürgününde bir nebze de olsa sükûn bulmak için sükût etmeliyiz. Kalbi inkılâp, Muhammedi(SAV) ruh, hikmet ve merhamete 'Yeniden Bismillah' diyebilmek için sükût etmeliyiz.
Sükût ne de güzel yakışıyor insana,
Ve insanlğını kaybetmişlere tantana.



GÖZLERİM EMANETİMDİR SANA/Murat TÜRKMENOĞLU

 
Gözlerim emanetimdir sana,
Gülüşüm de,
Karanlık köşelerimdeki aydınlığım,
Düşlerimdeki o yemyeşil çınar ağacı,
Ve ağaçta sallanan o küçük çocuk,
Penceremden akan yağmur damlası,
Kitaplarımın içindeki o mis koku,
Annemin bana olan şefkati,
Babamın göstermese de bana olan o büyük sevgisi,
Emanetimdir sana.
Tüm bunların ötesinde
O içten, sıcacık, tertemiz, koşulsuz sevgim
Emanetimdir sana
Ay yüzlüm.


SEN GELİNCE SULTANIM/Hasan EJDERHA










Sen gelince
Kırk kuş, kırkı birden
Kalp yatağıma girip,
Tıkış tıkış dolduruyorlar
Sonra kıpır kıpır kıpırdayıp,
Âdeta beni öldürüyorlar.

Sen gelince oluyor bende ne olduysa
Nasıl dayanırım ben aşk buysa
Sen gelince cezbe çığlıkları içinde
Kuşlara karışıp gidiyorum
Kuşlarla olmak güzel de
Dağıttığın ateşten yoksun oluyorum
İçimde kuşlar kıpır kıpır
Geri dönüyorum
Ayrılınca huzurundan ateş sıfır
Küçük tepeleri aşınca sönüyorum.

Medet ya sultanım medet
Beni ceylanlarına çoban et
Aldıkları ateş ile dönerken millet
Benim ateşimi de gönlüme hapset
Sultanım beni de adam et
Pür-i perişanım efendim
Öyle zalim ki nefsim
Ancak sen olursun bana mukayyet
Medet ya sultanım medet.