DİYET / Melih ERDEM


Anadolu Lisesi talebelerinin öğle arasında yemek yiyebileceği mekânlardan biri Bahattin Usta'nın Yeri'ydi. Öğrenci için lüks olsa da cep harçlığının büyük kısmını vermeye değer bulurduk. Buna rağmen oturacak yer bulması da güç olurdu. Harçlığımızı denkleştirdiğimiz gün öğle arasını iple çekerdik. Bahattin Usta'nın yolunu tutmuşken Arif tespihini unuttuğunu fark etti. Mehmet'le beraber tekrar okula gittiler. Ben de yer tutmak için hemen mekâna vardım. Kapı girişindeki boş masaya çörekleniverdim. Bu sırada garsonlar gidip geliyor, insanlar boş bir yer olsa da biz de otursak diye bekliyorlardı. Masada tek başıma oturmama yan gözle bakmıyor değillerdi. Bu sırada kırklı yaşlarda iki tane dayı bir anda oturuverdi masaya.


-Selamünaleyküm yeğenim.

-Aleykümselam dayı. Arkadaşlarım gelecek, dolu orası.

-Bana ne? Gelip otursalardı.

-Ortaaam(Ortağım) yeni nesli görüyorsun. Gelmiş oturduğumuz hesabını soruyor.

 İri yarı olan böyle deyince sinirlerim bozuldu. Bayağı zoruma gitti. Ama ses çıkaramadım. Dayılarım çeyrek kavurmalarını söylerken Arif ve Mehmet geldi.

-Selamünaleyküm.

Gene iri olan dayı;

-Aleykümselaaam! Bunlar mı lan arkadaşların? Gelin yeğenim iki sandalye çekin.

Arif sandalyeyi çekerken;

-Eyvallah dayı. Yemeği söyledin mi Ali?

-Söyledim.

Yaş olarak büyük olduğunu düşündüğüm, iri olan dayının "Ortaaam" diye hitap ettiği amca çok ses çıkarmıyor, taamını yiyip karnını doyurmakla, meşgul oluyordu. Bizim yemek epeyce gecikti. Garsonlara iki defa sorduk. Değişik bahanelerle hemen geleceğimi söylediler. İri yarı olan dayı ağzını üçüncü çeyrek kavurmasını yemek dışında bize laf söylemekle de meşgul ediyordu.

-Yemeğiniz nerde lan sizin? Aç kalmış yavrularıma bak! (Ağzı doluyken bir kahkaha) Benim oğlan olsaydı elli defa doyurmuştu karnını. Şunlara bak pısmış oturuyorlar.  Böyle giderse aç kalırsınız aç!

Bu lafların arasında biz birbirimizin gözlerine bakıyor içimizden topluca tövbe estağfurullah çekiyorduk.

-Ortaaam, geçen gün balığa gittik bizim oğlanla. (Beni göstererek.) Aha şu oğlan kadar balık tuttu.

Bir yandan durduk yere duyduğumuz moral bozucu sözlere bir yandan da yemeğin gelmeyişine epeyce sinirlenmiştik.

-Benim oğlan bunları suya götürür su içirmeden getirir. Suyu koklatmaz bile. Şunlara bak. Cin gibi olun cin! Gözleriniz fıldır fıldır olsun.

Dayı, tam bir ekmek kavurmayı mideye indirdikten sonra bizim yemek yenice gelmişti.

-Ohh! Bugün de doyduk çok şükür. Sen verdin biz yedik olmayan kullarına da ve Ya Rabbim! Hah! Yemeğiniz de geldi mi? Yiyin yiyin. Bari yemek yiyin de varlığınız bir işe yarasın. Ortaam yörü gedek.

Dayı masadan kalkarken yüzünde yemekten çok bize saydırdığı laflardan aldığı mutluluk vardı. Biz de sinir olmuş, hızlıca yemeğimizi yiyip derse yetişmenin telaşına düştük.

 Yemeğimizi bitirdik. Hesabı ödemek için kasaya vardığımızda ayrı bir şok yaşadık.

-Abi üç kebap dürümü. Borcumuz ne kadar?

-Sizinkiler ödendi.

Üçümüz aynı anda;

-Ödendi mi?

-Evet. Sizi ıslak havluyla dövülmüş gibi yapan dayı ödedi.

Biz daha dayıdan yediğimiz lafların etkisinden çıkamamışken bir de hesabımızı ödemesi bizde ayrı bir şaşkınlığa sebep olmuştu. Sessiz sedasız mekândan çıktıktan sonra bir ara sokak ortasında durup az önce biz ne yaşadık kahkahası attık. Katılırcasına gülüyorduk ama niye güldüğümüzü bizde bilmiyorduk.

 Bu mevzuyu "Dünyadaki tüm çocukların Emmisi"ne "Aynı 'Dedemin İstanbul’u' hikâyesindeki adam gibi Emmi!" diye anlattığımda;

-İşte o adam has Maraş'lı! Günün rehavetini stresini atmış, diyetini de ödemiş! diye buyurdu.



1 yorum: