MESTUR / Hasan BAZI


Akşam olurken bir yanımız hep buruk, kalıyoruz bir başımıza bütün imkansızlıklarımızla. Bir taraftan doğar, bir taraftan batar güneş. Bu ikisi arasında geçirdiğimiz her gün bazen mutlulukla bazense hüzün ile geri döner bize. 

Bilmediğimiz bir nedametle kıvranırken kendimizi yalnız hissederiz. Uzaklara, hülyalara dalarız. Oralarda koştururuz. Yoruluruz. Gülümsemeye çalışırız. Stres denen müphem tuzağa düşeriz. Ve derin bir nefes alıp dünyamızı değiştiririz. Olmayacak gibi görünen ne varsa hepsini bir ukde olarak esrarlı bir sandığa kapatırız. Sandığın anahtarı gidilmeyecek uzaklıktadır. Bizim ise adım atacak mecâlimiz yoktur. Duyduğumuz pişmanlıkla hiçbir şey yapmadan kalakalırız olduğumuz yerde. Akşamın karanlığına kalmaktan korkarız. Yalnız bir başımıza kalmaktan tedirgin oluruz. Hiçbir şey yapmamak bizi içten içe yer bitirir ama yine de elimizden bir şey gelmez, gelemez. Bize biçilen, uygun görülen rol budur çünkü. Hiçbir şey yapmamak. Uzaklara dalıp gitmekten gözlerimizi uzaklara dikmekten başka bir şey yapamayız. Tek özgür olduğumuz yer hayal dünyamızdır. Orada istediğimiz gibi hür'üzdür. Yapmak istediklerimizi herhangi bir engelle karşılaşmadan yaparız. Ama hayal bu sonuçta. Hakikat dünyasına uyandığımızda bizi gerçekler karşılar. Kapatılan bir kapı gibi suratımıza çarpar durur. Afallarız şaşkına döneriz. Sonra her zamanki gibi kırılmaktan bin parçaya ayrılmış kalbimizle hayal dünyasından sıyrılırız bir çırpıda. Dilimiz lâl olmuştur. İnsanlara anlatacak bir şeyimiz olup olmadığını sürekli tetkik ederiz. Hafızamızı kurcalarız. Değerli anılarımızı, arşivimizi karıştırırız. Olanları da insanlara anlatıp zâyi etmek istemeyiz. Zaten elden giden zâyi olmuştur. Bize kalan birkaç kırıntıdır sadece. Anlatılacak bir kıymeti de yoktur kırıntıların. Sessizliğimizin yankısında ortaya çıkar bütün gizler.  Bir damla gözyaşında hayat bulur merhamet duygusu, vicdan azabı ve daha sayamadığımız bin bir çeşit duygu. 

Kalan biraz yalnızlık ve bolca özlem duygusudur. Mutluluk duygusunu yaşadığımız nadide anları özler dururuz. Geçmişten geleceğe duyduğumuz bir hasrettir yaşamımız.

Gece yarısına doğru adımlamaktadır zaman. Zihnimiz bizi yatağa doğru gitmeye elinden geldiğince zorlar. Bir nebze olsun iç sıkıntımızın uyuyunca hafifleyeceğine kanarız. Gözlerimiz uykuya dalmak üzere kapanır. Ama vicdanımızın rahatsız edici sesi odanın içinde yankılanır. Bizi uykunun en tatlı yerinden yakalar ve yataktan dışarı atar. Şimdi uyu uyuyabilirsen! Sabahlara kadar sürecek olan vicdan nöbetleri başlamıştır. Uykudan olabildiğince vazgeçeriz. Bir demlik seksiz ve şüphesiz  bir mutluluk duygusunu yaşamımız boyunca arar dururuz...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme