ALTIN ÇIKINI / Hasan KEKLİKCİ


“Peki, sen bir soluk da mı okudun?” derseniz el cevap hayır, ama bir solukta okunacak bir kitap; Mehmet Gözükara’nın Anadolu’dan Hikâyeler/Altın Çıkını kitabı. Ben sindire sindire okudum. Nasıl bir solukta okuyayım ki daha ilk hikâye Kurtlar Sofrası’nda; “Derin bir iç geçirerek, ‘İşte bu da son düğüm’ diyerek ağaca bağladığı Eşe’nin gözlerine baktı.” diye başlıyor. İlk hikâyenin ilk paragrafındaki “Eşe”yi gördükten sonra dalıp gitmişim. Bildiğim tanıdığım ne kadar Eşe varsa hepsi tek tek geldi geçti gözümün önünden. Hayatımızda ne kadar da Eşe varmış meğer. Kimi anamız mesabesinde, kimi gelinbacı, kimi dezze -teyze- ve kimi de bibi. Her birinin bir lakabı vardı bizim Eşe’lerin ve türlü türlü hikâyeleri. Bibercik Eşe, Murat Eşe, Gelinbacım Eşe, Ramadan Eşe, Şerfali Eşe… 

Sonra Ahmet’in Eşe’ye ağıtı: 
… 

“Eliminen çama sardım. 
Korkarım babalda kaldım 
Eşe’mi kurtlar dalamış 
Kimse edememiş yardım.” 

Türküde geçen “eliminen”, “babal” ve “dalamak” kelimeleri o kadar eski ve güzel kelimeler ki insan yıllar önce kaybettiği dostlarını bulmuş gibi seviniyor okurken. 
… 

Elbistan’ın Sesi ve Kaynarca gazetelerinde yazılarını ve şiirlerini zevkle okuduğumuz “Kalem Halk
Şairi” Mehmet Gözükara, istirhamımız üzere yeni çıkan iki kitabını imzalayarak adresimize yollamış. Önce Altın Çıkını’nı ve sonra -daha sonra lafını vermeyi düşündüğüm- Seyyah Yazar/Gezerken Gördüklerim nam kitaplarını okudum. Altın Çıkını; Ramazan Avcı, İsmail Kutlu Özalp ve dostluğuyla övündüğümüz Durdu Güneş’in güzel yazıları ve birbirinden kibar on beş hikâyeden oluşmaktadır. 

Hikâyelerin düz ve sade oluşu ve ayrıca aralarına serpiştirilen şiirler kitaba ayrıca bir güzellik katmış. Hemen her hikâyede babalarımızın, dedelerimizin konuştuğu birkaç kelime çıkıyor karşımıza. İnsan kendi kendine “He ya Tazı diye bir hayvan vardı” diyor. Karemet Kandan Beter Hikâyesinde, Zarif Ağa “Kara Ali’lerin koyununu çıkarmışlar…” demiş. “Çıkarmışlar” veya “sürmüşler” denir. İşin aslı Kara Ali’lerin koyunlarını çalmışlar. Fakat “çalmak” çirkin bir kelime olduğu için Anadolu insanı o kelimeyi telaffuz etmez, ağzına almaz. Yazılmayan Mektup Hikâyesinde köyün ağası, eşi Yarpızlı Fadime’yi misafir âşığın yamacına oturtur ve şiiriyle onu övmesini ister. Kadını çirkin bulan âşık: 
… 

“Sizde böyle mi karılar 
Güzelim diye zırılar 
Yal(ı)nız dişleri parılar 
Arap diyen kimdir sana. 

… 

Gözükara’m bir kez baksan 
Nazar olur dışar(ı) çıksan 
Kalbur keklik bocun noksan 
Çingen diyen kimdir sana.” 

Ağa sonuna kadar dinlemiş âşığı ve “Âşık, diline sağlık. Bizi çıkmaz boyayla boyadın.” demiş. 

Elimizin altında bulunan elektronik araçlarla, gerekli gereksiz her türden bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu bu devirde, farkında olmadan kendimizi bir bilgi kargaşasına sürüklemekteyiz. Kafamızı meşgul eden bunca yükten kurtulmanın en kolay yolu kitap okumaktır. “Bizi” anlatan kitaplar ise kafamızdaki onca doğru-yanlış bilgiyi imbikten geçirir gibi süzerek, duru düşünmemizi sağlayacaktır. 

Mehmet Gözükara’nın Anadolu’dan Hikâyeler/Altın Çıkını; okuyan herkesin bir pay alacağı, kendinden bir şeyler bulacağı “bizim” kitaplardan bir kitap olmuş. 

Okunması umuduyla… 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme