MODERNİZMİN YALNIZLAŞTIRMASINA KARŞI DOSTLUĞA SARILIN / Ahmet Doğan İlbey


Modernlerin dostu yoktur, “partner”leri, yâni ruhsuz hayatlarının ortakları vardır. “Tanrılarından” koptuklarından bu yana dostluğu ve dost olmayı unuttular. Ulvî olanı terk ettikleri içindir ki modernler birbirlerine dost değildir. Homoekonomikus, yâni ekonomik insan anlayışıyla bir aradadırlar.               

Modernizm yalnızlaştırıcı, menfaatçi ve bölücüdür. Dostluğu ve yakın olmayı engelliyor ve öldürüyor. Bu sebeptendir ki asrın büyük âfetlerinden biri olan modernizme mağlûp olmamak için dost ve dostluğa sarılın. Dost olamayanlar, dostu olmayanlar kalben malûldür. 
                                                               
Yalnızlaşma, yalnızlaştırılma, yalnızcılık modern bir tehdittir. Modernliğin kıskacına düşen insan yalnızlaştığı gibi, yalnızlaştırıcı bir tavır takınıyor.  Yalnızcılık, fertleri ve toplumu içten çürüten modern-kapitalizmin doğurduğu bir davranış, bir yaşayış biçimi. Aslında bir hastalık. Günümüzde çığ gibi büyüyen modernliğin saldırılarından biri olan yalnızcılık, yalnızlaştırma, ferdiyetçilik sosyal bir tehlike olarak toplumu ve fertleri çürüten bir hayat görüşü olarak hızla yayılıyor. 
                                                                      
Modernizmin “özgürlük” ve “bireyselliği” bir ideoloji gibi öne çıkarması gelenekli ailevî değerleri tahrip ettiğini izaha gerek yok. Daha kötüsü mesuliyetten kaçan, kendi başına bir hayat yaşamayı arzu eden fertler yaratıyor ve diğerkâm olmayan, bencil fertler üretiyor. Fertlerin yalnızcılığı tercih etmesi gittikçe sosyal yalnızlığa doğru gidiyor. Tüketim ve hazza hitap eden modern-kapitalist sistem, “düşenin dostu olmayacağı”, yâni dostluğun gereksiz bir zaman kaybı olduğu düşüncesini yerleştirdiği gibi dostluğu, arkadaşlığı, akrabalığı anlamsız hâle getiriyor.                                                                        

Dostluk insanı kalbinden tutup diriltiyor
                                                                                                                               
Dost ve dostluk ne sıcak kelime; insanı kalbinden tutup diriltiyor. Dine dayanır, dinden alır gücünü. İnsanlığın kurtuluşu dost ve dostluktadır. Çün­kü kal­bi vardır; bölücülüğe, sevgisizliğe, ayrılığa karşıdır.

Dost ve dostluk derece derecedir; vehbî olanı var, kesbî olanı var. İstikâmet dost olmak ve dostluk akidesine sarılmaksa kesbî de olsa güzeldir. Bunun içindir ki dostluk üstüne tâlim yapmak gerek.  Dostluk, Allah’a kul olmaktır, sonra da kuluna muhabbet. Kendini bilmek ve diğerine gönülden hissedilen ihtiyaçtır. Bu sebepledir ki Müslümanın vasfıdır dostluk. Tasavvuf terbiyesinde dostluk insan olmanın en temel ölçüsüdür.
                                                                                          
Bu ülkenin insanları Yunus Emre Hazretlerinin âhiret vuslatı için söylediği “Düştü özüme hubbü’l-vatan / Gidem hey dost deyu deyu / Anda varan kalır heman / Kalam hey dost deyu deyu” mısralarını gönlüne çeke çeke ve “Gel gidelim dosta doğru türkülerini” dinleye dinleye millet oldular. Dahası bu topraklar bin yıldır dostluk akidesiyle vatan kılındı.                                          
Dostluk akidesine sarılmak                                                                  

Bütün peygamberler ve veliler dost olmayı öğretmek için geldiler. Dostluk akidesini yaşatanlar, insanı kâmillerin öğrettiklerine sâdık kalanlardır. Dostuyla dilleşince sürur ve şifa bulanlar, dostluk akidesine sarılan bahtiyarlardır.   Dostluğun amentüsünü Efendimiz aleyhisselâtüvesselâm buyurmuşlar: “Ruhlar âleminde birbirleriyle tanışmış olanlar, dünyada da birbirleriyle uyuşurlar. Kişi dostunun dîni ve ahlâkı üzerinedir.”  
                                                                       
Hz. Ali Efendimizin “Dost edinin, onlar sizin için dünya ve âhiret sermayesidir” sözüne inananlar, dünyada ve âhirette rahat etmek istiyorlarsa dostlarını çoğaltmalıdırlar. Dünya imtihanını savuştururken ekmek ve su gibi dostu olan kârdadır. Bundandır ki, üç çeşit dosttan gıda gibi olanı tercih edin, diyor âlimler: “Bir dost vardır; gıda gibidir, insan onu her gün arar. Bir dost vardır; ilaç gibidir, gereğinde aranır. Bir dost vardır; hastalığa benzer, o seni arar.”                                                                                                                                      

Bir nasiptir dostluk, hesaba gelmez                                                 

Hesap yaparak falan kişiyle dost olmak istiyorum derseniz dost olamazsınız. Bir nasiptir dostluk, hesaba kitaba gelmez. Çevrenin, akrabanın, maddî münasebetlerin tayin etmediği kalbî bir emekle, gönül ve meşrep benzerliğiyle neşvünema bulur.
                                                                                                     
Hesapta olmayan biriyle dost olunabileceğini İmam-ı Gazâlî asırlarca önce söylemiş: “Bâzan iki kişi arasında sûret ve ahlâkta güzellik olmadığı halde ülfet ve ünsiyeti gerektiren bâtınî bir münasebet sebebiyle en kuvvetli samimiyet rabıtası da kurulabilir.”  (İhyau Ulumiddin, Cilt:2, s. 404)                                                  

Bir dostlukta ter dökülmüşse o dostluk helâldir               

Dostluk zorla olmaz; kerhen yürünecek bir yol değildir. Hâlini sorduğumuz, her dem yüreğimizi yolladığımız, birbirimizin derûnunu paylaşıp cezbeye kapıldığımız, hasbıhalinden huzur bulduğumuz, olmazsa olmaz dediğimiz, varlığına kalben “râzı” olduğumuz, yâni gönül yoluyla tanış olup gönlümüze ayna olan insan dostumuzdur. Bir dostlukta ter dökülmüşse, o dostluk helâldir, hilesizdir, hak edilmiştir.                                                                                     

“Kâinat dostluk üzere halkedilmiştir”                                               

Dostsuz insan taş misâli kupkuru ve soğuktur. Vaktin de bir eceli var, vakit geçip gidiyor. Vakit geçmeden dostluk ateşini yakmak, hayatı dostluk üzere kurmak istiyorsak, dostluğun pîri Fethi Gemuhluoğlu’nun “Dostluk Üzerine” kitabından dostluk akidesini tâlim etmek gerek:                                                        

“Dost, ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatan, O’na Şâh-ı Velâyet denir. Dost, ol kişidir ki, Yâr-ı Gâr’dır. Kucağındaki mübârek bir emanet vardır: Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Oradan Ebûbekr’i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır. Önce yoldaş, sonra yol. Ezelde aşk vardı. Demek ki kâinat aşk üzere, dostluk üzere halkedilmiştir. Fikre dost, ağaca dost, komşuya dost, insana dost, dosta dost olunuz.”
                                                                                                                
Yanan yüreğimizle bir daha söyleyelim: Gemuhluoğlu’nun dostluk akidesince yargılananlardan, gönül üstüne kavilleşmiş olduğu dostlarını terk edenlerden olmayın. Dostlarını terkedenler, âhirette dostluk üstüne sual vereceklerdir. Dost ve dostluk sualini veremeyenlerden olmak ne hazin!                                               

Modern hayatın, paranın ve konforun fayda vermeyeceği zamanlar gelmeden önce dost olmak, dostluğu çoğaltmak gerek. Bezm-i elest’te tanış olup dünyada da dostluğunu devam ettirenlerden olmak bahtiyarlıktır. Yunus Emre Hazretlerinin sözüyle “Dost yüzünü göremezsem, bu gözlerim nemdir benim” diyen gönül olmalı. Dosttan gayrı gönle şifa var mıdır?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder