DİSPLASTİK TİP / Teyfik KARADAŞ


Üniversite birinci sınıfta okurken ”Eğitim Psikolojisi” adında bir dersimiz vardı. Dersimize adını söylemek istemediğim “Azman” lakabıyla tanınan bir hoca girerdi. Hocamız yaklaşık bir doksan boyunda, yüz yirmi, yüz otuz kilo ağırlığında iri yapılı, heybetli bir insandı. Kıvırcık saçlarına, aklar düşmeye başlamış, alnı kırışık, kaşları çatıktı. Fiziki görüntüsünün böylesine heybetli olmasının yanında suratı da kelimenin tam manasıyla mahkeme duvarı gibi asıktı. Merdivenlerden çıkarken hafif şiddetli deprem olmuş gibi yer sallanırdı. Dersine saatinde nizami olarak gelir, ders saati bittiğinde de sınıftan sessizce çıkar giderdi. Ders saatinde veya ders saati dışında hiçbir öğrenci ile konuşmaz, teşriki mesai etmezdi. Ders saatinin tamamında dersin konusunu anlatır, güncel konulara girmezdi. Onun dersinde hiçbir öğrenci konuşmaya cesaret edemez, laubalilik yapamazdı. Hoca dersi televizyondan naklen yayın yapar gibi anlatırdı. Öğrencilerin derse iştirak edeceği soru-cevap gibi yöntemleri hiç kullanmazdı. Bizim sınıfımızın mevcudu atmış altı kişi olduğu halde Azman’ın dersinde tekrara kalan öğrencinin çok olması nedeniyle sayımız yüzden fazla olurdu. Derse geç kalan öğrenciler oturacak yer bulamazlardı. Hocanın ders için tavsiye ettiği herhangi bir kaynak kitabımız yoktu. Kendisi dersi irticalen anlatır, biz de hocanın anlattıklarını not tutardık. Dersimiz her hafta böyle verimli ve disiplinli bir şekilde devam eder giderdi.

Ben ise derslikte orta sıraların ön tarafında otururdum. O zaman boyum bir seksen beş, ağırlığım doksan beş kilo civarındaydı. Sınıfın en iri yapılı öğrencisiydim. Liseler arası güreş müsabakalarında ağır sıklette güreştiğim için adım Teyfik olduğu halde arkadaşlarım bana “Pehlivan” diye hitap ederlerdi. Arkadaşlarımın Pehlivan diye hitap etmelerinden rahatsız olmadığım gibi, bilakis mutlu olur, gurur duyardım. Ayaklarım büyük olduğu için kırk yedi numara ayakkabı giyerdim. O zamanlar kırk beş numaradan büyük ayakkabılar mağazalarda satılmazdı. Ben de memlekette yaptırdığım kırk yedi numara ayakkabı kalıbını yanımda taşır, ayakkabılarımı ayakkabı imalatçılara yaptırırdım. Ayakkabı kalıbını yanımda taşımam imalatçıların hoşuna gider, fiyat konusunda bana azda olsa ıskonto yaparlardı. Bizim sınıfın haricindeki okulumuzun diğer öğrencileri benim gerçek adımın Pehlivan olduğunu sanırlardı. Öğrencilik günlerim yoksulluk içinde ama mutlu bir şekilde geçiyordu

Okulumuz eğitime başlayalı yaklaşık iki ay olmuş, sınıfımızdaki arkadaşlar kaynaşma merhalesini tamamlamıştı. Herkes iyi kötü birbirinin huyunu suyunu öğrenmişti. Derslerimize giren hocalar hakkında da kısmen özel bilgiler edinmeye başlamıştık. Eğitim Psikolojisi Dersimizin olduğu bir gün zilin çalmasıyla birlikte Azman sınıfa girdi. Biz topluca ayağa kalktık ve hocanın işaretiyle yerimize oturduk.

Hoca; “Bu günkü dersimizin konusu, Beden Yapısına Göre İnsan Tipleri” dedi ve başladı anlatmaya,

“Arkadaşlar! Beden yapısına göre insan tipleri dörde ayrılır.

Bu tipler:

1-Piknik Tip: Bunlar genellikle orta ve kısa boylu, tıknaz, yuvarlak karınlı toparlak tiplerdir. Piknik tüpüne benzedikleri için muhtemelen piknik tip demişlerdir. Yaşamayı seven, temiz kalpli, neşeli insanlardır.

2-Astenik Tip: Bunlar uzun boylu, zayıf insanlardır. Genellikle içine kapanık ve idealist insanlardır.

3-Atletik Tip: Bunlar adaleleri gelişmiş, kalçaları dar, ince belli tiplerdir. Temel kişilik özellikleri içlerine dönük, soğukkanlı insanlardır.” dedi ve hoca dördüncü tipi söylemeden, açıklamadan, bana yönelerek; “Ayağa kalk bakalım, sen bu tiplerden hangisine giriyorsun?” diye sordu.

Ben :( biraz düşünüp, değerlendirme yaptıktan sonra) Hocam, ben bu tiplerden hiçbirine girmiyorum; fakat siz hangi tipe giriyorsanız ben de o tipe girerim” diye cevap verdim.

Ben sözümü tamamlar tamamlamaz sınıfta bir kahkaha tufanı koptu. Arkadaşların bazısı gülmenin heyecanıyla sırasından düşerken, birçoğunun da gülmenin etkisiyle gözlerinden yaş geldi. Ben ise neye uğradığımı, ne yapacağımı şaşırdım. Bugüne kadar Azman’ın dersinde bizim sınıfta bir kimsenin değil gülmesi, tebessüm ettiği dahi görülmemişti. An itibariyle tılsım bozulmuş, cin şişeden çıkmış oldu. Hocanın morali bozuldu, yüzü pancar gibi kızardı, şakaklarından soğuk terler akmaya başladı. Sınıftaki kahkaha, gırgır, şamata beş dakika kadar sürdü, beş dakika sonra kendiliğinden sona erdi.

Hoca çok bozulmuş olmasına rağmen ciddiyetinden taviz vermeden devam etti:
4-Displastik Tip: Bunların dışında kalanlara displastik tip denir. Anlayacağınız tipsiz insanlardır diyerek ve benim odasına gelmemi söyleyerek jet hızıyla sınıftan ayrıldı.
Ben de istemeyerek de olsa hocanın peşi sıra odasına gittim. Kapıyı çaldım. Hocanın “gel” sesini duyduktan sonra ceketimi ilikleyerek içeriye girdim ve kapıyı kapattım. Hocanın gösterdiği yere oturdum.

“Hocam buyurun” dedim

Hoca: “Sen niye bana, sizinle aynı guruba giriyorum diyerek öğrencileri bana güldürdün” dedi.

Ben: “Sınıfta sarı saçlı, mavi gözlü, atletik tipli bir sürü öğrenci var. Siz soruyu niçin onlara sormadınız da bana sordunuz hocam” dedim.

Hoca: “Ben sana bir daha soru sormayacağım. Sen de benim dersimde konuşma. Dersi geçmende sorun olmaz tamam mı? Dedi.

Ben: “Tamam hocam “dedim.

Hoca: “Senin adın ne?” dedi.

Ben: “Teyfik Karadaş hocam” dedim.

Hoca: “Nerelisin Teyfik” dedi.

Ben: “Kahramanmaraşlıyım hocam” dedim.

Hoca benim adımı ve memleketimi bir deftere yazdı. Görüşmemiz tamamlanınca hocanın odasından ayrıldım. Kapıdan çıktığımda benim yakın arkadaşlarımdan üç kişinin koridorun sonunda beklediğini gördüm. Arkadaşlarım hoca ile aramızda bir nizaa, kavga, gürültü çıkarsa bana yardımcı olmak için gelmişler. Arkadaşlarımın gösterdikleri bu davranış beni çok mutlu etti. Beni bekleyen arkadaşlarımla birlikte sınıfa gittik. Sınıf arkadaşlarımın hepsi hoca ile benim kavga edeceğimi düşünmüşler meğerse. Ben sınıfa neşeli bir şekilde girince sınıfın hepsi hayal-î hüsrana uğradı. Arı kovanından çıkan oğul misali başıma toplanarak, hoca ile ne yaptığımı sordular. Ben de aramızda geçen konuşmayı anlatmadan çay içtik, sohbet ettik diyerek vaziyeti idare ettim. Arkadaşlar verdiğim cevaptan çok tatmin olmadılar ama yapacakları başka bir şey de yoktu. O hoca seni bu okuldan mezun etmez diye kara propaganda yapan arkadaşlar olduğu gibi, “helâl olsun Pehlivan” diye bana coşku verenler arkadaşlar da vardı. Ben bunların hiçbirine de itibar etmiyor, içten içe gülüyordum. Hadise okulun her tarafında duyuldu. Abartılı şekillerde anlatıldı. Benim kısa sürede okul genelinde tanınmama vesile oldu.
Hiçbir öğrenciyi muhatap almayan Azman lakaplı hoca ile benim aramda bu vesileyle bir dostluk oluştu. Hoca okulun farklı yarıyıllarında benim farklı derslerime girdi. O günden sonra hocamla hiçbir sorun yaşamadım. Muhabbetimiz de okul bitinceye kadar devam etti.
Ne zaman sınıf arkadaşlarımızla bir araya gelip, öğrencilik yıllarımızı konuşacak olsak bu benim “displastik tip” anısı gündeme gelir, anlatırız dakikalarca güleriz. Böylelikle de iyi insanmış diyerek hocamızı da saygıyla yad ederiz.


2 yorum:

  1. Selamlar sevgiler Hocam, baştan sona yarım nefes ile okudum:) ve gerçekten çok şey uyandırıyor insanda. Şiirlerinizde çok güzeldir sizin hocam inşallah devam yayınlarsiniz saygılar

    MEHMET ŞAHİN

    YanıtlayınSil
  2. Selamlar sevgiler Hocam, baştan sona yarım nefes ile okudum:) ve gerçekten çok şey uyandırıyor insanda. Şiirlerinizde çok güzeldir sizin hocam inşallah devam yayınlarsiniz saygılar

    MEHMET ŞAHİN

    YanıtlayınSil