“HASTA ANNELER ÜLKESİ” NİN ŞAİRİ-2 / Ahmet Doğan İlbey


Şair ve hikâyeci Hasan Ejderha’nın “Hasta Anneler Ülkesi” adlı şiirindeki “ülke” bilinen ülkelerden mahiyeti çok farklı olan, bir şair oğulun anne sevgisinin, anne ıstırabının ve hüznünün yaşandığı bir yürek ülkesidir. Bu ülkede doktor, hemşire, hasta bakıcı olabilirsiniz. Fakat “Hasta Anneler Ülkesi” nin şairi olmak zor.

“Oluruz” diyenlere şu suali sorarak başlayalım: Yürekten ve merhametten yapılmış “Hasta Anneler Ülkesi” nin şairi olmak için muamelenizle, fedakârlığınızla, sevginizle, merhamet duygunuzla ve yüreğinizden fışkıran kelimelerinizle hazır mısınız?

“Hasta Anneler Ülkesi” nin doktoru, hemşiresi, hasta bakıcısı olmak meslekî ve insanî bir vazifedir. Fakat “Hasta Anneler Ülkesi” nin şairi olmak Veysel Karânî gibi özge bir oğul olmak demektir. Bütün hasta annelerin acılarını sahiplenmek, onların hüzünlü kalbinin üstüne kırkikindi yağmurları gibi gözyaşlarıyla yağmaktır:

“Hasta anneler ülkesinde çocuk olmaktan korkarım / Oyuncaklarımı ne ki annem olmadan / Annem olmadan artık çocuk olamam ben / Ney gibi inleyen sesi annemin / Ah anne... Hep üzerimde olsun isterim ellerin / Türkülerin en acıtan yerinde / Sen gelirsin aklıma / Duaların kaplamalı varlığımı / Kanımı dondurmalı ikazla bakınca gözlerin / Sözlerini takıp kulaklarıma yollar aşmalıyım.”

“Hasta Anneler Ülkesi” nin şairi, insiyakî olarak sadece evlâtlık vazifesini yapan sıradan bir oğul değildir. Annesinin şahsında ülkesinin bütün annelerine ağlayan, onların hasta hayatlarını paylaşan, ıstıraplarını yüreğinde hisseden erdemli biridir:

“Hasta anneler ülkesinden gelmekten korkarım / Yanımda olmadan annem, çıkamam hiçbir yola / Her şeye hasta annemin gözlerinden bakarım / Korkularım cam kırığı, bir aşure tası kadar bereketli / Umutlarıma koşmalıyım, haykırmalıyım sonra habbe habbe / Tesbihi araşınlayan parmaklarım akmalı zaman / Ezana yakın bağdaş kurarak bekleyen babamın saçları / Karışmalı ruhumun derinliklerine abdest ıslaklığıyla / Yayla yollarında bıraktığım çobanlığım / Ya da amele çocukluğuma dönmeliyim belki / Ak çadırların kararan direkleri tarlalara dönüşürken / Çocukluğumdan dönüşen adam bu mu, ürkek kaygılı / Hasta anneler ülkesinin sakini, bu adam ben miyim”

Şair, hasta olan ve ölen annelerin çocuklarının duygularını da Türk şiirinde ilk defa temiz bir Türkçe’yle son derece anlamlı bir bakışla tasvir ediyor. Mevzuun tasvirlerinde, duygu ve düşüncelerinde asla fantezi ve ham hayâl mısralar yok. Bütünüyle yaşadıklarımız ve hissettiklerimizdir. İçimizde, komşumuzda, mahallemizde duyup yaşadığımız hayatın gerçekleridir:

“Nergiz toplamak için yürüdüğüm dağlar / Bir sümbül için tırmandığım kayalardan ne kaldı / Ah çocuk olsam, sapasağlam olsa annem yanımda / Yürüsem kırlara baharda, şimdi kitaplarda / Görmek ağırıma gidiyor tüm bunları, bu güzellikleri / Hasatı kalkmış harman yeri kadar yalnız kaldı yüreğim / Bir de kitaplarım, öykülerim, şiirlerim / Elimde kalansa, hasta anneler ülkesindeki prensliğim.”

Şiir, hasta anneye yazılmış bir mersiye de değildir. Abdülhak Hamid’in “Makber”indeki boğucu, yaradanına sitem eden, mevta olan sevgiliyi idolleştiren ve bir ucu kapalı trajik simsiyah bir dünya yoktur. Hasta annesinin tam da belli olmayan akıbeti ve çektiği acılarına rağmen, bağlı olduğu inançlarıyla hareket eder:

“Na’şına salâlar biriktirir gök, ve toprak ve hasret ve çamur / Hamur pişmiş, on bir ay kadar yakın sultana ve cana / Hangi yana doğrulup da baksa babam sefil / Efil efil ezanlar eser minarelerden sabamakamı ve güneş / Diriliş ilk ışıklarla yatak içinde leğene dökülür abdest suları / Annem kadar bir hüzün yüreğime akar kollarından annemin / Benim yüzüm haykırır titreyen sesine, sükûtun tersine bir ağıt / Kağıt kalem kadar soylu bir dimağ bölünen sesleri arar / Yarar toprağı merhem, muhtaç bana şimdi toprak soğudu /Ağıdı kadardır yüreği, anneyse okuyan beni.”     

Hasta annenin varlığını şiirinde en mânalı duygularla ifade eden şair için, Hazret-i Peygamberimiz’in buyurduğu üzere “Cennet annelerin ayakları altındadır” ve eli öpülesi “Fâtıma anamız” gibi sevgili bir varlıktır. Yerine göre “evin direğidir.”

“Hasta Anneler Ülkesi” şairine göre, insanlar içinde annenin varlığı Hz. Havva’dan bugüne kalbiyle ve bedeniyle kuşatıcı, doğurucu, büyütücü bir özellik taşır. Annenin varlığı şair için hayata tutunmanın ve yaşamanın en kuvvetli dayanağıdır. Ona göre anne şefkatinin eşi benzeri yoktur. “Anne, şefkatin mabedidir.”

“Çığlığı üşümüş anneler sıcak dualarla ısıttı yavrularını / Karnı burnunda kurduğu hayâl gerçek şimdi / Aşermiş gibi yakın toprağa ve yaprağa ve ağaca / Onca yalnızlığın sonunda kalabalık serviler uğuldar / Çocuk oluversem, biliyorum annem taze gelin olacak / Salıncak, oyuncak hepsi emrime sunulacak / Yeniden öğrenecek olsam da cüzü / Gecelerinden korktuğum gündüzü / Annemle yaşamak vardı / Geçirdiğim güzel günlerin hepsi / Annem kadardı / Mevsimler, annem hastalanınca kış / Annem iyileşince bahardı / Kanadı gözlerim, hadi sil anne / Ben Afrika’yım, yüreğin Nil anne / Komşun olayım da gittiğin yerde / Görünce orada beni bil anne / Şiirler söyledim, yazılar yazdım / Her telifimde sendendir dil anne.”




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme