MUSTAFA KUTLU ”TAHİR SAMİ BEY’İN “ ÖLÜMÜNDEN SORUMLUDUR! /Memduh ATALAY

Herkesin bir hikâyesi vardır, bir hikâyecisi de… Benim hikâyem “Ya Tahammül Ya Sefer” di. Biz bir fikre sevdalanmış Anadolu çocukları olarak “Dava Delisi Kerim”in samimiyetiyle coşuyor, ”ocağımızdan” yetişip de sıfatlarıyla mağrur, sıfatlarıyla mahkûm olan büyüklerimizin(!) davaya bel vermemelerinden dolayı “Murat Ağabeyin” o ulvi hüznünü yaşıyorduk.

Tahammül mülkünün viran olmaması için “Hem Tahammül Hem Sefer” çağrısıyla mukavemetimize yeni bir yol bulma çabasındaydık. Bulduk aslında yolumuzu: ayrılan, yalnızlaşan, acıları çoğaltan ama sürüden olmamanın gizli gururunu yaşayan zenci çocuklar olarak kaldık. Ta ki “mücahitlerimizin” iflah olmaz müteahhit, alperenlerimizin kara siyasa mağdurları olmalarını görene kadar. Vaktaki bu hezimeti yaşadık, bizim mukavemet alanlarımızda su almaya başladı. ”Hayatımızı Hakk’a uydurmamanın” yenilgisiyle tuzlu su içenlere mahsus susuzluğumuz; çok tevilli ricatlarla cephe gerisine çekilmenin sancısıyla sözden hayata şavkımayan kör ve bereketsiz bir kandilin loş ortamında kurduğumuz vatanların bir yanı istila edilmiş, bir yanında ise Osmanlı tuğrası asılı duruyordu.

Murat Ağabey’in yol arkadaşlarından umudu kesip tıkanıklığı yemek kitabıyla aşmaya çalışmasındaki hüzün, belli bir davası olanların millete ümit ettiği feyzi görmeyince ne denli mahzun, ne denli perişan kaldıklarına tanık olmakla tanıklığın acısına da giriftar olduk ki şairin dediği hale duçar olduk:”her tanığın iki yarası var şair iki yarası/bir anlamanın bir tanıklığın” hesabı bir hesaptı, bizim dürülen dava adamlığı defterimiz!

Şimdi Mustafa Kutlu’nun “Huzursuz Bacak”la geldiği noktada memleket meselelerinden sancılanan kahramanına yine toprağı göstermesi çok manidar. ”Bana rahmet yerden yağar“ diyen şairin hikmetine yol açan bu soyutlama Mustafa Kutlu hikâyeciliğinin ana noktasıdır.

Mustafa Kutlu her hikâyesinde soyutlama içerisinde, sade ve içten bir dille mesajı metne sindirerek okuyucuyu “hayatın içindeki” dile çağırır bu dille baş başa bırakır. Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı yine bu soyutlama başarısı içerisinde bana taşrada yaşayan sanat edebiyat tutkunlarının akıbetine çok uygun geldi. Oluşturduğu kütüphanesinin, bekârlığının, yalnızlığının, dergiciliğinin makes bulmaması kahramanımızın ölümüyle noktalandı. Taşrada nice sanat edebiyat sevdalısı var ki büyük şehirlerin eşiğinde beklediği büyük ve üstad bildiği sanatçılardan biri olmak istediği ve dahi bu istidadı taşıdığı halde yankısını bulmayan sesiyle muzdarip olarak şu fani dünyadan göçen az sanatçı yok herhalde.

Mustafa Kutlu da bir derginin başındadır. Az mektup almamıştır taşralı sanat tutkunlarından. Belki de tek şansızlığı taşralı olmak olan bu sanatçılar az şiir ve yazı göndermemişlerdir büyük dergilere.

Neticede okunmadan, karşılık bulmadan, elinden tutulmadan, yol gösterilmeden “sanatçı enflasyonu” tahkirine mahkûm olarak aynen cevapsız kalan Tahir Sami Bey gibi yalnızlıklarında boğulan, kendi sesini taşıyamaz hale gelen, bahtına küsen, yankısını bulmayan, sesinden bunalan nice taşralı sanatçıların ölümü Kutlu ve emsali dergicilere uzak değil. Bu sebeple benim hikâyecimi ihbar ederek dergi sayfalarının bu sanat tutkunlarının çalışmalarına da yer verir hale gelmesini temenni etmekteyim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme