DEMİRCİLER ÇARŞISI / İbrahim GÖKBURUN











At soluğu değmiş yüzüne
Demirciler çarşısında kırk yıldır
Atlar incinmesin diye nal döven
Alın teri döken Nalbant Ökkeş
Ekmek, emek ve besmele…

Dörtnala koşan atların sesinden tanıdım seni
Seni bir kez devletle konuşurken görmüştüm
Demiri terinde eriten sabrını
Görmüştü devlet: nal ve mıh demiştin

Demirciler Çarşısı’nda…
Çekiş sesleri serilmiş yerlere
Koca çınar devrilmiş, dervişler çekilmiş
Ahilerin çeşmesinde kesilince suyun sesi
Kesilmiş bileği Nalbant Ökkeş’in

Demirciler Çarşısında sakar bir çıraktım
Durmadan su taşırdım ustama
Yeni terlemiş bıyıklarımda demir tozu
Çocuk yorgunluğu, dostluğu, muhabbeti
Demiri erimiş su gibi akarken görmüştüm

Sesin paslı sızısı karışmış sesime
Demirciler Çarşısında…
Kılıçtan keskin sabrın ustası bugün
Para pul istemez hiç kimseden
Veli nimetimizdir müşteri bizim
Kırılmayı hak etseler de kırmadım hiçbirini
Son sözüdür bu Nalbant Ökkeş’in

Çifte su verilmiş elindeki keskin bıçak 
Son işidir Bekri Mustafa’nın
Son günüdür Demirciler Çarşısında
Gidecek yeri olsa toplamış tası tarağı
Bekri Mustafa yılların keskin ustası
Kolundaki saat dönse de
Zaman durmuş demirciler çarşısında

Demiri altın terazide tartan ustalar
Elleri nasırlı yürekleri demir
Kalpleri ipek gibi ince ve serin
Bu ellerin hüneridir sazın teli
Kapının kilidi, evin iğnesi, türkülerin sesi

Tarihin mührüydü Kapalı Çarşı
Maraş’ta kalenin dibinde
Şu koca çınarın önünde durmadan akardı bir ulu çeşme
Önce çeşme sonra çınar kurudu
Kubbeler, minareler, Taş Mescit, Katiphan
Kurumuş çınarın dalında dağılmış kuş yuvası gibi
İnsanın hilesini gizleyen ne varsa
Saçılıp dökülmüş yerlere…

Demirciler çarşısında Nalbant Ökkeş
Söylenir durur siz kuşları ürküttünüz
Gökyüzünü küstürdüğünüz
Siz Allah’ın övdüğü atları öldürdünüz
Bilenmiş öfkesi nalbant Ökkeş’in
Elinde kocaman bir çekiç
Kimseyi kırmamak için
Parmaklarını dövüyor bugün…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme