KARTAL ADLİYE YOLUNDA-2 / Hasan KEKLİKCİ


Haberi getiren makam şoförüne hâkimin nasıl biri olduğunu sordum “Eke bir adam.” dedi. Tamam. Belli ki adam; bizi, adı sınıf başkanı tarafından tahtaya yazılan suçlu öğrenci misali karşısına geçirip, bir iki hukukî terimi sündürüp, ağdalayıp korkutacak, nefsini tatmin edecek. Muhtemelen benden sonra yanına gelen hâkim ve savcılara kendisini övmek için laf biriktirecek. Bir belediye başkanına nasıl fırça attığını ballandıra ballandıra anlatacak. Haşa kimseyle ego yarıştıracak durumda değiliz Elhamdülillah. Nefsimiz ayaklarımızın altındadır da… Olsun… Canım bir hâkimden de fırça yemeyelim. O da eksik kalsın. Sonra davasına, keşfine geldiği adamlar zaten “benim adamım” değiller ki. İkisi de bana oy vermedi. Bir kere olsun, benimle ilgili kibar laf söylemeyen insanlar bunlar. Yetmiş seksen yaşlarındaki iki fakir kasabalı devletin hâkimini getirmek için, belediyenin aracını almasın da ne yapsın. Bir kere; onlara o arabayı vermemek belediyenin kamu hizmeti yapma ilkesine de ters düşer. Kanunda yasakmış. Eyvallah. Kanun kanundur da… “Da”sı var işte Emmi.

Gitmedim hâkimin yanına. O da suç duyurusunda bulunmuş. Davayı bir avukata vermeye kalktım, adam benden seri katil kurtarma parası istedi. “Nasıl olsa boynum kalın, kendi kendimi savunurum.” dedim. Sonra, insanlık cilkes öldü mü canım? Bu mahkeme kasabanın iki hatırı sayılır ihtiyarının başının altından çıktı benim başıma. İkisi bir olmazsa da her biri ayrı bir gün gider geçer hâkimin karşısına; “Efendi iş böyleyken böyle oldu: Biz işin buraya kadar geleceğini hiç düşünemedik. Eski başkanın gününde her işimizi bu arabayla yapardık. Düğünlere, cenazelere, hasta yoklamalara hep bu arabayla gider gelirdik. O zaman hiçbir şey olmadı. Şimdi duyduk ki belediyenin makam arabasına binmek yasakmış. Bu başkan mı yasaklattı, ya yoksa evvelden beri mi yasaktı bilmiyoruz. Yasak olduğunu bilseydik o zaman da binmezdik, şimdi de. Kasabada bir iki lafını bilmez, ağzı kovuk ‘Bunlar başkanı mahkemeye verdirip, başkanlıktan düşürüp, eski başkanı geri başkan yapıcılarmış’ diye şayia çıkarmış. Hepinizin babalı -vebali- boynumuza olsun ki öyle bir şey yok. Aha şu boyunlarımızdaki bu başkanın dedesi Hafız Hoca’nın yazdığı muskalardır. Bugün başımız dişimiz ağrımıyorsa -Allah Efendimize komşu etsin- onun sayesindendir. Biz boyunlarımızda muskasını taşıdığımız adamın kanının karıştığı birine, hatta yedi sinsalasına -sülale- kemlik demeyiz. Eğer ki ortada bir suç varsa bu suç başkanın veya şoförünün değil bizimdir. Mümkünü varsa affedin, yoksa hükmünüz karşısında boynumuz kıldan incedir.” der işi bitirirler diye düşünmüştüm.

Benim düşündüklerimin hiçbiri olmadı. O gün bugündür gidip geliyorum mahkemeye. Kendi kendimi savunuyorum iki küsur yıldır. Ayda bir mahkeme var ve her mahkeme duruşmalı Emmi.

Bugün sabah dokuzdan ikindiye kadar adliyedeydim yine. Baktım mübaşir avukatları ve avukatı olan davalı ve davacıları bekletmeden içeri alıyor, bari ben de torpil yaptırıp bir an önce duruşmaya girip çıkayım da işime gücüme bakayım dedim. “Ben” dedim mübaşire “Biliyorsunuz belediye başkanıyım kasabaya vali bey gidecek, benim kendisinden önce orada olmam gerekir dosyamı öne alabilir misiniz?” Bunu diyen sen misin? Bizimki de saflık işte sen kimsin karşındaki kim: Karşımdaki koskoca mübaşir, adliyenin sahibi, memleketin hukuk sistemini ayakta tutan adam. Ortadoğu ve Balkanlara mahkeme dosya sistemini getiren; hangi dosyanın ne zaman hâkimin önüne konulacağına karar veren ve verdiği kararlarda asla geri dönüşü olmayan, dosyaların kendi bilgisi dışında karıştırılması, sıralarının değiştirilmesi halinde, hâkimi değilse de kâtibi sürüm sürüm süründüren adam. Efendim kim nereden gelir nereye giderse gitsin. Şu şuradan gelecek, şu şuraya gidecek diye buradaki düzeni değiştirmek olmaz. Herkes görevini bilmeli. Ya Hu Emmi neymiş bu mübaşirlik? Hayır, bir tavuk verdik adamı söylettik, iki tavuğa susmuyor şimdi. Lafını verdiğim adamı da görsen; orta boylu, kısa saçlı, üzerinde eşantiyon bir kareli gömlek; aynı amirleri gibi, tıraş olmaktan nevli dönmüş bir yüz, ensesinde uzamış kıllar, ayağında eski bir ayakkabı –firmalar eşantiyon olarak genelde gömlek veya ajanda verir- bu ayakkabının üzerinde dimdik duran ve basbas bağıran biri.

Allah kimseyi mahkeme kapısında bekletmesin Emmi. Adamın insanları bir çağırması var ki sorma gitsin. Adliyenin ikinci katından “davalı Hasan Keklikciiiii…” diye bağırınca, Allah seni inandırsın Andırın Garajından duyuluyor herifçioğlunun sesi. Alışmış. Öyle işte. Hal bu ki ben yanındayım. Biraz önce torpil yapmaya çalıştım. Olsun… Adam bağırıyor.

Bu mahkemeye bundan önce kaç defa geldim tam hatırlamıyorum. Otuzu bulmamışsa da yakındır. Hoş hâkimin savcının bir şey dediği de yok. “Devletin makam arabasını yandaşlarına kullandırıyorsun. Ankara, Antalya seminer seminer geziyorsun.” gibi saçma sapan laflar her defasında. Hal bu ki ilk duruşmada; bizim belediyenin kendilerinin bildiği belediyeler gibi bir belediye olmadığını anlattım. Belediye başkanı olarak şehir dışına arabayla gitmek için yakıt alacak durumda olmadığımızı; yakıt alabilsek bile, alındığı ilk ay takla atmış, her an neresinden ne arıza vereceği belirsiz makam arabasının Kahramanmaraş dışına çıkamayacağını söyledim. Kaç defa hâkime, “Şahit getireyim.” dedim. “Biz burada neyiz, şahit lazım olursa senden istemesini biliriz.” diye beni zavırladı koydu şuraya. Hâkim, hâkim değil parti kapatan dirayetli (!) üstatlarına özenen bir tip. Her sözümün sonuna “diyorsun” diyor ve elindeki kalemi parmaklarının arasında gezdirip duruyor. İnsanın aklına şu da geliyor; acaba adamın babası bir yerde seçime girdi kazanamadı da onun acısını benden mi çıkartmaya çalışıyor? Yoksa düşünen insan, yasak olan -kanuna göre- bir iş için bir kere şehre gelip giden aracın, otuz defa mahkeme için şehre gelip gitmesindeki devletin zaman ve maddi kaybını hesap eder.

Neyse ki bugün karar verilecek. Şükür ne eski çağ ve ne de engizisyon mahkemesinde yargılanmıyoruz Emmi. Yoksa bu hâkim ya bizi azgın bir ırmağa attırır, nehir tanrısının (!) insafına bırakırdı. Ya da giyotinde kafamızı gövdemizden ayırtırdı.

Girip çıktım Emmi. Nihai karar verilemedi. “Belediye başkanının suçun işlendiği tarihte belediye başkanı olup olmadığının vilayetten sorulmasına karar verilmiştir.” denildi.

Bir dahaki mahkemeye gelmeyeceğim. Fakat olur da jandarma gönderilip ellerim arkamdan kelepçelenmek suretiyle mahkeme salonuna getirilerek duruşmaya katılmak zorunda bırakılırsam Abdurrahim Karakoç’un aşağıya bir dörtlüğünü aldığım Hâkim Bey şiirini, başından sonuna kadar heriflerin suratlarına okuyup çıkacağım Emmi.

“Mübaşir itekler, kâtip zavırlar
Değişti bizde de göya devirler
Yüz yıl önce adam yiyen gâvurlar
Tapucuyu aya saldı hâkim beğ A.KARAKOÇ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme